SARMAŞIK « Bitkiler
Sarmaşıkgillerden bir bitki. Yeşil renkli ve değişik şekilli yaprakları vardır. Sap ve yapraklarından çıkan küçük ek köklerle dik ve düz yerlere yapışarak tırmanır, duvarları kaplar. Çok yetiştirilen bir bitkidir.
ÜÇLÜ PAKT « Tarih
Hitler Almanyası'nın İtalya ve Japonya ile 1940 yılında Berlin'de imzaladığı pakt. Bu pakt, Avrupa ve Afrika düzenlenme hakkını Almanya ve İtalya Asya'nın düzenlenme hakkını da Japonya veriyordu. Daha önce (1939) İtalya ve Almanya arasında imza edilen çelik Pakt, 1939 Avrupa Savaşı'nın başlamasına sebep olmuş, 27 Eylül 1940 tarihinde Çelik Pakt'a Japonya'nın da katılması ile Üçlü Pakt'ın meydana gelmesi, savaşın, İkinci Dünya Savaşı olmasını sağlamıştır. Üçlü Pakt devletleri, İkinci Dünya Savaşı'ndan büyük yenilgi ile çıkmışlardır.
KİTAP « Bilim ve Sanat
Bir ya da birkaç konuya dair eli yazılmış ya da matbaada basılmış sahifelerden ibaret yaprakların, bir arada birleştirilmesi ile meydana getirilen, okumaya mahsus ciltli ya da ciltsiz eser.
Kitap, bugünkü şeklini alıncaya kadar çeşitli şekiller ve safhalar geçirmiştir.
Yazının icadıyla başlayan tarih devirlerinde insanlar yazıyı levha halindeki çamur tabakaları veya balmumu sürülmüş levhalar üzerine yazar veya ucu ince demir kalemlerle tahtaya veya taşa oyarlardı.
Asurlular, Sümerler, Hititler çamur levhalar üzerine çizgi halinde yazılan yazdıkları levhaları fırında pişirmek suretiyle sertleştirerek saklarlardı (Bunlara “tablet” deriz).
Bunlar henüz kitap denecek şeyler değildi. Gerçi binlerce tabletten müteşekkil kütüphaneler vardı; fakat bunlar ayrı ayrı sahifeler halinde tabletlerden ibaretti.
Mısır'da ise en eski zamanlardan beri “papirüs” denilen bir çeşit bitkinin düz olan yaprakları üzerine yazı yazılırdı. Bu yapraklar şerid hâlinde kesilip ıslatılır ve nişastaya batırılıp birkaç kat olarak tokmakla düz bir yerde dövülmek suretiyle kâğıt gibi sahifeler elde edilirdi.
Yazı yazılan papirüs yapraklarının bir kenarına bir tahta çubuk geçirilip ve bu çubuk sağ el ile tutulup çevrilmek suretiyle yaprak açılarak üzerindeki yazı okundukça sol el ile diğer ucu kıvrılmak suretiyle toplanırdı.
Bergamada da deri üstüne yazı yazılır ve bu deriler yan yana konarak kenarlarından bağlanırdı. İmparator Augustus zamanından beri deri yapraklı kitaplar bugünkü kitap şeklini aldı. Bu , suretle iki şekil kitap vücuda gelmişti ki bunun biri tomar şeklinde, diğeri katlama yapraklı idi.
İşte bugünkü kitap şekli bu son katlamalı derilerden doğmuştur. Hıristiyanlığın başlangıcında dine ait kitaplar hep deri üstüne yazılıyordu.
Orta Asya'da ve Çin'de de deri üstüne yazılmış kitaplar yapılıyordu. Çin de paçavradan kâğıt yapmak icat olununca papirüs ve deri yerine bu kâğıtlar kullanılmağa başlandı. El yazması olan kitaplar istihsal suretiyle teksir ediliyordu. Tahta levhalar üzerine ters ve kabartma olarak kazılan yazılarla basma usulünü takip eden harflerle baskı usulü icat olunduktan sonra kitap büyük bir gelişmeye uğradı. Böylece basılanlar elle yazılan kitaplardan daha ucuza mal olduğu gibi aslına da daha sadık bir şekilde basılmağa başlandı. Önceleri bu kitapların resimleri el yazmalarında olduğu gibi minyatürler ve çizgilerle yapılırdı. Fakat 1461 den itibaren Ramberg'de Pfister tarafından tahta üzerine kazılan resimlerle basılmaya başlandı.
1440 tarihinde, ayrı ayrı harfleri yan yana getirmek suretiyle sahife teşkil usulünü bulan Johan Gutenberg kitap basma sanatına yeni bir inkişaf vermiştir.
Durer gibi meşhur kazı ressamlarının kazdıkları klişelerden de resimler basılıyordu. XV. yüzyıldan itibaren kitaplarda kazma resim ancak harita, tıp ve biyolojiye ait resimler gibi açıklayıcı resimler için kullanılıyordu. Kitaplara basılan renkli resimler ise XVIII. inci yüzyılın sonlarında başladı. İngiltere'de kesme kalıplarla boyama usulü tatbik olunmak suretiyle ucuz boyalı resimler basıldı. 1796 da taş üstüne mürekkeple yazı yazılarak basma usulü yeni litografya icat olunmuştu. Bu suretle de kitaplar basılıyor ve boyuna bu usul ile yani litografya usulüyle resimler yapılıyordu. Fotoğrafla yapılan klişeler de kitapları resim cihetinden çok zenginleştirdi. XIX uncu yüzyılın sonlarında stereotipinin tatbiki ve yeni baskı usulleri ve makinelerinin icadıyla kitap her keseye elverişli bir hale geldiği gibi güzellik ve baskı itibariyle de büyük bir gelişmeye uğradı.
Türkiye'de de matbaanın tatbikatından önce kitaplar ya deri veya Hint de ve Türkistan'da yapılan deriye benzer kâğıtlar üzerine yazılıyordu.
Türklerin istanbul'u fethettikleri zaman Avrupa'da ayrı ayrı harfleri yanyana getirmek suretiyle bitaplar basılıyordu.
Fakat Türkiye'de matbaanın uygulama yılı olan 1729 a kadar kitaplar el ile yazılmakta devam etti. O zamanları Paris'te sefir olan Yirmi Sekiz Çelebi Mehmet Efendi'nin Avrupa'daki fikir ilerlemelerinin başlıca sebeplerinden biri, halkın her türlü ilim ve fen kitaplarından istifade etmesi olduğu hakkında verdiği bilgiler Nevşehir'li İbrahim Paşayi ilgilendirmişti.
Yirmi Sekiz Çelebi Mehmed Efendinin oğlu Said Mehmed Efendi Paris'te babasıyla beraber bulunduğu sırada matbaalar hakkında bir fikir edinmişti. İstanbul'da İbrahim Müteferrika isminde lisan bilir ve matbaacılıktan anlar bir zat ile birleşerek İbrahim Paşa'nın da muvafakatini almak suretiyle bir matbaa açmağa teşebbüs etti.
Fakat bu teşebbüse karşı cahil softaların ayaklanmasından çekinen İbrahim Paşa o zamanın şeyhülislâmından bir fetva almak suretiyle bu işi halletti. Bu fetva, ancak lügat kitabı gibi şeylerin basılması hakkında idi. 1729 senesinde açılan bir matbaada bazı faydalı kitaplar basıldı. Fakat biraz sonra softalar halkı ayaklandırarak saraya hücum ettiler ve İbrahim Paşayı katlettiler. Matbaa da kapandı. Bir müddet sonra isyan bastırılınca matbaa tekrar açıldı. Matbaanın ilk bastığı kitap Vankulu adındaki sözlüktür.
Türkiye'de 1831 yılında Mehmet Hüsrev Paşanın himayesiyle Jacqes Ca-illol tarafından tatbik olunan taş basma usulünde de bir çok askerî ve talim kitapları ve haritalar basılmıştır.
Atatürk'ün harf devrimine kadar Türkçe kitaplar eski Türk harflerinin Lâtin harfleri gibi punto üzerine dökülmüş ayrı ayrı şekillerinin tertibi suretiyle basılmakta idi.
Lâtin harflerinin kabulünden sonra ise kitaplar bütün Lâtin harfi kullanan memleketlerdeki gibi soldan sağa yazılmak ve sabiteler de bu şekilde rakamlanmak üzere batı medeniyeti kitaplarının şeklini aldı.
DUA « Din
Aslında “çağırmak” anlamında olan bu kelime, Kur'anda “yardım istemek” anlamına gelmektedir. Bir şeyin yapılmasını ya da yapılmamasını, Tanrı'yı “medih ve sena yolu” ve kişinin ihtiyacını belirten bir dil ile istemekten ibarettir. Kur'anda ibadet'e ait âyetlerde duanın önemli bir yeri vardır. “Dua, ibadetin özüdür” şeklindeki hadîs ile önemi belirtilen dua, kulun bütün ümitleri kırıldıktan sonra, Tanrıya yönelerek yalvarması ve onu tek yardımcı olarak tanıması demek olduğundan, gerçek bir birleştirici sayılmış ve en iyi ibadet şekli olarak kabul edilmiştir .
ANADOLU « Türkiye Coğrafyası
Türkiye'nin Asya kıtasındaki topraklarına verilen ad. Anadolu sözünün, sonuncu yüzyılda Doğu Roma İmparatorluğu'nun Asya topraklarındaki bölgesine verilen. Thema Anatolika (Doğu ülkesi) deyiminden geldiği ileri sürülmektedir.
Daha sonraları Anadolu kavramı bir bölge adı olarak kullanılmış, Osmanlılar zamanında Anadolu eyaleti kurulmakla bir yönetim bölümünün adı olmuş, 1864 den sonra da coğrafî bir kavram halinde kökleşerek Suriye - Irak kuzeyindeki Asya Türkiye'sini ifade eder olmuştur. Bugün Anadolu kavramı, Türkiye'nin bütün Asya topraklarını gösterecek şekilde geniş bir anlam taşır. Yüzölçümü 753.000 kilometrekaredir ve Türkiye'nin % 97 sini meydana getirir. Anadolu'nun sınırları kuzey doğuda, Rusya, doğuda İran, güneyde Irak ve Suriye'dir. Geri kalan 7.000 kilometreden fazla sınırını denizler meydana getirir. Baştanbaşa yayla ve ovalardan ibaret Anadolu'nun ortalama yüksekliği 1.162 metredir.
HADIMAĞASI « Tarih
Osmanlı padişahlarının saraylarında ve büyük konaklarda haremle selâmlık arasında hizmet gören ve çoklukla küçük yaşlarda hadım edilmiş zencilerden olan erkek hizmetçiler.