AÇLIK « Biyoloji
Canlı varlıkların muhtaç oldukları besinleri alamadıkları zaman gösterdikleri duruma verilen ad. Açlık, besinlerin bulunamadığı zamanlarda olabildiği gibi, çeşitli hastalık sebepleri ile besin yenmemesinden de meydana gelebilir.
Her iki durumda da, vücut, ihtiyacı olan besin maddelerini alamadığı halde bir süre vazifesini yapmağa devam eder. Açlığın başlangıcında, önce depo edilmiş, yağlar erir. Yağ depolarının tükenmesi sonucu gene aç kalınmakta devam ediliyorsa, bazı fizyolojik olaylardan sonra, o organizma nihayet ölür. İnsanların açlığa dayanmaları, vücuttaki yağ depolarına, genç ya da yaşlı olunmasına, vücudun açlığa idmanlı olmasına göre 15-30 gün arasında değişir. Bu genel açlıktan başka bir besin grubunun eksikliğinden doğan açlıklar da vardır: A vitaminoz (vitamin eksikliği), susuzluk gibi.
BARTİSTLER « Din
Birçok kollara ayrılan bir Protestan mezhebi. Genel olarak Caivinciler'e yakın olan Babtistler cemaatlerine yalnız erginleri kabul ederek küçüklerin vaftizini hükümsüz sayarlar.
DERS « Eğitim
Öğretmen tarafından öğrencilere bilgi verme işi ya da bir bilimi elde etmek için ona dair alman bilginin bir kısmı. Ders, resmî eğitimin ondan ayrılmaz bir parçasını ve okulun en önemli vazifesini meydana getirir.
Bir öğretmen tarafından bilgi verme îşi, değişik çağlarda, değişik amaçlar için yapılmıştır. İlk çağda dersin amacı, çoklukla ,ders dinleyen öğrencilerin hitabet kudretini artırmaktı Orta çağda ise, Batıda tamamen Lâtince, Yakın Doğu'da Arapça gibi dilleri ve en önemli dinî bilgileri çocuklara öğretmek amacı için verilmiştir.
Yakın çağlarda ve günümüzde dersin amacı daha da geniş bir özellik kazanmıştır. Çeşitli sosyal şartlar sonucu ve eğitimcilerin çalışmaları ile, öğrencilerin kültür yapıları içine bilgileri sistemli bir şekilde sokmak ve bunların aralarındaki bağlılığı göz önünde bulundurarak öğretmek şeklini almıştır. Böylece, günümüzde dersin amacı öğrencileri toplumun birer parçasını meydana getiren vatandaş olarak sosyal ve kültürel vazifelerini yapabilecek ve bunların sorumluluğunu duyabilecek kişiler haline getirmek olmuştur.
BOŞLUK MAKİNELERİ « Kimya
Bir kap içindeki gazı (çoklukla havayı) boşaltmaya ve orada bir boşluk meydana getirmeye yarayan âletlere verilen ad. Bunlara boşaltma makineleri ya da boşluk tulumbaları adı da verilir. Bunlar çoklukla bir silindir ile bunun içinde hareket eden hava kaçırmaz bir pistondan yapılmış düzenlerdir.
ÇIBAN « Sağlık
Vücudun her hangi bir bölümünde meydana gelen irin yığınına verilen ad. Deride şişkinlik, kızarıklık ve ağrı ile kendini belli eder. Soğuk ve sıcak olmak üzere iki çeşidi vardır. Soğuk çıbanlar, ağrısız, kızartısız, ateşsizdir. Şişkinlikleri ile kendilerini belli ederler. Bu çeşit çıbanlar, vücudun genel bir temizliğe ve yorgunluktan dolayı kuvvetlenmeye ihtiyacı olduğunun işaretidir.
Sıcak çıbanlar, mikroplu iltihaplanmalar sonucu meydana gelir. İlkin, derinin çıban çıkacak bölümü hafif hafif yanmaya başlar. Sonraları kızarıklık ve sıcaklık belirir. Bir süre sonra kızarıklık kaybolur. Çıbanın çevresi sert, ortası yumuşak bir durum alır. Bu durumlarda , çıban olgulaşmış , içi irinle dolmuştur. Bu çeşit çıbanın kesin tedavisi, çıbanın bisturi ile yarılması ile olur.
AKTÖR « Sinema ve Tiyatro
Genel olarak tiyatroda herhangi bir oyunu oynayan oyuncu. Kadın olanlarına da aktris denir. Aktörler, oynadıkları eserlere göre ya konuşurlar, ya şarkı söylerler veya fikirleri hareketleriyle gösterirler.
Sahnenin ilk yurdu sayılan Yunanistan’da aktörlük, şerefli bir meslekti. Eski Yunan sahnelerinde kadınlar sahneye çıkmaz, erkekler maske takarak kadın rollerinde oynarlardı. Eski Yunanistan, da aktörlüğe verilen değer yüzünden piyes yazan şairler, Atina'nın en önemli kişileri arasında yer alır, en gözde yurttaşlar bile sahnede rol alırlardı. Fakat zaman geçtikçe bu önemlerini, haklarını kaybettiler. Küçük Asya ve Afrika’da gezici tiyatrolarda oynamağa başladılar.
Aktörlük, Yunanlılarda şerefli bir meslek olmasına rağmen, Romalılarda körlere mahsus bir iş olarak ve aşağılık bir meslek şeklinde görülmeğe başlandı. En ünlü aktörün bile yurttaşlık hakkı yoktu.
Orta çağda, Hristiyanlığın ilerlemesi ile aktörlük daha zor bir duruma düştü. Aktörler aforozla cezalandırıldığı gibi, çeşitli baskılar altında ezildiler. Yalnız zaman geçtikçe aktörleri koruyan bazı krallar yüzünden aktörlük saygı gören bir meslek olmaya başladı. Fransa'da Louis XIV. ün aktörleri koruması ve büyük Fransız yazarlarının e-serleri desteklemesi, modern tiyatro anlayışının doğmasına ve aktörlerin şerefli insanlar sayılmasına sebep oldu. İngiltere'de de kilisenin baskısı giderilerek ünlü aktörler yetiştirmiş oldu. Bugün medenî dünyada aktörlük şerefli, büyük kazanç getiren ve herkes tarafından iyi olarak kabul edilen bir meslektir.
Bizdeki aktörlüğe gelince, normal tiyatro anlayışının yerleşmesinden önce bir çeşit tiyatro sayılan Karagöz ve orta oyununa çıkanlar, din adamları tarafından iyi karşılanmamıştır. Avrupa’nın etkisi altında bizde tiyatro başladığı zaman ise, sahneye ilkin Ermeniler çıkmıştır. Türk ve müslüman olanlardan sahneye çıkanlar adlarını değiştirmek zorunda kalmışlardır. Hattâ bu baskılar yüzünden aktörün mahkemelerde şahitlikleri tanınmazdı. Fakat, zaman ilerledikçe Güllü Agop Fasülyeciyan, Kara kaş, kız kardeşler gibi Ermeni aktörler, den sonra Necip, Fehim, Hamdi gibi Türk ve müslüman aktörlerin sayesinde sahnemiz yavaş yavaş gelişmiş Birinci Dünya Savaşından sonra Afife, Bedia gibi ilk kadın sanatçıların da sahneye çıkmaları sonucu medenî bir meslek olarak kabul edilmeğe başlanmış, Naşit ve Hazım gibi sanatkârlarla büyük geliş, meler kazanmıştır.
Cumhuriyetin kurulmasıyla da tiyatro sanatına önem verilmiş, aktörlük şerefli bir meslek olarak kabul edilmiş ve aktörler devlet eliyle yetiştirilmeye başlanmıştır.
Aktörler sahnede oynadıkları rollere göre çeşitli adlar alırlar:
Sahnede konuşarak rol yapanlara aktör ve komedyen denmektedir. Oyunlarda kuru kalabalığı meydana getirenlere figüran denir. Şarkılı oyunlarda oynayanlar, seslerin kalınlığına ve erkek veya kadın olmalarına göre: Tenor, bas bariton, meza soprano, soprano, kontralto adlarını alırlar. Küme halinde şarkı söylemeye de koro denir.