BRİTANYA İMPARATORLUĞU « Tarih
İngilizler tarafından kurulan, yedi deniz ve altı kıtaya yayılmış olan bir imparatorluk, XI. yüzyılda temelleri atılan ve XVI. yüzyılda gelişerek zamanımıza kadar gelen bu imparatorluk Birleşik Krallığın muhtar dominyonların çeşitli derecelerle Britanya Parlâmentosunun kontrolü altında bulunan siyasî ve coğrafî birliklerin bir araya gelmesi ile meydana gelen bir topluluktur. Bugün bu deyim yerine daha çok “Britanya Milletler Topluluğu - "The Britsh Commonwealth of Nations” deyimi kullanılmaktadır. Bugün yüzölçümü 34 milyon kilometrekare,nüfusu ise 667.043.528 dir.
Merkezi Londra şehri olan Britanya İmparatorluğunda beyaz, sarı, siyah ve kırmızı ırktaki insanlar, bütün dinler, yüzlerce dil, medeniyetin en basitinden en yüksek derecelerine kadar çeşitli kültür seviyelerinde topluluklar bulunmaktadır.
Tarih: Milâttan yüz yıl kadar önce Romalılar Britanya'yı istilâ ettikleri zaman, bu ülke ilkel bir şekilde yaşayan Keltlerin elinde bulunuyordu. Bu günkü İngiliz milletinin çekirdeğini meydana getiren Anglo - Saksonlar, 449 yılından itibaren Almanya'dan gelerek Britanya adalarına yerleşmeğe başlamışlar ve Kelt asıllı Britonları boyundurluklarına almışlardır. Böylece yedi Anglo - Sakson devleti kurulmuştur. Normanların 1066 tarihinde Britanya'ya yerleşmeleri ile de İngiliz milleti ve devleti yeniden kurulmuştur. Bundan sonra İngilizler uzun yıllar Britanya adalarındaki egemenliklerini tam ve sağlam olarak kurmağa çalışmışlardır.
Bu sebeple XV. yüzyıla kadar İngilizler, büyük deniz seferlerinin başlamasına, yeni yeni ülkelerin İspanyollar ve Portekizler tarafından fethedilmesine seyirci kalmışlardır. Tudorlar devrinde ana yurttaki durumlarını kuvvetlendirdikten sonra Elizabeth I. devrinde (hük. 1558 - 1603), yüzyıllardan beri verimsiz bir şekilde takip edilen Avrupa siyasetine bağlı kalma politikasını terk etmişlerdir. Denizaşırı ülkelerin çoğunun İspanyollar ve Portekizliler tarafından fethedilmiş olması karşısında da, her şeyden önce sağlam bir deniz kuvveti meydana getirmeğe çalışmışlardır. 1603 ten sonra Hindistan ve Amerika'ya doğru denizaşırı teşebbüslerde bulunmağa ve oralarda yerleşme merkezleri kurmağa başlamışlardır. Böylece XVI. yüzyılın ikinci yarısında denizlerdeki başlıca rakibi İspanya’yı XVII. yüzyılın başlarında Hollanda’yı, XVIII.yüzyılda Fransa’yı yenilgiye uğrattıktan sonra Amerika'da, Hindistan'da, Asya'nın ve Afrikanın çeşitli yerlerinde yerleşme bölgelerini genişletmeğe ve oralardaki durumlarını sağlamlaştırmağa başlamıştır.
Uzun yüzyıllar, belli bir plânın tatbiki şekilde genişleye genişleye, XX. yüzyılın başlarında Britanya İmparatorluğu genişlemesinin en son derecesine varmıştır. XX. yüzyılın başlarında bu imparatorluk, 52.000.000 kilometrekarelik bir alanda ve 500.000.000 luk bir nüfusa sahip bulunmakta idi.
Fakat XX. yüzyıl, Britanya İmparatorluğu için bir duraklama, sonra da bir gerileme devri olmuştur. Bu devirde Britanya İmparatorluğu, bir taraftan arazi kaybına uğrarken, bir taratan da başka fedakârlıklara katlamak zorunda kalkmıştır. Sömürge halklarının her bakımdan ilerlemesi, milliyet şuurunun gelişmesi, bir taraftan Milletler Cemiyetinin bir taraftan da Birleşmiş Milletler Teşkilâtının ileri sürdükleri halk topluluklarının ana hakları prensipleri, dünyada bir sömürgecilik aleyhtarı hareketin kuvvetlenmeğe başlaması ve İkinci Dünya Savaşından İngiltere'nin her bakımdan zayıflayarak çıkması, bu fedakârlıkları gerektirmiştir. Böylece, İngiltere, Britanya imparatorluğunun çözülüp dağılmasını önlemek için birçok sömürgelerin yönetimini, kendi halkları lehine değiştirmiş, yerlilere daha geniş ölçüde teşri ve idare hakları vermiştir.
1921 den sonraki arazi kaybının basında, Birleşik Krallığın bir kısmını meydana getiren İrlanda'nın sömürgelerden Birmanya'nın, protektorlardan Mısır'ın, manda arazilerinden Irak, Manverai Ürdün, Filistin, Britanya İmparatorluğundan ayrılmaları gelir.
İmparatorluk devresindeki bu arazi kayıplarından başka çeşitli tavizler de verilmiştir. Bunların en önemlisi Hindistan'a tanınan haklardır. Hindistan'da Birinci Dünya Savaşından sonra, Gandhlnin liderliği altında beliren milliyetçilik akımı sonucu, Hindistan Britanya İmparatorluğu çerçevesinde kalmak üzere cumhuriyet olmuş. Pakistan ve Seylân dominyonları kurulmuş, Afrikada'ki sömürgelerin çoğu, kendi kendilerini idare haklarını kazanmışlardır.
Britanya İmparatorluğu, kuruluşunca ve yayılışında silâh ve zor kullandığı halde yerli halk topluluklarının hayat seviyelerinin yükselmesinde, buralarda medeniyet ve irfan yollarının açılmasında ve kendi kendilerini idare edebilir hale gelmelerinde kuvvetli bir âmil olmuştur.
İdare sistemi: Britanya Sömürgeler imparatorluğunun idaresi, Londra'daki Sömürgeler Nezaretine bağlıdır ve sömürgeler Britanya'nın egemenliği altındadır. Hukuken sömürgeler toprağı Britanya toprağı, halkı da Britanya tebaasıdır. Britanya, sömürgelerde valiler, vali vekilleri, yüksek komiserler tarafından temsil edilir. Krallık tarafından tâyin edilen bu memurlar, Sömürgeler Nezaretinin memurlarıdır. Britanya İmparatorluğu, başlıca şu dört tipe ayrılmıştır:
Sömürgeler (Colony) : a -Muhtariyetsiz ülkeler. Bunlarda teşri ve icra kuvvetleri, valinin (governor) eli altındadır. Valinin tayin ettiği Danışma Meclisi'nin sadece istişareye katılma hakka vardır, b- Mahdut muhtariyetli ülkeler: Bu ülkelerde vali sadece icra yetkisini haizdir, c - Geniş muhtariyetli ülkeler: Bu ülkelerde de icra yetkisi valinin elindedir, fakat Danışma Meclisinin üyeleri kısmen vali tarafından, kısmen de halk tarafından seçilen Temsilciler Meclisi üyelerinden meydana gelmiştir, d -Kendi kendini idare eden ülkeler (selfgoverning): valinin yetkileri çok daralmıştır. İcra yetkisi Temsilciler Meclisine karşı sorumlu olan bir Bakanlar Kuruluna verilmiştir. Başında da bir baş bakan bulunur.
II - Protektoralar (Himaye altındaki ülkeler): Bunlar Biritanya toprağı sayılmaz. Yalnız, dış münasebetler ve temsil etme hakkı, teşri, icra ve kaza hakları Britanya tacına terkedilmiştir. Başlıca iki tipi vardır: a - Sömürge Protektoru: Bunlar genel olarak sömürgeler gibi idare edilir, b -Himayeli devletler: Bunlarda devlet başkanlığı yerli hükümdarlara bırakılmıştır. Britanyalı bir müşavir (Resident) de Birleşik Krallık tacının hukukunu korur.
III - Vesayet ülkeleri (Trust Territory) : Bunlar Britanya toprağı sayılmaz. Birleşmiş Milletler Teşkilâtının kontrolü altında vasiler tarafından sömürge gibi idare edilir ve idarenin başın da genel olarak bir adminstrator bulunur
IV - Kondominyumlar (Condominlum) : Bunlar, iki devletin birer yüksek komiserleri tarafından beraberce idare edilir.
Bu yönetim sisteminin dışında Birleşik Krallıkla birlikte 16 ülke, İngiliz Milletler Topluluğunun (Commenwealth) üyesi bulunmaktadır. Bu ülkeler şunlardır: Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, Kıbrıs, Hindistan, Pakistan, Seylân, Ghana, Malaya. Federasyonu, Nijerya, Sierra Lione, Tanganika, Trinidad - Tobago, Jamaika, ilganda.
BEHAVİORİZM « Bilim ve Sanat
Modern psikoloji akımlarından biri. İngilizce “Behavior = davranış” kelimesinden yapılmış bir deyimdir ve Türkçeye “davranış - alışkanlık ruhbilimi” olarak geçmiştir.
Behaviorizm, 1912 yılında Amerika’da Jonh Broadus Watson (1878.) tarafından “içe bakış psikolojisi” ne bir tepki olarak kurulmuştur,
Deneysel psikolojinin kurucusu; olan Alman psikologlarından Wilhelm Wundt (1832 - 920) tarafından 1879 da kurulan ilk psikoloji lâboratuarı ile psikolojiden ruh tetkikleri atılmış, onun yerine psikolojinin konusu olarak sadece ruh olayları alınmıştır. Böylece psikolojide bilimsel çalışmalar yapılabilmiştir. Fakat sonraları Watson, ruh yerine psikolojiye giren “şuur”u da açık ve seçik bulmamış, ne olduğu nerede olduğu bilinmeyen bu şeyin psikolojinin konusu olamayacağını iddia etmiştir.
Watson'a göre psikoloji bir bilimse, sadece elle tutulan, gözle görülen insan davranışlarını incelemelidir.
Behavioristlere göre, doğuştan hiç bir bilgi, istidat, kabiliyet, temayül (içgüdü dahil) getirilmez; çocuğun bütün ruhsal etkilerle, yani öğrenci ve alışkanlıkla olur. Bir çocuğun ressam, doktor, v.s. oluşu yetiştiği çevrenin etkisinden ileri gelir. Düşünme bile bir alışkanlıktır; dil, çocuğun bazı şeşlerinin eşya ve olaylarla şartlanması sonucunda meydana gelen bir alışkanlık olduğuna göre, insanın bir çeşit içten konuşması olan düşünme de bir alışkanlıktır.
Ruhsal hayatımızı şartlı reflekslerle açıklamağa çalışan, psikolojiden şuuru atıp bütün psikolojik olayları (hayvanlardaki gibi) birer alışkanlığa bağlayan Behaviorizm, psikolojiye birçok yeni açıklamalar getirmekle beraber, koyu maddeci ve amprist bir görüş olarak da tenkide uğramıştır.
BASIN « Meslekler
Belli aralıklarda basılıp haberleri, siyasî görüşleri, fikir ve sanat hareketlerini ve çeşitli teknik ve meslekî korkuları halka bildiren, idarî yönetimi de denetleyen yayın vasıtalarının bütünü. Bu kavramın gelişmesi ancak gazete ve dergilerin makinelerle çoğaltılabilmesi imkânı ile mümkün olabilmiştir.
Bugün basının, maddî ve ticarî bir meslek olmasının yanında bir kamu işi görmesi sebebiyle manevî değeri yüksek olan bir meslek olma özelliği de vardır. Demokratik sistemlerin dayandığı yürütme erki, yasama erki ve yargı erkinin yanında bir dördüncü kuvvet olmak kudretini taşımaktadır. Buna da sebep, basının gazeteler, dergiler ve çeşitli belli aralıklarla yayınlanan eserler vasıtasıyla bir kamu hizmeti görmesidir.
Herhangi bir siyasî görüşün, edebî bir fikrin, binlerce sayıda basılarak ve belli aralıklarla onu okuyacaklara ulaşması, basının bu kudretini meydana getiren başlıca sebeptir. Bu sebeple, bir medeniyet merhalesi olan basın hürriyeti, yani her konuda, kamuoyuna yararlı olmak için yazabilmek ve bunu yayabilmek hürriyeti, uzun ve yıpratıcı didişmelerden sonra elde edilmiştir. Fakat, yüzlerden, binlerden başlayarak yüzbinlere milyonlara varan yayın imkânlarıyla muazzam bir kuvvet haline gelen basın, zaman zaman iki büyük tehditle karşı karşıya kalmıştır. Bunlardan birincisi, hüviyet gizlemek suretiyle, menfaat hissine kapılarak, özel maksatlar gütmek, şantaj vasıtalarına başvurarak soysuzlaşmasına sebep olmaktadır. İkincisi de, ortalığı karanlık tutarak, kendi dileklerinin dışında kalan fikirlerin kamu oyuna yayılmasını istemeyen idarelerin tehditleridir.
Hür bir basın için birer tehlike olan bu iki tehdit de, demokratik sis temler ve hükümetlerin meşru tahditleri ve basın kanunlarıyla, ceza kanunlarına eklenen bâzı maddelerle giderilmeğe çalışılmıştır.
Tarih : Yazı ile haber verme işine ilk olarak Romalılar zamanında rastlanır. Julius Caesar (Sezar) zamanında bir çeşit duvar ilânı ile, halka bildirilmesi gerekli görülen haberler duvarlara asılmak şeklinde yapılmıştır. Daha sonraları bu haber yayma şekli, şehirden şehre gönderilen özel mektuplarla mümkün olabilmiştir.
Matbaacılığın icadı ile XVII. yüzyıldan itibaren gazeteler yayınlanmağa başlamış ve XVII. yüzyılda İngiltere. Fransa ve Almanya'da başlayan siyasî gazetecilik ile basını, gerçek önemini kazanmağa başlamıştır.
Fakat, basının, özellikle gazeteciliğin, demokratik sistemlerde dördüncü {kuvvet, haline gelmesi, XX. yüzyılın başlarından itibaren olmuştur. Sayısı yüzbinlere varan gazeteleri çok kısa zamanlarda, hemen hemen birkaç saat içinde, basabilmek ve yayabilmek imkânlarının gelişmesi ve artması ile basın bütün medeni dünyada önemli yerini almıştır.
Bizde basın: Bizde, belirli aralıklarla gazete ve dergilerin yayınlanması, XIX. yüzyılın ilk yarısından itibaren başlamıştır. Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yayınlanan ilk gazete, Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın, Türkçe ve Arapça olmak üze, re iki dilde yayınlattığı “Vekayii Mısriyye” adlı gazetedir. Bundan birkaç yıl sonra , 1 Kasım 1831 de, II.Mahmut'un emri ile ilk Türkçe gazete yayınlanmağa başlamıştır. “Takvim-i Ve-kay-i” adını taşıyan, resmî olan ve haftada iki defa yayınlanan bu gazetede, resmi olmayan yazılar ve haberler de çıkmıştır. Takvim-i Vekayi'nin, ayrıca Fransızca “Le Moniteur Otoman” adlı ayrı bir sayısı da yayınlanmıştır.
özel teşebbüsün çıkardığı ilk gazete de, 1840 yılında William Churchill adlı bir İngiliz tarafından yayınlanan “Cerîde-i Havadis” tir. Bir Türk tarafından çıkarılan ilk özel gazete ise, Şinasi ile Agâh Efendi'nin birlikte yayınladıkları “Tercümân-i Ahvâl” dir (1860) Bundan sonra yayınlanmış olan gazetelerin çoğu, gerek Türk basın hayatında, gerekse Türk fikir hayatında büyük izler bırakan, büyük etkileri olan gazetelerdir. Özellikle Şinasi'nin 1861 yılında yayınlamağa başladığı ve Avrupa'ya gittiği zaman Namık Kemal'in başyazarlığını yaptığı “Tasvir-i Efkâr”, 1866 yılında Ali Suavi'nin yayınladığı “Muhbir”, 1869 da yayınlanan “Diyojen” ve “Basiret”, Namık Kemal'in Avrupa dönüşünden sonra 1872 de yayınlamağa başladığı “İbret”, 1875 te yayınlanan “Vakit” ve “istikbâl”, Ahmet Mithat Efendi'nin yayınladığı “Tercü-mân-i Hakikat”, Londra'da Genç Osmanlılar tarafından kurulup Namık Kemal'in ve Ziya Paşa'nın gayretleri ile yaşayan “Hürriyet” gazeteleri bu devrin önemli gazetelerindendir. Böylece, baskı sayıları fazla olmamakla beraber, 1881 e kadar İstanbul'da yüze yakın gazete yayınlanmıştır.
Bu tarihten 1908 de ilân edilen Meşrutiyete' kadar gazetelerin yayınlanmasında bir azalma görülür. İkinci Meşrutiyetin ilân edilmesinden sonra, basın hayatı yeniden bir canlılık kazanmıştır. Bu tarihten, Anadolu'da Millî Mücadele'nin başlamasına kadar yayınlanan önemli gazeteler şunlardır: Şû-râyı Ümmet, Tanîn Tasvîr-i Efkâr, Hak, Tercüman-1 Hakikat, Pey ânı, İkdam. Sabah, Tevhîd-i Efkâr, Akşam, Yeni Gün, Zaman.
Mütareke yıllarında bir taraftan işgal kuvvetlerinin, bir taraftan da İstanbul hükümetinin çeşitli baskıları altında yayınlarına güçlükle devam eden bu gazetelerden başka, Millî Mücadelenin başladığı ve devam ettiği Anadolu'da da, millî hareketi destekleyen gazetelerin yayınlanmağa başladığı görülür. Sivas Kongresi'nin dağılmasından sonra yayınlanmağa başlayan “,İrade-i Milliye” gazetesi, Anadolu hükümetinin yarı resmî bir gazetesi olması bakımından da önem taşır. 14 Eylül 1919 da Sivas'ta yayınlanan bu gazete, sonradan Ankara'da yayınına devam etmeğe başlamış ve 10 Ocak 1920 tarihinden itibaren “Hâkimiyet-i Milliye” adını altmıştır. Yine Millî Mücadele yıllarında Ankara'da yayınlanan başka bir gazete de, Yunus Nadi Abalıoğlu'nun, İstanbul'dan Ankara'ya naklettiği “Yeni Gün” gazetesidir. Cumhuriyetin ilân edilmesinden sonra, Türkiye'de gazetecilik,büyük ilerlemeler kaydetmiş büyük denecek gazeteler, bir taraftan da Ankara'da ve öbür şehirlerimizde yayınlanmağa başlamıştır. Bilhassa eski harflerin yerine yeni Türk harflerinin kabul edilmesinden sonra, Türkiye'de okuma yazma bilenlerin sayısının artması, gazete okuyucularını da artmasına sebep olmuş:
ilerleyen tekniğe ayak uyduran gazetelerimiz okuyucu sayılarının da artması ile Avrupa ve Amerika'da yayınlanan gazetelerle yarış edecek imkânlara sahip olmuşlardır.
Gazeteciliğimizde,, Cumhuriyet devrindeki en büyük ilerleme, 1945 yılından itibaren başlayan demokrasi rejiminin yurtta yerleşmeğe başlaması ile olmuştur. Memleket dâvalarının ve memleket idaresinin, geniş halk topluluklarını da yakından ilgilendirdiği bu rejimde, çeşitli memleket meselelerini en iyi şekilde ve en doğru olarak yayınlamağa başlayan gazeteler, büyük okuyucu kütlelerine hitap etme tekniği ve imkânlarını elde etmişlerdir. Böylece, günlük baskıları yüz binin üstünde olan büyük gazete ve dergiler yayınlamak imkânı doğurmuştur.
Bizde basın kanunları: Türkiye'de basına hukukî bir nizam verme teşebbüsü 1864 yılında başlamıştır. Bu tarihte basın tüzüğü yayınlanarak, gazete ve dergi çıkarmak isteyenler için bazı kayıtlar konmuştur.
Bu tüzükte başlıca şu hükümler vardır; Gazete ya da dergi yayımlayacaklar, hükümetten izin almak zorundadırlar. Her gazetenin ve derginin sorumlu bir müdürü olacaktır. Uydurma haberler, yanlış vesikalar din ve mezhep aleyhinde yazılar yayımlayan gazeteler cezalara çarptırılacaktır. Bu cezalar arasında gazete ya da derginin, hükümet tarafından geçici ve devamlı olarak kapatılma yetkisi de vardır.
Bu tüzüğün yayınlanmasından kısa bir zaman sonra (1867) yayınlanan bir kararname ile gazeteler üzerinde hükümetin baskısı daha da arttırılmıştır. Sadrazam Mahmut Nedim Paşa zamanında gazeteler için sansür konmuş, II Abdülhamit zamanında ise gazete yayınlamak çok ve tehlikeli bir iş durumuna getirilmiştir.
İkinci Meşrutiyet'in ilânı ile gazeteler üzerindeki baskı kısmen hafifletilmiş. Hürriyet prensibine uygun bazı hükümler konmuştur. Fakat bu hükümler kısa bir zaman sonra kaldırılarak Türk basını tekrar eski durumuna getirilmiştir. 1913 yılındaki Bâb-ı Âli baskını ile sansür yeniden konmuş ve Türk basım, bütün savaş boyunca askerî bir sansür rejimi altında kalmıştır.
Mütareke devrinde de aynı sansürün, işgal kuvvetleri ve İstanbul hükümeti tarafından devam edildiği görülür".
Cumhuriyet'in ilân edilmesinden sonra eski Meşrutiyet devri nizamları uzun müddet devam etmiş, ilk yıllarda “İrticaa, isyana ve memleketin sosyal nizamlarını bozucu teşebbüslere karşı” çıkarılan “Takrîr-i Sükûn” kanunu ile basın rejimi sıkı kayıtlara tâbi olmuştur. Geçici olan bu nizamdan sonra 25 Temmuz 1931 de bir basın kanunu yayınlanmış, gazete sahipleri ve sorumlu müdürleri hakkında gerekli hükümler konmuştur.
Basın üzerindeki kayıtlar, İkinci Dünya Savası'nın bitişine kadar çeşitli şekillerde kendini göstermiş; İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra memleketimizde demokratik rejimin uygulanmasına geçilmesi üzerinle, bu kayıtların çoğu kaldırılmıştır. Gerek C.H.P. iktidarının son yıllarında gerekse Demokrat Partinin 1950 yılında, seçimleri kazanmasından sonra, basın kanununda birçok değişiklikler olmuş, basın hürriyetini kayıtlardan uzak tutma yolunda ilerlemeler kaydedilmiştir.
Ancak D.P. iktidarı, 1954 yılından sonra kanunlarına ağır hükümler koydurmak ve ispat hakkını kaldırmak suretiyle, basın hürriyetini önemli kayıtlar içine aldırmıştır. 27 Mayıs 1960 hareketinden sonra, basın tekrar eski hürriyetine kavuşmuş ve 9 Temmuz 1961 de halk oyuna sunulan yeni anayasamızla anayasanın teminatı içine alınmıştır.
ŞEBBOY « Bitkiler
Turpgillerden bir bitki. Yalın kat ya da katmerli, güzel kokulu, kırmızı, menekşe, açık sarı renkte çiçekler açan bir süs bitkisidir. Bahçelerde ve saksılarda yetiştirilir.
AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ « Dünya Coğrafyası
(A.B.D. United States Of America U.S.A)
-Kuzey Amerika kara parçasının ortasında, çok geniş olan ve 50 devletin birleşmesiyle kurulmuş olan federal bir cumhuriyettir. Doğuda Atlas Okyanusu, batıda Büyük Okyanus, kuzeyde Kanada, güneyde Meksika ve Meksika körfezi ile sınırlıdır. Doğu ile batı arasındaki saat farkı 3,5 tur. A.B.D. nin bu sınırları içindeki yüzölçümü 7.839.000 Alaska ve Büyük Okyanus'taki bazı adalarla birlikte. 9.686.000 kilometrekaredir. Çeşitli zenginlik kaynakları ve çok kısa zamanda gelişen makineleşmesi sayesinde ve her bakımdan elverişli coğrafya konumu ile A.B.D. bugün dünya siyasetinin merkez noktalarından biri ve en önemlisi olmuştur.
Tarih : Çoğu tarihçiler, A.B.D. nin tarihine başlangıç olarak, 1607 de New England bölgesinde ilk İngiliz kolonisinin kuruluşunu alırlar. Bu koloninin kuruluşundan sonra Avrupa'dan devamlı göçler olmuştur.İlk zamanlar, tamamen İngiliz ve Avrupalı kalmış olan bu insanlar, zamanla Avrupalılıktan kurtulmaya ve yeni bir Amerikalılık şahsiyetini benimsemeye başlamışlardır. Bunlar, İngiliz hükümetine bağlı kalmakla beraber, bazı haklar istemekten de geri kalmamışlardır. Bunun sonucu olarak 1760 yılından itibaren İngiltere aleyhinde bir cereyan başlamıştır. Bu tarih, aynı zamanda halkla İngiliz kuvvetleri arasında ilk çatışmaların olduğu tarihtir. Bu arada ünlü Baston katliamı ve İngiliz kaçakçı takip gemisi olan Gaspel'in halkın hücumuna uğrayarak parçalanması, olayların gelişmesine sebep olmuştur. 1773 yılında İngiliz kralının çaydan vergi almaya kalkışması bu vaziyeti büsbütün gerginleştirmiştir. Bu gerginlikler sonucu 5 Eylül 1774 de Georgia'dan başka bütün kolonilerin katılması ile Philadelphia'da yapılan koloniler arası toplantıda İngiltere aleyhine şiddetli tedbirlerin alınmasına karar verilmiş, bir taraftan da milis kuvvetlerinin hazırlanmasına başlanmıştır . Nihayet 18 Nisan 1775 de Concord'da bir İngiliz silâh deposu basılmış ve Amerikan tarihinde İhtilâl Savaşı diye adlandırılan savaş başlamıştır.
Philadelphia'da yeniden toplanan kongre George Washington'u başkomutanlığa seçmiş, yapılan savaşlar sonunda, Boston'daki İngiliz kuvvetlerinin yenilmeleri ile 13 sömürge İngiliz kıtalarının işgalinden temizlenmiştir. Bunun sonucu olarak Koloniler Kongresine istiklâl ilân edilmesi için bir teklif yapılmış ve Thoraas Jefferson'un hazırladığı Bağımsızlık Beyannamesi 4 Temmuz 1776 tarihinde Kongre tarafından kabul ve ilân edilmiştir. Bu suretle Amerika Birleşik Devletleri doğmuştur.
Bağımsızlık Beyannamesinin ilânından sonra da savaş devam etmiş, genç Amerikan kuvvetlerinin bazı yenilgilere rağmen, devamlı başarı kazanmaları sonucu, nihayet 1782 de son bulmuştur. İngiltere de 3 Eylül 1783 de Versailles Barışı ile Amerika'daki 13 kolonisinin bağımsızlığını tanımıştır.
Savaşın başarı ile sonuçlanması üzerine, 13 yeni Devletin, bir federasyon şeklinde birleştiklerini bildiren yeni anayasa 1 Ocak 1789 da yürürlüğe girmiş ve 1789 Martında da, A.B.D. nin ilk cumhurbaşkanlığına George Washington seçilmiştir. Yavaş yavaş gelişmeye başlayan yeni devlet, 1812 - 14 yıllarında İngiltere ile yapılan ve yenilgi ile sonuçlanan savaştan sonra gelişmesini hızlandırmış ve federasyona katılan yeni devletlerle daha büyük bir devlet haline-gelmiştir.
İngiliz - Amerikan savaşından sonra, 1845 yılından itibaren A.B. Devletlerini bir iç savaş tehlikesi tehdit etmeye başlamıştır. Güney devletlerinde kölelik gelişmiş ve toplumun en önemli meselesi olmuştur. Buna karşılık kuzey tarafından köleliğe karşı bir hareket başlamıştır. Hele 1860 yılında, köleliğin kaldırılması taraftar olan Abraham Lineoln'un cumhurbaşkanı seçilmesi, bu bardağı taşıran son damla olmuştur. Başta Güney Carolina olmak üzere o zamanki 34 devletten 11 güney devleti, federasyondan ayrılmış, Alabama'da bir kongre toplayarak “Amerika Konfedere Devletleri”adlı ayrı bir devlet kurmuşlardır. Böylelikle 14 Nisan 1861 de iç savaş başlamıştır.
Dört yıl devam eden bu iç savaş nihayet 1865 de kuzey devletlerinin başarısı ile sonuçlanmış, köleliğin kaldırılması ile birlikte A.B. Devletleri parçalan maktan kurtulmuştur.
A.B.D. kendi iç bünyesini ilgilendiren bu çeşit savaşlardan sonra, gittikçe kuvvetlenmeğe ve dünyanın büyük devletlerinden biri olmağa başlamıştır. Cumhurbaşkanı seçilen Wilson zamanında büyük bir dünya devleti olduğunu daha açık bir şekilde göstermiş, Birinci Dünya Savaşma, İngiltere ve Fransa'nın yanında katılarak Almanların yenilmesine sebep olması ile de, duya siyasetinde ön plânda rol almağa başlamıştır.
Bu savaştan sonra A.B.D kendi kabuğuna çekilme siyasetinden vazgeçmiş ve dünya barışının devamlı olması için adımlar atmaya başlamıştır.
Birinci Dünya Savaşından sonra kurulan Milletler Cemiyeti, Cumhurbaşkanı Wilson'un gayretleri ile kurulmuş bir teşekküldür.
Birinci Dünya Savaşının sonunda A. B. D. büyük bir iktisadî kriz geçirmiş Ve bu krizden 1932 yılında Cumhurbaşkanlığına seçilen Frankin D. Roosevelt'in devamlı gayretleri ile kurtulmuştur.
1939 yılında ikinci Dünya Savaşının başlaması, A.B.D. tarihinde yeni bir devrenin açılmasına sebep olmuştur. Bu savaşta da Müttefikler ve Hür Dünya tarafını tutan A.B.D. savaşın kaderini değiştirmiş ve savaşın hür milletler tarafından kazanılmasını sağlamıştır. A.B.D. bu savaşla da dünyanın en büyük devletlerinden biri olduğunu göstermiştir. Roosevelt'in ölümünden sonra Cumhurbaşkanı olan Harry Truman ve Eisenhower, hür Dünya Savaşından zarar gören devletlere ve geri kalmış ülkelere devamlı yardımlar yapmak suretiyle bu ilgilerini yakından devam ettirmişlerdir. Milletler Cemiyetinden sonra Birleşmiş Miletler teşkilâtının kurulması ve kuvvetlenmesi de A.B.D. nin bu hareketi desteklemesi sayesinde olmuştur. Bugün A.B.D. hür dünya devletlerinin en büyük kuvvet kaynağı olduğu gibi dünya iktisadiyatının da en önemli bir devleti durumundadır.
Yüzey Şekilleri : Kuzey Amerika kara parçası gibi doğudan batıya doğru üç bölüme ayrılarak incelenir. Doğu bölümü, kuzey - batıdan - güney - doğuya 1,400 kilometre kadar uzanan Appalaş sıradağları ile kaplıdır. Bu dağlar güneye indikçe Atlas Okyanusu kıyılarından uzaklaşır. Böylelikle güney kısımlarındaki kıyı ovaları daha geniş bir alan kaplar. Appalas sıradağlarının yükseklikleri azdır. En yüksek yeri, Kuzey Karolina'daki 2.048 metrelik Mt. Mitchel' dir. Bu dağlar güneyde Meksika körfezine kadar uzanmazlar. Bu sebeple güney - doğu kısımları geniş ovalar halindedir. Orta bölümde, çok geniş ovalar yer alır. Batıya ve doğuya gidildikçe yavaş yavaş yükselen bu bölgede Missisippi nehri ve kolları akar. Batı bölgesi, geniş ve yüksek dağlarla kaplı bir bölgedir. İki dağ sırası halinde olan bu dağların, orta bölümüne yakın olan sırasına Kayalık dağlar denir, Büyük Okyanus kıyılarına yakın olanlar da kuzeyde Kaskad ve güneyde Sierra Nevada adını alırlar. Her iki dağ sırasının arasında yüksek platolar yer almıştır.
Bu genel ayrılmadan başka kuzeyde göller bölgesi ile güneydeki Meksika körfezinin kıyı düzlükleri ayrı özellikler gösterir. Beş büyük gölün bulunduğu göller bölgesi basık tepeli bir çukur alanıdır.
Sular : A.B.D. akarsular ve göller bakımından zengin bir ülkedir.
Göllerin en önemlileri kuzey bölümce bulunur. Bunların en büyüklerinden olan Michigan A.B.D. sınırları içinde, öbür dört gölün kuzey kıyıları Kanada topraklarında bulunmaktadır. Kanal ve boğazlarla birbirine bağlı olan bu göller 242.476 kilometrekarelik bir iç deniz özelliği taşır.
Akarsular, ulaştırma, elektrik üretimi ve sulama bakımından büyük önem taşırlar. Nehirlerin çoğu ya bu işlere asıllarından uygundur veya bu işlere yarayacak şekilde genişletilmiştir. Akarsular içinde en önemli olara Missisippi'dir. 1.356.000 kilometrekarelik bir alanın sularını toplayan Missisippi, 6.700 kilometre uzunluğu ile dünyanın en uzun nehridir. Hudson, Kolombiya, Ohice, Kolorado önemli olan nehirlerdendir.
İklim : İç kısımlarda kara iklimi görülür. Kışlar soğuk, yazlar sıcaktır. Atlas Okyanusu kıyıları da yazın sıcaktır. fakat kışın şiddetli soğuklar olur. Güneyde Meksika körfezine yakın olan kısımlar sıcak ve yağışlı bir bölgeyi içine alır. Büyük Okyanus kıyılarının kuzeyi yağışlı, güneyi kışları yağışlı yazları kurak bir iklim gösterir.
Nüfus : A.B.D. halkı, birçok ırkların ve milletlerin birleşmesiyle meydana gelmiştir. Son tahminlere göre nüfus 200 milyona yaklaşmışsa da, 1950 sayımına göre 150.697.361: Alaska, Guam, Porto Rieo ve Virginia adaları ile birlikte 153.694.423 dür\ Bu nüfusun % 90 na yakını nispeti beyazlar, geri kalanı da zenciler ve diğer ırklardır. Beyaz ırk da, dünyanın hemen hemen her tarafından
gelen muhacirlerden meydana gelmiştir. Bu nüfusun % 64 ü şehirlerde oturmaktadır.
Nüfusu 100/.000 ni aşan şehirlerin sayısı yüze yaklaşır. Bunlardan dokuzunun nüfusları milyonu aşkındır. Bunlardan New-York 7.891.957 Philadephia 2.071.605 Chicago 3.620.968, LosAngles 1.970.358, Detroit 1.849.568 nüfusludurlar. Bunlardan New-York, çevresiyle beraber 16 milyona yaklaşan nüfusu ile dünyanın en kalabalık şehri, en işlek limanı. Sen büyük iş ticaret ve maliye merkezidir.
Ekonomi: A.B.D. hemen her bakımdan dünyanın en zengin ülkesidir. Bu memleketin ekonomik faaliyeti dünyanın hiçbir memleketi ile ölçülemeyecek derecede gelişmiştir. Bir taraftan dünyanın büyük endüstri memleketi olduğu gibi, öbür yarıdan dünyanın en büyük tarım ve ham madde memleketidir. A. B. Devletlerinde tabiî zenginliklerin olağanüstü fazlalığı, bu arada demir, kömür ve petrolün bolluğu, A. B. D. ni bu maddeler bakımından herhangi bir memlekete bağlı kalmaktan çıkarmıştır. Yirminci yüzyılın başlarından beri büyük bir makineleşme ile genişleyen ziraat yapılan ve en bol mahsul elde edilen memleketi haline getirmiştir. Bunun sonucu olarak A.B.D. hemen bütün dünyaya besin maddeleri, ham madde, endüstri maddeleri ihraç eden bir ülke durumuna gelmiştir.
Ziraati makineleştirerek verimi arttırırken, öbür taraftan, dünya istihsalinin % 30 u nispetinde kömür % 54 ü nispetinde demir, % 64 ü nispetinde petrol, % 24 ü nispetinde gümüş, % 35 i nispetinde bakır, % 33 ü nispetinde kurşun elde etmektedir.
Endüstri de kütle halinde istihsale göre ayarlanmıştır. İşçi emeği yerine makinelerim, kullanılması sonucu maliyeti düşürmekte, bu sayede de dünya piyasalarını elinde bulundurmaktadır.
Hükümet şekli : Yürürlükte bulunan 1789 anayasasına göre A.B.D. 50 devletten müteşekkil federal bir cumhuriyettir. Devletlerin her birine “State” denir. Bu devletlerin hükümetlerine de “State Governments” denir. Bunların birleşmesinde meydana gelen “United 'States of America” Hükümeti de millî hükümetten ayrı ve bağımsız değildirler. Her devlet Amerika Birleşik Devletleri Senatoda eşit miktarda temsil edilirler. Bu devletler Meclis ve Cumhurbaşkanı seçimlerinde seçim bölgesi sayılırlar. Millî hükümetten ayrı olarak yabancı devletlerle anlaşamazlar, ordu ve donanma bulunduramazlar.
1789 yılından itibaren yürürlüğe giren anayasaya göre, federal hükümette "ve devletle hükümetlerinde “kuvvetlerin ayrılığı” prensibi hakimdir. Yani, yürütme erki, yasama erki, yargı erki ayrıdır.
Yürütme erki : kuvvetlerin ayrılığı prensibine uyarak “başkan sistemine”
uygundur. Yürütme erkini, kabinenin başkanı olan Cumhurbaşkanı temsil eder. Cumhurbaşkanı her dört yılda bir yapılan seçimlerde seçilir. Aynı zamanda yapılan başka bir seçimle cumhurbaşkanı kabinesini kendi tâyin eder ve kabineye başkanlık eder. Bakanlar, öbür memleketlerde olduğu gibi değildir. Meclis içinden seçilmezler ve yalnız cumhurbaşkanına karşı sorumludur.
A.B.D. nin bugünkü Cumhurbaşkanı, 1963 yılında Kennedy'nin öldürülmesinden sonra Cumhurbaşkanı olan ve 1964 yılındaki seçimlerde kazanan ve 20 Ocak 1965 Yasama erkini, Kongre denilen parlâmento temsil eder. Kongre, iki meclisten, yani Temsilciler Meclisi ile Senato'dan meydana gelmiştir. Senatoda her devlet iki senatör tarafından temsil edilir. Senatörler, altı yıllık devreler için seçilir. Senatoda 100 üye vardır. Temsilciler Meclisi üyeleri ise iki yılda bir seçilirler. Devletler mecliste nüfusları oranın da temsil edilirler.
Yargı erkini, Yargıtay’la Kongrenin kurduğu mahkemeler meydana getirir. Federal Yargıtay, A.B.D. nin en önemli organlarından biridir ve dokuz yüksek yargıçtan kuruludur.
Federal devlet merkezi Washington D.C. şehridir. Amerika'da birçok partiler varsa da, başlıca iki büyük parti önemlidir: Cumhuriyetçi ve Demokrat Partiler.
YENİ ANAYASAMIZ « Hukuk
9 Temmuz 1961 günü Halk oyuna sunularak, Türk Mîlleti tarafından kabul edilmiş olan Anayasa. 6 Ocak 1961 günü toplantılarına başlayan kurucu meclis tarafından, hazırlanmış, Millî Birlik Komitesi tarafından onaylanmış ve 9 Temmuz 1961 günü halkoyuna sunulmuştur.
"Türkiye Cumhuriyeti Anayasası adını taşıyan ve 31 Mayıs 1961 günkü Resmî Gazetede yayınlanan bu Anayasanın “Başlangıç” bölümü şöyledir:
Tarih boyunca bağımsız yaşamış, hak ve hürriyetleri için savaşmış olan
Anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı direnme hakkını kullanarak 27 Mayıs 1960 Devrimini yapan Türk Milleti;
Bütün fertlerini, kaderde, kıvançta ve tasada ortak, bölünmez bir bütün halinde, millî şuur ve ülküler etrafında toplayan ve milletimizi, dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak millî birlik ruhu içinde daima yüceltmeyi amaç bilen Türk Milliyetçiliğinden hız ve ilham alarak ve; “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesinin Millî Mücadele ruhunun; millet egemenliğinin, Atatürk Devrimlerine bağlılığını tam şuuruna sahip olarak:
İnsan hak ve hürriyetlerini, milli danışmayı, sosyal adaleti, ferdin ve toplumun huzur ve refahının gerçekleştirmeyi ve teminat altına almayı mümkün kılacak demokratik hukuk devletini bütün hukukî ve sosyal temelleriyle kurmak için.
Türkiye Cumhuriyeti Kurucu Meclisi tarafından hazırlanan bu Anayasayı kabul ve ilân ve onun asıl teminatının vatandaşların gönüllerinde ve iradelerinde yer aldığı inancı ile, hürriyete, adalete ve fazilete âşık evlâtlarının uyanık bekçiliğine emanet eder.”
Anayasamız ,altı kısımdan meydana gelmiştir. 157 madde ve 11 geçici maddesi bulunmaktadır.
Birinci Kısım, “Genel Esaslar” başlığını taşımaktadır. Bu kısımda (9 madde) Türkiye Devletinin bir Cumhuriyet olduğu, Türkiye Cumhuriyetinin, insan haklarına ve başlangıç bölümünde belirtilen temel İlkelere dayanan millî demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmekte, ayrıca egemenliğin kayıtsız şartsız Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunduğu ifade edilmektedir. Ayrıca bu bölümde Yürütme yetkisinin Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu; yargı yetkisinin, bağımsız mahkemeler tarafından yürütüldüğü belirtilmektedir.
İkinci Kısım, Dört bölüme ayrılmıştır. (53. madde). Birinci bölümde, temel haklar ve ödevlerle ilgili maddeler yer almaktadır. (Herkes kişiliğine bağlı, dokunulmaz , devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir gibi).
ikinci bölümde, Kişinin hakları ve ödevleri yer almaktadır. (Kişi dokunulmazlığı, haberleşme hürriyeti, vicdan ve din hürriyeti, düşünce basın hürriyeti, hak arama hürriyeti, ispat hakkı v.b. gibi).
Üçüncü bölümde, Sosyal ve iktisadî haklar ve ödevler yer almaktadır. (Ailenin korunması, mülkiyet hakkı toprak korunması, çalışma ve sözleşme hürriyeti sosyal güvenlik v.b. gibi).
Dördüncü bölümde, Siyasî haklar ve ödevler yer almaktadır. (Seçme ve seçilme hakkı ,siyasî partilere girme hürriyeti v.b. gibi).
Üçüncü kısmı, Cumhuriyetin temel kuruluşunu incelemektedir (90 madde). Üç bölüme ayrılmaktadır.
Birinci bölüm, yasama yetkisi ile ilgili maddeleri içine almaktadır. (Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşu, görev ve yetkileri, Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosuna ayrılışı, bu meclislerin özelliği, seçimleri, Meclislere ait müşterek hükümleri, bu Meclislerin yetkileri v.b.)
İkinci bölüm, yürütme yetkisi ile ilgili maddeleri içine almaktadır.
Üçüncü bölüm, yargı yetkisi ile ilgili maddeleri içine almaktadır. (Mahkemelerin bağımsızlığı, hâkimlerin teminatı, Yargıtayın özelliği, Yüksek Hâkimler Kurulunun kuruluşu, Anayasa Mahkemesinin özelliği, kuruluşu ve yetkileri v.b. gibi).
Dördüncü kısım, Devrim kanunlarının korunması ve Diyanet İşleri Başkanlığı ile ilgili iki maddeden meydana gelmiştir.
Beşinci kısım, Geçici hükümleri içine alan bölümdür. 11 geçici maddeden meydana gelmiştir.:Bu maddelerde, T.B.M. Meclisinin seçilmesi ve toplanması geçici içtüzük, eski kanunların, Anayasaya aykırılığı konusu, M.B. Komitesi ve Kurucu Meclis tarafından çıkarılmış olan kanunlar konusu gibi hususlar yer almaktadır.
Altıncı kısım, Üç maddeden meydana gelmiştir ve son hükümleri içine almaktadır. (Anayasanın değiştirilmesi, başlangıç ve kenar başlıklarının durumu, Anayasanın yürürlüğe girmesi gibi).