Nedir

İKLİM « Genel Coğrafya

Sıcaklık, yağış, rüzgâr, hava nemliliğinin insanlar, hayvanlar ve bitkilerin yaşamaları üzerinde yaptıkları etkiye verilen ad. Bir yerin ikliminin meydana çıkabilmesi için, sıcaklık, yağış, rüzgâr, hava nemliliğinin ortalama durumlarının alınması gerektir. Bütün ortalama işlemlerde olduğu gibi, iklim ortalamasında da en uç noktalar, olağan üstü durumların göz önüne alınması gereklidir. Böylece, bir ülke ya da bölgenin, ortalama hava şartları belirmiş olur. Bu şartların sonucuna bakılarak, o bölge ya da ülkenin iklimi hakkında sonuca varılır. Bu sonuca varılırken, bir ülke ya da böl genin bulunduğu coğrafik enlemler, karaların denizlere olan yakınlığı ve uzaklığı, yükseklik ve konum, rüzgâr sistemi göz önünde tutulur.

Yeryüzünde, iklimlerin benzediği bölgeler, toplu olarak ve aynı iklim çevresinde incelenir. Böyle bölgelere, “iklim bölgeleri” adı verilir.

Genel olarak yeryüzünde beş iklim bölgesi vardır:

1 - Tropikal iklim bölgesi: a) Herzaman yağışlı tropikal iklim (Kongo gibi), b) Yaz mevsimi yağışlı savan iklimi (Sudan gibi), c) Sıcak memleketlerin Muson iklimi (Hindistan gibi).

2 - Kurak iklim bölgesi: a) İstep iklimi (Güney Doğu Anadolu gibi), b) Çöl iklimi (Arabistan gibi),

3 - Astropikal iklim bölgesi: a) Kışları yağışlı astropikal iklim (Akdeniz kıyıları gibi), b) Her mevsim yağışlı astropikal iklimi (Japonya gibi).

4 - Orta kuşak iklimi : a) Denizsel orta iklim (İngiltere gibi), b) Karasal orta iklim (Sovyet Rusya gibi),

5 - Soğuk iklim bölgesi: a) Tundura iklimi (Kuzey Sibirya gibi), b) Kutup iklimi (Antarktika gibi).

Bu iklim bölgeleri incelendiğinde, şu iklim çeşitlerinin meydana geldiği görülür.

Ekvatoral iklimi: Mevsim değişiklikleri ya hiç olmayan ya da pek az olan bölgeler iklimidir. Ekvatorun kuzey ve güney 4° enlemlerindeki alanlarda bulunur. Her mevsimde yağış görülür. Geniş yapraklı, balta girmemiş ormanlar bölge sidir. Bütün yılın sıcaklık ortalamasında büyük fark yoktur.

Savan iklimi: Yağışlı ve yağışsız mevsimler 15° enlemdedir. Rüzgârlar tropik rüzgârları halindedir. Yağmurlardan önce ve sonra çok sıcak olur. Başlıca bitki örtüsü çayır ve yapraklarını döken ağaçlardır.

Çöl iklimi: Yağışlı mevsimi olmayan iklimdir. Ekvatora yakın enlemlerde sıcak çoktur, daha uzak enlemlerde ise yazları sıcak, kışları çok soğuk olur. Ekvatora yakın enlemlerde rüzgâr tropikal karasal, uzak enlemlerde karasal kutup rüzgârı halindedir. Bitki örtüsü bulunmaz ya da bir miktar çalılık halindedir.

Karasal iklim : Sıcak ve soğuk mevsimleri olur. Isı, sıfırın altına düşer, kışın kuraktır, yazları yağışlı geçer. Isı enleme göre değişir, gündüzle gece arasındaki ısı farkı çok olur. Bitki örtüsü, ilkbaharda çayır halindedir.

Akdeniz iklimi: Kışları soğuk ve yağışlı, yazları sıcak ve kurak geçer. Rüzgâr deniz ya da tropikal kara rüzgâr, lan halindedir. Isı ortalaması, 6° dan aşağı düşmez. Her zaman yeşil ormanlar ve çalılar bulunur.

Nemli astropikal iklim : Soğuk ve kurak mevsimi yoktur. Isı ortalaması 6° dan aşağı düşmez. Her zaman ve sağnak halinde yağmurlar yağar. Yeşil ormanlar her tarafı kaplar.

Ilıman iklim : Kışın soğuk geçer, her mevsim yağışlıdır. Isı ortalaması O0 nin üstündedir. Değişik fırtınalıdır. Genel olarak ılıktır. Yazlar sıcak geçer. İlkbaharda bitki örtüsünde gelişme, son. baharda azalma görülür.

Soğuk iklim : Yazları günler, kışları geceler uzundur. Kışın soğuk geçer. Ortalama ısı daima O derecenin altındadır. Yağış kar halindedir. Bitki örtüsünü her mevsim yeşil iğne yapraklı ağaçlar meydana getirir. Rüzgârlar, karasal kutup rüzgârları halindedir.

BAYRAM « Toplum ve Toplum Yapısı

Bir dince ya da milletçe kutlu sayılan gün. Hep bir arada, sevinç içinde kutlanılan bayram, Türklerde daha çok İslâm dininin kabul edilmesinden sonra yerleşmiştir. Bu bakımdan, bugünkü müslüman Türklerde bayram denince, çoklukla öbür müslüman kavimlerle birlikte kutlanan Ramazan ve Kurban bayramları akla gelir. Fakat, bayram deyimi, bugün bazı büyük millî günler için de kullanılmaktadır. Bugün Türkiye'de, Ramazan ve Kurban bayramlarından başka kanunla bayram sayılan şu günler vardır:

Cumhuriyet Bayramı: Cumhuriyetin 1923 te ilân edilmesi yıldönümlerine rastlayan bayram. 28 Ekim günü öğleden sonra başlar 30 Ekim günü biter.

Zafer Bayramı: 1922 de Dumlupınar Meydan Muharebesinin kazanılması gününe rastlayan bayram. 30 Ağustos günü başlar ve aynı gün aksamı biter.

Millî Egemenlik ve Çocuk Bayramı:

1923 te Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılış yıldönümüne rastlayan bayram, 23 Nisan günü başlar ve aynı gün akşamı biter.

Gençlik ve Spor Bayramı: 1919 da Atatürk'ün Samsun'da karaya ayak basışı yıldönümüne rastlar. Bayram 19 Mayıs günü sabahı başlar ve aynı gün biter. Bunlar resmî ve millî bayramlarımızdır, yurdun her tarafında büyük törenlerle kutlanırlar.

Anayasa ve Hürriyet Bayramı: 27 Mayıs 1960 tarihinde Türk Silâhlı Kuvvetlerinin Anayasa ve Demokratik düzeni korunması hareketinin yıldönümlerinde, 27 Mayıs günleri kutlanır.

Bunlardan başka, Resmî tatil olan Bahar Bayramı (1 Mayısta kutlanan bayram) ile Genel Eğlence günü olarak kutlanan Yılbaşı'ndan başka; Millî Mücadele'de ve Birinci Dünya Savaşı'nda düşman işgaline uğrayarak bu işgalden kurtuluş günlerine rastlayan ve o yerlerin halkı tarafından kutlanan Kurtuluş Bayramları, Kurtuluş Savaşandaki zaferler, çeşitli devrimlerin yıldönümleri ne rastlayan günler de vardır.

Bu yıldönümlerin başlıcaları şunlardır:

Birinci İnönü Zaferi: 9 Ocak, İkinci İnönü Zaferi: 31 Mart, Hıdrellez: 6 Mayıs, İstanbul'un fethi: 29 Mayıs, Toprak Bayramı: 11 Haziran, Kabotaj (Denizcilik) Bayramı: 1 Temmuz,

Lozan günü: 23 Temmuz, Dil Bayramı: 27 Eylül, İstanbul'un kurtuluşu: 6 Ekim, Ankara'nın Başşehir oluşu: 13 Ekim, Atatürk'ün Ankara'ya gelişi: 27 Aralık.

DANA « Hayvanlar

Sütten kesilmiş (4-12 aylık) inek yavrusu. İneğin süt emen yavrusuna “buzağı”, sütten kesildikten sonra bir yaşına kadar olan dişilerine “dişi dana” erkeklerine “erkek dana” denir.

BOERLAR « Tarih

Güney Afrika'da, Hollânda aslından türemiş sömürgecilere verilen ad. Hollândalıların 1652 de Kap'ta yerleşmelerinden sonra meydana gelen bu topluluk, 1795 yılına kadar Hollândalılar tarafından idare edilmiş, 1806 yılında İngilizlerin eline geçmiştir. Fakat Boer'lar ile İngilizler arasında devamlı anlaşmazlık olmuş, bu anlaşmazlıklar, 1834 yılında İngilizlerin “esirliğin kaldırıldığını” ilân etmeleri üzerine daha da artmıştır. Bu tarihten başlayarak kitle halinde büyük göçler başlamış, bu göç edenler kuzeyde ve doğuda Natal, Transvaal, Orenje adlarında üç bağımsız Boer Cumhuriyeti kurmuşlardır. Fakat İngilizler Natal'i 1843 te, Orenje ve Transvaai'i 1899-1902 Boer Savaşı (Güney Afrika Savaşı)sırasında ellerine geçirmişlerdir.

Boer Savaşı, Transvaal hükümetinin, asker çıkarılmasının durdurulması için İngiltere'ye verdikleri ültimatoma, İngiltere'nin ret cevabı vermesi ile başlamıştır. Transvaal, 11 Ekim 1899 da, Oranje de kısa bir zaman sonra İngiltere'ye savaş ilân etmişlerdir.

1900 yılına kadar süren birinci devrede savaş, Boer'ların lehine devam etmiş; fakat Boer'lar , İngiliz orduları karşısında fazla dayanamamışlardır. Böylece Oranje 24 Mart 1900 de,Transvaal 1 Eylül 1900 de İngiliz sömürgeleri ne katılmıştır. Bu tarihten sonra savaş, çete çarpışmaları şeklinde devam etmişse de bir başarı elde edilememiştir.

1910 tarihinde Güney Afrika Birliği, bir İngiliz dominyonu olarak kurulmuş, bu birlikte Boer'lara İngilizlerle aynı hakları vermiştir.

ALACAHÖYÜK « Türkiye Coğrafyası

Çorum'un Alaca ilçesine bağlı Horamözü köyünün kurulduğu yerde bulunan, tarihten önceki devirlere ait bir çok eserlerle dolu bir höyüktür.

1835 yılında G. Hamilton tarafından gezilen Alacahöyük, yüzyıldan beri Avrupa tarihçilerinin üzerinde önemle durdukları bir arkeoloji alanıdır. 1935 yılından itibaren Türk Tarih Kurumu adına Hamit Koşay ve Remzi Oğuz Arık idarelerinde birçok kazılar yapılmış ve dört kültür çağı ve on dört yapı katı bulunmuştur.

Yapılan kazılarda. M.Ö. 1200 yıllarında yaşayan Friglerin M.Ö. 2000-1200 yıllarını kaplayan Hititlerin M.Ö. 2500. 2000yıllarma ait mısır Mezopotamya bölgelerinin medeniyet eserlerine tesadüf edilmiştir.

Çeşitli şehir "harabeleri, hükümdar mezarları, demir, bakır, gümüş ve altından çeşitli süs eşyaları dünya arkeolojisine büyük yenilikler getirmiş, karanlık olan birçok olayların aydınlanmasına sebep olmuştur.

Bugünkü Alacahöyük, eski kültür çağlarına ait eserlerin bir arada görülmesini sağlayan bir açıkhava müzesi haline getirilmiştir.

GÜREŞ « Spor

İki kişinin, belli kurallara göre, birbirini kavrayarak ve kuvvet sarf ederek, karşısındakinin sırtını yere getirmek için uğraşmalarından ibaret olan spor çeşidi. Oyuncularına “pehlivan”denir. Türklerin millî sporu güreşte esas, karşı güreşçiyi tutup yere devirmek ve sırtını (iki omzunu) bastırmaktır.

Bugün Türkiye'de başlıca üç tip güreş uygulanmaktadır. Serbest güreş , Greko-Romen güreş, Yağlı güreş.

Serbest Güreş - Bu güreşe “Türk güreşi” “kuru güreş” de denmektedir. Bu güreşte iki sporcu, bütün vücutları ile güreşe katılırlar. Esas olan karşı güreşçiyi yere düşürüp ,güreş kurallarına göre yenmeyi sağlamaktadır. Türklerin, çok eski devirlerden beri uyguladıkları ve millî spor özelliğinde olan güreş çeşididir. Gerek millî karşılaşmalarda ,gerekse milletlerarası karşılaşmalarda, pehlivanların kilolarına göre sınıflanmalar yapılır (52 kilo, 62 kilo, 73 kilo, 79 kilo-87 kilodan yukarısı (ağırdır).

Serbest güreşte dünya şampiyonluğunu, uzun yıllardan beri Türk Millî Takımı elinde tutmaktadır.

Greko - Romen güreş - Bu güreşe “alafranga güreş” de denilmektedir. Bu güreşte belden aşağısı oyun sırasında tutulamaz ve ayaklarla bacaklar oyun almak için kullanılamaz. Bu güreşte esas yalnız kol kuvveti ve kolla uygulanacak oyunlarla, karşı pehlivanın sırtını yere getirmektir.Bu güreş özellikle İsveçliler tarafından canlandırılmış ve milletlerarası bir değere ulaştırılmıştır.

Yağlı güreş - Bu güreşte pehlivanlar .güreşe başlamadan önce bütün vücutlarını zeytinyağı ile yağlarlar, serbest güreşte olduğu gibi birbirleriyle güreşirler.

Güreş insanlığın toplu halde yaşamağa başladığı en eski zamandan beri, önem verilen başlıca sporlardan biri olmuştur. Güreş sporcunun, bugünkü anlamda ulaştığı evrimden uzak olmakla beraber, o zamanların güreş sporu, kendine has özellikleri ile dikkati çeken bir spor olagelmiştir. Bu arada, kabile devirlerinde güreşin kazandığı önem dikkatle incelenmeye değer. Bu devirlerde savaş tutuşan iki kabile çoklukla savaş durumuna gelmeden önce ,bu kabilelerden, kuvvetli olanlardan birer kişinin seçilmesinde iki taraf anlaşmaya varır, seçilen iki güreşçinin karşılaşması sonunda sonuca her iki taraf da razı olurdu. Böylece yenen ve yenilen taraflar güreşçilerin karşılıklı görüşmeleri ile meydana çıkmış olurdu.

Güreşin ,kişisel bir spor olmasının yanında toplumsal bir önem kazanmasını gösteren bu durum, özellikle Türklerde kendini daha yakından belli eder. Tarihlerinin başlamasından itibaren Türkler .güreşi .kişisel kahramanlıkları göstermeye elverişli olan en iyi spor olması bakımından, millî bir spor durumuna getirmişler ve öyle sayılmışlardır. Öyle zamanlar olmuştur ki, güreşemeyen bir gencin, toplumda bir değeri var sayılmamıştır.

Bu durum ,gerek Selçuk İmparatorluğu zamanında, gerekse Osmanlı İmparatorluğu zamanında her gün biraz daha artan bir değerle devam etmiştir.

Osmanlığı İmparatorluğu zamanında yetişen bazı güreşçiler dünya çapında bir ün kazanmışlar, bütün dünyanın ünlü güreşçilerini, yıllarca yenilgiye uğratmışlardır.

Cumhuriyet'in ilân edilmesinden sonra da, güreş, Türk millî sporu olmak özelliğinden bir şey kaybetmemiştir. Olimpiyatlarda ve çeşitli milletlerarası karşılaşmalarda alınan sonuçlar, bunun en belirli örnekleridir.