Nedir

ANKARA « Türkiye Coğrafyası

Türkiye'nin başşehri ve Ankara ilinin merkezi, 779,794 nüfusu ile Türkiye'nin İstanbul'dan sonra ikinci büyük şehridir.Ankara şehri, İç Anadolu'nun kuzey -batısında Sakarya'nın kollarından olan Ankara çayırım ortasından geçtiği ovanın Doğu kenarını kaplayan dik meyilli yamaçlar üzerinde kurulmuştur. Şehrin eteklerinde denizden yükseklik 835, Kale'nin bulunduğu yerde 978 metredir.

Tarihi : Ankara'nın kuruluşu çok eski tarihlere kadar uzanır. Ankara ve çevresinde Yontma taş devrinden beri oturulduğunu gösteren eserler vardır. Özellikle Ziraat Fakültesi ve Gazi Eğitim Enstitüsü taraflarında bu çağların eserlerine rastlanmıştır. M. Ö. ikinci bin yılda bu çevrede Hititler'in yerleşmiş olduklarını gösteren eserlerden başka, Frig'ler (Phryg) devrinde oturulduğunu gösteren eserler vardır.

Hellenistik çağ'da burada Lidya'lılar, Med'ler ve Pers'ler yerleşmişler, Büyük İskender zamanında burası üs olarak kullanılmıştır. M. Ö. ikinci yüzyılda Ankara ve çevresinde Roma çağı başlamıştır. İmparator Augustus zamanında Ankara, (Augustus şehri) olmak şerefini kazanmış, siyasi bakımdan da büyük önem kazanarak Gençlik Parkı, Türkocağı, Hacettepe, Bentderesi çevrelerini içine alan büyük bir şehir olmuştur.

Roma İmparatorluğunun 395 tarihinde Theodosios tarafından ikiye bölünmesinden sonra Bizans (Doğu Roma) İmparatorluğuna bağlanan Ankara, sönük bir eyalet merkezi olarak kalmış ve XI. yüzyılda Türk -Selçuk akınlarına kadar, yapılan çeşitli savaşlar yüzünden büyük zararlara uğramıştır.

Malazgirt'te Bizans ordularının yenilgiye uğramasından (1071) sonra, Anadolu, Türk -Selçuk akınlarına sahne olmuş ve bu arada Ankara birkaç yıl Selçuklular'ın egemenliğine geçmiştir. Bir ara Haçlı kuvvetlerinin geçiş yolu da olan Ankara, Bizans İmparatorluğunun, bir uç kalesi olmakta devam etmiş, fakat Selçukluların eline geçtikten sonra stratejik ve ekonomik bakımlardan önemli merkezlerden biri olmuştur. Selçuklu egemenliği boyunca askerlik bakımından da önemini koruyan Ankara'ya Selçuklu hükümdarlar özel bir ilgi göstermişler ve şehri, surları onarmışlardır.

Murat I. zamanında Ankara'nın kesin olarak Osmanlı devletine katılmasından (1361) sonra şehir, öbür şehirlere örnek olacak şekilde gelişmiş ve Osmanlı Devletinin iç olaylarında önemli yeri olan şehirlerden biri olmuştur. Fakat XVI. yüzyıldan itibaren Ankara büyük ekonomik ve sosyal sarsıntılar geçirmiş, uzun yıllar Celâli ayaklanmalarının hücum yeri olmuş ve zaman zaman yapılan iç savaşlarla ve Celali'lere vermek gereken haraçlarla çok sarsılmıştır. 1892 de bir tren yolu ile İstanbul'a bağlanmasına rağmen, Ankara, gerek bu iç ayaklanmalara sahne olması yüzünden, gerekse çıkan birkaç büyük yangın yüzünden Osmanlılar devrinde esaslı bir canlılık kazanamamıştır.Fakat, 19 Mayıs 1919 da Samsun'a çıkarak Millî Kurtuluş hareketine başlayan Mustafa Kemal'in, Sivas ve Erzurum Kongrelerini topladıktan sonra 27 Aralık 1919 da Ankara'ya gelmesi ve 23 Nisan 1920 de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Ankara'da açılması, buranın önemini İstiklâl Savaşı boyunca arttırmış 13 Ekim 1923 de Büyük Millet Meclisi'nin çıkardığı bir kanunla devletin idare merkezi olmuş tur.

Adı : Ankara, çeşitli çağlarda çeşitli adlar almıştır. Bilinen en eski ad, Frig'ler devrine kadar uzanan Ankyra' dır. Sonraları bu ad Ankura, Angur, Ankuria, Engürü, Engüriye, Angora, Ancora şekillerini almıştır.

Bölümleri : Başşehir olduğundan bu yana her yıl biraz daha gelişen ve büyüyen Ankara, gittikçe yayılan banliyölerinden başka altı ana bölüme ayrılır:

1- Eski Ankara : Kalenin bulunduğu tepenin üstünde, yamaçlarında ve eteklerinde oturanları içine alan bir bölümdür. Bugünkü Ankara'nın çekirdeğini meydana getirmiştir. Son yıllarda açılan geniş cadde ve meydanlarına, birçok modern yapılarına rağmen, dar sokaklara sokulmuş eski evler, bu bölümün özel görünüşünü, zamanımıza kadar getirmiştir. Es ki Ankara evleri iki katlı, kerpiç duvarlı ve damları kiremitle örtülüdür. Çok dar olan sokaklar zor geçit veren ve çoğu zaman taşıtların girmesine uygun olmayan durumdadır. Kale, Augustus tapınağı Arkeoloji Müzesi, Etnografya Müzesi, Eti Müzesi gibi tarihî eserleri kendinde toplayan bu bölüm, Kale ve çevresindeki mahalleleri, Atpazarı, Koyunpazarı semtlerini ve Kale'nin eteklerindeki semtleri içine alır. Evvelce mevcut dış surların İstanbul kapısı yakınındaki Ulus Meydanı, bugünkü Ankara'nın en canlı merkezidir. Ortasında Zafer Anıtı'nın yükseldiği bu meydandan türlü yönlere dört büyük cadde ayrılır. Bunlardan biri, gara doğru uzanan büyük bul vara, ikincisi, Atatürk Bulvarı ile Yenişehir'e, öbürleri Ziraat Fakültesi'ne doğru uzanan Çankırı Caddesine ve Samanpazarına doğru uzanan Anafartalar caddesine açılır. Çevresine aldığı bankalar, çeşitli binalar, mağazalar ve bitmek üzere olan modern işhanları ile burası, Ankara'nın en canlı merkezi olma özelliğini devam ettirmektedir.

2-Cebeci : Ankara'nın güney -doğu bölümünde uzanır. Batıda İncesu'ya, doğuda Tıp Fakültesi Hasta-hanesine, kuzeyde demiryoluna doğru genişlemiş olan bu semt, güneyde uzanan tepelere doğru hızla genişlemektedir. Burası, gittikçe yaygın bir durum alan apartmanları, son yıllarda daha da genişleyen caddeleri ve dükkânları ile ayrı bir şehir özelliğini kazanmağa başlamıştır. Bir ucu, Anafartalar Caddesi ile Ulus Meydanında bağlı olan ve demiryoluna paralel olarak geçen geniş Cebeci Caddesi, öbür ucu ile Atatürk Bulvarına ulaşır. Bu cadde üzerinde Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü, Hukuk Fakültesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi sıralanır. Şehrin kenarına düşen bir yerinde de Tıp Fakültesi ile Ankara Hastanesi yer almıştır. Eski Ankara ile Cebeci semti arasında kalan geniş bölgede de Samanpazarı, Hamamönü ve Numune Hastanesine uzanan mahalleler yer almıştır.

3 -Yenişehir : Eski Ankara'nın güneyinde bulunmaktadır. Cumhuriyetin ilk yıllarında ıssız bir bölge olan Yenişehir, kısa zamanda yapılan modern binaları ile, yeni Ankara'nın en önemli yerlerinden biri olmuştur, Ulus Meydanından güneye uzanan 6 kilometre uzunluğundaki geniş ve ağaçlıklı Atatürk Bulvarı, Yenişehir'in belkemiği olacak şekilde uzar. Atatürk Bulvarı'nın iki tarafında Ulus Meydanından başlayarak birçok mağazalar, bankalar, Büyük Postane, Genç Zafer Anıtı Gençlik Parkı, Büyük Tiyatro, Türk Hava Kurumu, Radyo Evi, Kız Enstitüsü, Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi.,Etibank ,Sağlık Bakanlığı, Orduevi Danıştay, Kızılay Merkezi sıralanmıştır. Çankaya'ya kadar devam eden Atatürk Bulvarı, çeşitli geniş caddelerle şehrin her bölümüne birleşmektedir. Bu bulvar, yalnız Yenişehir'in değil, Ankara şehrinin de belkemiği durumundadır.

4 -Bahçelievler : Gar'ın güney -batısında serpilmiş bulunan bir ya da iki katlı, bahçe ortasındaki evlerin meydana getirdiği bir semttir. Son yıllarda Küçükevler, Tasarrufevleri, Emekevleri, Anıttepe çevresindeki evlerle ayrı bir şehir özelliğini taşımaktadır.

Gazi Eğitim Enstitüsü, Fen Fakültesi, Banknot Matbaası, Sanat ve Yapı Enstitüleri Öğretmen Okulu ve başka yüksek okullar bu bölgenin yapılan arasındadır.

5 -Yenimahalle : Ankara'nın kuzey - batısında bulunan ve son bir kaç yılda meydana gelen modern bir şehir özelliğini taşımaktadır, iki üç katlı ve birkaç tipli yeni yapılan ile-bu bölge, Ankara'nın en kalabalık bölgelerinden biri olmuştur.

6 -Kuzey mahalleleri: Bentderesi'nin kuzeyine düşen bir bölümdür.

Kayalık çıplak tepelerin dik yamaçlarında serpilmiş bulunan Atıfbey, Altındağ, Yenidoğan mahalleleri, bir ya da iki katlı, kerpiç duvarlı evlerden meydana gelmiştir. Buraları Ankara'nın nüfusunun dörtte birinden fazlasını barındırmaktadır.

Ankara, bu genel bölümlerinin dışında Etlik, Keçiören, Ziraat ve Veteriner Fakülteleri, Kalaba, Dikmen, Çankaya, Kavaklıdere Balkehriz Akdere, Topraklık, Mamak, Kayaş, Gazi Orman Çiftliği Etimesgut bölgeleri ile çok geniş bir şekilde çevrilmiş gibidir.

Ankara'nın yeni yapılarının artması ile modem bir şehir olması, Türkiye merkez olması ile beraber başlamıştır. Her yıl, biraz daha genişleyen ve gelişen durumu ile de Türkiye'nin en büyük ve modern şehirlerinden biri olmuştur.

Ankara'nın anıtları: Ankara'da, Cumhuriyet devrinde, başlıca şu anıtlar yapılmıştır: Cumhuriyet anıtı: Ankaradaki anıtların en büyüğüdür ve Ulus Meydanı'nda bulunur. Bu anıtta Atatürk, yüksek bir kaideye oturtulmuş bir at üzerinde, Başkomutan elbisesi iledir.

Heykelin üçgen şeklinde bulunan kaidesinin üç tarafında birer heykel vardır. Bunlardan biri, mermi taşıyan bir Türk kadınını, öbürü, düşmanı gözetleyen bir Türk askerini, üçüncüsü de cephede arkadaşlarına hücum emri veren bir çavuşu heykelleştirilmiştir. Kaidenin her yüzünde Kurtuluş Savaşı ile ilgili kabartmalar vardır. Atatürk Hey keli: Etnografya Müzesi önünde bulunmaktadır. Bu, heykelde Atatürk, asker kıyafetinde ve at üzerindedir. Yenişehir’de, Atatürk Bulvarı üzerinde, Çankaya’ya yönelmiş, ayakta, asker üniforması ile duran bir Atatürk heykeli daha vardır. Güven Anıtı: Kızılay ile Bakanlıklar arasında bulunan parkın içindedir. Bu anıtın Bakanlıklara bakan yüzünde Atatürk, Kurtuluş Savaşı ve Devrim arkadaşları ile birlikte görülmektedir. Kızılay'a bakan yüzünde iki ayrı heykel vardır. Bu heykelin kaidesinde Atatürk’ün “Türk, Öğün, Çalış, Güven” sözü bulunmaktadır. Bunların dışında, Ankara'nın çeşitli yerlerinde Atatürk'le ve başka kimselerle ilgili heykeller daha vardır.



ANKARA İLİ

İç Anadolu'nun kuzeybatısındadır. Konya'dan sonra Türkiye'nin en geniş topraklı ilidir. Merkezi, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyetinin de merkezi o-l&n Ankara şehridir. Yüzölçümü 32.394 kilometrekare, nüfusu 1.316.423 tür.

Ankara, Kızılırmak ve Sakarya nehirlerinin ve kollarının geçtiği engebeli bir yüzeydir. Ankara yaylası üzerinde kurulmuştur. Kuzeyden Çankırı, kuzeybatıdan Bolu, batıdan Bilecik, Eskişehir, güneyden Konya, güney-doğudan Kırşehir, Yozgat, Çorum ile sınırlıdır. Genel görünüş ve yüzey şekilleri bakımından geniş bir tarım bölgesidir. Topraklarında % 95 oranında tahıl ekimi yapılmaktadır. Kapladığı alan bakımından olduğu gibi, ilçe sayısının fazla oluşu ve köy sayısı bakımından da önde giden illerimizden biridir. İlçeleri şunlardır:

Ankara merkez ilçesi, Altındağ (merkezde), Ayaş, Balâ, Beypazarı, Çamlıdere, Çankaya (merkezde), Çubuk, Elmadağ, Güdül, Haymana, Kalecik, Keskin, Kırıkkale Kızılcahamam, Nallıhan, Delice, Koçhisar, Polatlı, Yenimahalle (merkezde), Sulakyurt. Bu ilçelere bağlı 1.226 köy vardır.

RÖNESANS « Dünya Tarihi

XIV. yüzyıl ortasında İtalya'da meydana gelen, XV. ve XVI, yüzyıllarda Batı Avrupa'daki ülkelere yayılan, edebiyat, sanat ve bilim alanındaki uyanışa verilen ad. Rönesans, Avrupa'da, Orta Çağ'dan Yeni Çağ'a geçişi, hazırlayan bir harekettir. İlkin İtalya'da başlamıştır, İtalya’da, Donte (1265 -1321) Petrarca (1304 - 1374), Boccacio (1313 - 1375) gibi yazarlar, Rönesans hareketinin öncüsü olmuşlardır. Rönesans hareketinin başlamasının sebepleri arasında şunlar vardır: Eski Yunan ve Latin edebiyat, felsefe ve bilimlerinin incelenmesi ,bunların okullarda okutulmağa başlanması; matbaanın icadı ile geniş halk kitlelerinin yeni buluş ve düşünüşleri kolayca okuyabilme imkânının sağlanması : Avrupa'da bilim adamlarını ve sanatkârları koruyan bir sınıfın meydana gelmesi.

Eski Lâtin ve Yunan medeniyetinin izlerini taşıyan İtalya, bu yeni hareketin öncüsü olan memleket olmuştur.

Buralar Avrupa’nın öbür ülkeleri gibi kralların emrinde olan ülkelerden daha serbest daha hür bir durumdaydılar. Çoğu ticaretle geçinen, zengin kimselerden meydana gelen halk,kilisenin baskısına pek aldırmadan yaşıyordu, Zengin aileler sanatçıları korumayı, eski eserleri toplamayı bir vazife biliyorlardı. Böylece yavaş yavaş ,eski Yunan ve Lâtin eserlerine karşı bir ilgi uyanmış; İstanbul’un Türkler eline geçmesi üzerine, birçok Bizanslı bilginler, eski elyazmalarını alarak İtalya’ya göç edince bu ilgi daha belirli bir şekil almıştır. Uzun zamandan beri kapalı duran, unutulan Yunan ve Lâtin edebiyat ürünleri yeniden ortaya çıkarılmış, eski metinler çoğaltılmaya karşılaştırılmaya, açıklanmaya başlanmıştır. Matbaacılığın yayılması ile bu metinler daha geniş bir alana daha çabuk yayılmış, Rönesans hareketi hızlanmıştır. Dante, Petrarca, Boc-cacio'dan sonra Machiavelli (1469 - 1527), Ariosto (1474 — 1533), Tasso (1544 - 95) gibi yazarlar yetişmiştir. İtalyan Rönesans hareketi yalnız edebiyat alanında kalmamış, güzel sanatlar alanına da yayılmıştır. Giotto (1266-1337), Botticelli (144 - 1510), Leonardö da Vinci (1452 - 1519), Michelangelo (1475 - 1564), Raphael (1483 - 1520) gibi ressam ve heykeltıraşlar, Brunellesehi (1337 - 1446), Bramante (1455 -1515) gibi büyük mimarlar yetişmiştir. İtalya'nın Avrupa ile doğu ülkeleri arasındaki ticareti elinde tutması, Avrupa'nın öbür ülkeleriyle sürekli münasebetlerde bulunması, İtalyan Rönesans hareketinin buralarda da yayılmasını sağlamıştır.

Fransa'da Rönesans hareketi, Paris Üniversitesinde Yunanca okutan Gregorio Tifemas'ın (1415 - 66) etkisiyle başlamıştır. Başlangıçta, Ortaçağ düşünüşüyle hareket eden bilginler ve sanatçılar bu harekete karşı koymak istedilerse de engel olamamışlar, Charles VIII.ın Napoli'yi ele geçirmesi Fransızları İtalyan, Rönesans ürünleriyle doğrudan doğru ya karşı karşıya getirmiştir. Asıl Fransız Rönesans’ı François I. zamanında kendini göstermiş. Bude ve Scaliger gibi bilginler eski Yunan üzerine araştırmalara hız verirken, Ronsard ile onun çevresinde birleşip Plelade adını alan topluluk da eski eserlerden aldıkları ilhamla yeni bir Fransız edebiyatı meydana getirmeğe başlamışlardır. Rabelais (1494 - 1553), Ronsard (1524-85), Montaigne (1533 - 92) bu hareketin en önemli yazarlarıdır.

Almanya'da da Rönesans, İtalya'da okuyan Öğrencilerin etkisiyle başlamıştır. Johann Reueh'in (1452 - 1522), Meanchton (1497 - 1560), en çok da Hollandalı Erasmus (1467 - 1536) eliyle canlı bir şekil almıştır.

XV. yüzyıl sonlarında İtalya'da Padua, Bolonya, Floransa gibi üniversitelerde Rönesans hareketini inceleyen İngiliz bilginleri yurtlarına dönünde Oxford, Cambridge üniversitelerinde bu hareketi yaymaya çalışmışlar; Henry VIII.'nin koruyuculuğu ile İngiliz Rönesanssına hız vermişlerdir. William Shakspeare (1564 - 1616) bu devrin en büyük yazarıdır.

Rönesans hareketi, Avrupalılar ve Hollanda'ya da yayılmıştır. İspanyol Cervantes (1547 - 1616), Hoîlanda'lı Jerome Boseh (1460 - 1516), Pieter Bruegel (1525 - 69) bu devrin önemli sanatçılarıdır.

Rönesans hareketi, Avrupalıların eski Yunan ve Roma'nın en iyi sanat ürünleriyle karşı karşıya getirmiştir. Resimde, heykelcilikte ve mimarlıkta yeni bir zevk ve anlayışa yol açmış, eski edebiyat ürünlerini örnek tutarak eserler yazmak isteğini uyandırmıştır. Bu zamana kadar başta İncil olmak üzere hemen bütün eserler Lâtince yazılırken büyük yazarlar, eski ürünleri örnek tutan yazılarını kendi dillerinde vermeye çalışmışlardır. Bu da bir çok Avrupa ülkelerinde millî edebiyatların kuruluşuna yol açmıştır.

Eski Yunan ve Roma eserlerinde daha hür, daha çeşitli bir düşünce tarzı Kendini göstermekteydi, ilerici kiliseler, bunlarla Ortaçağın daracık düşünüş sistemi arasındaki ayrılığı görmüşlerdir : Bilim adamları da bu hür düşünüşten ilham alarak araştırmalarında, değişmez sanılan bir takım kurallara değil, deneye kendi buluşlarına önem vermişlerdir. Böylelikle Rönesans hareketinin sonlarına doğru bilimde de büyük bir ilerleme görülmüştür. Copernicus (1473 - 1543), Galileo (1564 - 1642), Kepler 1571 - 1630) gök cisimlerinin hareketlerini, güneş sisteminin özelliklerini ortaya koymuşlar esrarlı bir görünüşü olan simya ,Van Helmon (1577 - 1644). Böyle (1627 - 94) eliyle modern kimya bilimine doğru gelişmiş; Newton (1642 -1721) modern fiziğin, temellerini Pare (1517 - 90) Cerrahide, Vesalius (1514 -64) anatomide yepyeni buluşlar ortaya koymuşlardır. Harvey (1578 - 1658) kan dolaşımını bularak anatomi ve tıpta büyük bir değişikliğe sebep olmuş; Bacon (1561 - 1626), daha sonra Descartes (1596 - 1650) deneyin, insan aklının her çeşit araştırmada üstünlüğünü belirtmişlerdir.

DALGA « Genel Coğrafya

Rüzgârla yükselip atılan su kütlesi. Deniz ya da göl gibi geniş sularda rüzgârla tümsek tümsek yükselerek harekete getirilen su kütleleri, bazen 12 metre yüksekliklere kadar çıkarak denizin ya da gölün yüzeyinin devamlı olarak dalgalı halde olması sonucunu doğururlar. Dalgaları meydana getiren su damlacıkları yerinden ayrılmazlar. Rüzgârın etkisi ile hacminde değişiklik olan su yüzeyi, bu yüzey değişikliğini ve biçimini, su damlacıkları aracı ile devam ettirmiş olurlar. Bu sebeple, dalgalar İçinde bulunan bir cisim (bir gemi, bir kayık) dalgaların etkisi ile yükselip al-çaldığı halde, aynı yerde kalabilir. Su damlacıkları, yalnız, kıyıya yakın yerlerde bulundukları yerlerden ayrılarak, kıyıya doğru yer değiştirirler. Dalgalar 20 - 40 metre derinliğe kadar etkilerini gösterirler. Daha derinlerde dalgaların etkisi olmaz.

ALAÇAM « Türkiye Coğrafyası

Samsun iline bağlı bir ilçe, Yüzölçümü 677 kilometrekare, nüfusu 42.195 dır. Samsun'un kuzey - batısında ve Karadeniz sahillerinde bulunmaktadır. İlçe yüzeyi vadiler ve sırtlardan ve geniş düzlüklerden ibarettir. Tarla ve bahçe tarımı yanında bilhassa tütüncülük önemli bir yer tutmaktadır. Bu arada geniş meyvecilik de yapılmaktadır.

İlçenin merkezi 6.850 nüfuslu Alaçam kasabasıdır. Alaçam kasabasına 17 kilometrelik bir otomobil yolu ile bağlanan Urgancı Dağı, turistik önemi olan bir yerdir.

CAMGÖZ BALIĞI « Hayvanlar

Köpek balığının bir cinsi. Sıcak denizlerde bulunur. Gözü açık yeşil cam gibi parladığından bu adla anılır. Uzunluğu iki metreyi bulur. Dişleri keskin olduğu için, ağları kolaylıkla parçalayabilir.Kara sularımızda da bulunmaktadır.

MUHASEBE « Sanayi ve Ticaret

Herhangi bir işletmede bulunan kıymetlerin miktarının istenilen zamanda bilinmesini sağlamak, bu kıymetlerde meydana gelen değişmeleri takip etmek, bunlardan elde edilen sonuçları en doğru bir şekilde bulabilmek için yapılan işlemlere verilen ad. Bu duruma göre muhasebe, bir servet ve sonuç hesabıdır.

Bu hesapların tutulabilmesi, değişik usuller içinde yapılmaktadır. Bu usuller yapılan işlerin durumu ile ilgilidir. Muhasebe usulleri, çok değişiktir. Fakat hepsinde de, değişik işlemler yapılmasına rağmen çıkan sonuç değişmez. Bu sonuç da o kişinin ya da o işletmenin belli süreler içindeki gelir ve giderinin durumunu, servetinin değişimini en doğru bir şekilde verir.