BÜKREŞ « Dünya Coğrafyası
Romanya Halk Cumhuriyetinin başşehri. Nüfusu 1.236'906 dır. Tuna'nın kollarından Damboviça ırmağı boyunda işlek ticareti, endüstrisi ve petrol tasfiyehaneleri bulunan bir şehirdir.
Bir halk geleneğine göre “Bucur” adlı bir çoban tarafından kurulan ve adını bu çobandan alan Bükreş 1659 dan itibaren Eflâk beylerinin merkezi olduktan sonra gelişmiş, daima bir zevk ve eğlence şehri olmuştur. Birkaç defa Osmanlı İmparatorluğu, Avusturya ve Rusya'nın saldırısına uğramış, Romanya'nın bağımsızlığını kazanarak krallık olmasından (1841) sonra, krallığın merkezi oknus olmuş ve çok gelişmiştir. İkinci Dünya Savaşı sıralarında uçak bombardımanlarına uğramışsa da, şehrin gelişmesi durmamış ve Balkanların Paris'i haline gelmiştir.
ÇARDAK « Türkiye Coğrafyası
Denizli iliğine bağlı bir ilçe. Nüfusu 15.195 dir. İlçenin yüzeyi, Acıgöl'ün batısı ile Emir çayı arasında uzanan düz alanlarla bunların kuzeyinde yükselen Maymun dağının meydana getirdiği engebeli alanlardan ibarettir. Tahıl ekimi başlıca gelir kaynağıdır. İlçe merkezi, 1.907 nüfuslu Çardak kasabasıdır.
FELSEFE « Bilim ve Sanat
Genel olarak varlıkların, prensiplerin ve sebeplerin genel bilimi şeklinde tarif edilen bilim. Yunanca filos (dost) ve sofia (bilim) kelimelerinden meydana gelmiştir ve “bilim sevgisi” ve “hikmet dostluğu” anlamına gelir. Eflâtun, felsefeyi, “varlığın sebeplerini” anlatan bir bilim olarak görmüştür. Aristo ve Orta çağ filozofları da “Prensiplerin ve sebeplerin bilimi” olarak tarif etmişlerdir.
Her bilim, kendi konusu içindeki gerçekleri araştırdığı halde, felsefe ilk ve genel olan sebeplere ulaşabilmek için bütün varlığı tetkik eder ve bu bakımdan öbür bilimlerden ayrılır. Felsefe, bu âlemin değişmez bir prensiple açıklanıp açıklanmayacağını, bu âleminin neden meydana geldiğini, varlığın şekil ve özelliğinin neden ibaret olduğunu, bu alemin niçin var olduğunu, insan da dahil olduğu halde bu alemin sonunun ne olacağını nereden gelinip nereye girileceğini inceler.
Böylece, bu soruların cevabının verilebilmesi için insan bilgisinin sınırını tayin eder. Bilgilerimizin değerini inceler.
Felsefe, bu çalışmaları ile birlikte, bilginin kaynağı meselesini de kendisine konu olarak almıştır. Bu iki esas meseleden başka felsefe, insan hareketleri ile ilgili meselelere de cevap vermeğe çalışır.Felsefe, bu çalışması ile, bir “genel bilim” özelliği taşır. Böyle olmakla beraber her bilimin kendine mahsus bir felsefesi vardır : Tarih felsefesi, eğitim felsefesi gibi.
Bugün felsefe, psikoloji, mantık, ahlâk estetik ve fizikötesi (metafizik) olmak üzere beş kısım altında okutulmaktadır, ayrı birer bilimdirler ve felsefenin başlangıcı ve vasıtası özelliğindedirler.
Felsefenin gelişmesi : Felsefenin başlangıcı, M.Ö. 600 yılına kadar Thales, ilk filozof olarak kabul edilmektedir. İyon felsefe okulundan olan Thales'in ve bu yolda gelmiş ilk filozoflar, dünyanın neden yapıldığı konusunda cevap bulmaya çalışmışlardır. Bundan sonra gelen Sofistler, ileri sürülen fikirlerin çokluğu ve değişikliği karşısında, “Nereden biliyorsunuz?”sorusunu sormuşlardır. Fakat, Sofistlerin bu sorularını da, bunlardan sonra gelen ve ahlâkçı bir filozof olarak bilinen Socrates yetersiz bulmuş, her şeyden önce “Neye yarar?” sorusunun sorulmasını gerekli görmüştür. Eflâtun ve Aristo, Socrates'ten sonra, ahlâkî felsefenin temeli haline getirmişler ve uzun yüzyıllar, filozofları etkilemişlerdir.
Romalılar, uzun süre felsefe meşalelerini, Yunandan almışlardır. Ancak, ilk yüzyılda Pyotinus, Eflâtun'un felsefesinde bazı değişiklikler ileri sürmüştür.
İslâm felsefesi de. Yunan felsefesinin büyük etkisi altında kalmıştır. Fakat, bu felsefeye, her şeyden önce, “Tanrı evrenin hayat kaynağıdır” kavramı esas olmuş, İslâm felsefesinin temeli olan “tasavvuf” görüşü doğmuştur. Farabî, İbnî Sina, bu yolda yetişmiş büyük İslâm filozoflarıdır. Gazali ise, Aristo felsefesine hücum etmiş, “Kelâm” denen İslâm felsefesinin temsilcisi olmuştur.Hıristiyanlığın yayılması üzerine, bu yolda gelen ilk filozoflar, Eflâtun'un ve Plotinus'un izleri üzerinde yürümüşler. Ortaçağ'da ise. Hıristiyan filozoflar, Aristo'nun felsefesini benimsemişlerdir. Böylece, “Skolâstik felsefe” meydana gelmiştir.
İngiliz filozofu Francis Bacon île Fransız filozofu Rene Descartes, bugünkü felsefenin kurucuları olmuşlardır. İki filozof da, felsefenin metodu üzerinde önemli fikirler ileri sürmüşler, böylece bu ilkeler, bugünkü bilimlerde güdülen metoda temel olmuştur.
İNEBAHTI DENİZ SAVAŞI « Tarih
7 Ekim 1571 günü, Osmanlı İmparatorluğu'nun deniz kuvvetleriyle Venedik, Papalık ve İspanya devletlerinin birlikte meydana getirdikleri Haçlılar kuvvetleri ile yaptıkları deniz savaşı.
Kıbrıs adasının 1570 tarihinde Osmanlılar tarafından alınması üzerine, Hıristiyan Avrupa, Osmanlıları yenebilmek için yeni bir kuvvet denemesin çıkmış ve hazırlanan büyük bir deniz kuvveti ile Osmanlılar yenilgiye uğratılmak istenmiştir.
Haçlılar donanması, Girit ve Korfu adalarına yaptıkları seferden dönmekte olan Osmanlı donanmasını İnebah'tı (Lepanto) körfezi çevresinde savaşa katılmaya zorlamış ve yapılan bu deniz savaşında, Osmanlı donanması yenilgiye uğramıştır. Kaptan-ı derya Müezzinzade Ali Paşa'nın komutasındaki Osmanlı donanması çok büyük kayıplar vermiş, donanma komutanlarından yalnız Kılıç Ali Reis savaştan kurtulabilmiştir.
Fakat bu yenilgi çok sürmemiş ve Sokullu Mehmet Paşa'nın yönetimindeki Osmanlı İmparatorluğu, yeni bir donanma hazırlamakta gecikmemiştir.
Bu yenilgiden sonra Venediklilerle yapılan bir barış müzakeresi sırasında Sokullu Mehmet Paşa'nın Venedik elçi. sine söylediği şu sözler ünlüdür:
“Siz bizim donanmamızı mahvetmekle sakalımızı kestiniz. Kesilen sakal gene uzar; fakat biz Kıbrıs'ı alarak sizin bir kolunuzu kestik. Kesilen kol yerine gelmez”.
CUMHURİYET « Yönetim Şekilleri
Devlet Başkanının millet tarafından belirli süreler için seçildiği devlet şekli. Yeryüzünde bulunan çeşitli devletlerin idare biçimleri, türlü şekiller gösterir. Bir kısım ülkelerde bütün idare, tek bir İnsanın elinde toplanmıştır. (mutlakiyet idaresi). Bir kısım ülkelerde de idare, bir kişinin elinde değil küçük bir topluluğun elinde toplanır, (oligarşi). Bir kısım ülkelerde de idare, bir kişinin ya da bir topluluğun elinde değil, o ülkenin sınırları içinde bulunan bütün vatandaşların elidedir. Halkın, halk tarafından, halk için idaresi diye özetlenen bu idare şekli de “demokrasi” dir. Demokrasi ile idare edilen devletlerde, iki şekil görülür. Meşrutiyet ve Cumhuriyet. Meşrutî demokrasilerde, milletin oyu ile meydana gelmiş bir Millet Meclisi ve bu Meclisin kontrolü altında bulunan bir hükümet ve idare mekanizması olmasına karşılık, devlet başkanlığı, “kral” tarafından temsil edilmektedir. Kralın yetkileri ve vazifeleri, kısıntılar içindedir ve devleti yönetme yetkisi, Meclis'le bu Meclisin kontrolü altında bulunan Bakanlar Kurulunda toplanmıştır.
Demokrasi ile yönetilen ülkelerdeki öbür şekil de “Cumhuriyet” tir. Cumhuriyet idaresinde, kesin olarak, “bir halk idaresi” görülür. Bu idare şeklinde halk, kanun yapmak kudretini doğrudan doğruya kullanabileceği (vasıtasız hükümet) gibi, bu kudreti, bizzat seçtiği bir heyete de verebilir (temsilî hükümet). Her iki şekilde de devletin temsilcisi, belli bir süre için seçilmiş bulunan “Cumhurbaşkanı” dır. Cumhuriyetlerde yürütme (icra kuvveti) erki, halk tarafından seçilmiş olan başkan ya da diktatör gibi bir şefe bırakılmış ya da bir heyete verilmiş olabilir.
Kuvvetlerin teşkilâtına ve vatandaşların sahip oldukları haklara göre sayısız çeşitlilik gösteren cumhuriyet idaresi, ilkçağlardan beri vardır. Roma'da olduğu gibi ilk çağlardaki cumhuriyetlerde, halkın çoğunluğunu meydana getiren esirler kitlesine rağmen, hür siyasî entrikalar sonucu, sürgüne gönderilmiş, onüç yıl sürgünde kaldıktan sonra memleketine dönmüş, ömrünün geri kalan kısmını eserleri ile uğraşmakla geçirmiştir.
Çinlilerin en eski filozoflarından biri olan Confucius, denebilir ki, dinlerin kurucuları olan peygamberler kadar, geniş halk kitlelerinin duygu ve hareketlerine etki yapmış nadir filozoflardandır. Aradan 2500 yıl geçmesine rağmen, fikirleri, geniş Çin halk kitleleri tarafından halâ benimsenmektedir. Devleti idare edenlerin, halkın ahlâkını düzeltmek zorunda olduklarına ve bu sebeple kendilerinin örnek kişiler olmaları gerekçesine inanan Conficus denebilir ki, Çin milletlerinin teşekkülünde ve kuvvetlenmesinde büyük etkisi olmuş bir filozof ve ahlakçıdır.
DALKAVUK « Eğlence
Kendine fayda sağlayacak durumda olanlara yaltaklanarak ve böylelerini eğlendirmek üzere soytarılık yapara geçimini sağlayan kimse.Dalkavuklar menfaatleri uğruna insanlık haysiyetlerini korumayan, doğruluğa önem vermeyen kimselerdir.Kendi çıkarları için doğru olmayan şeyleri, başkalarının zararına olsa bile, yapmaktan ve düşünmekten geri kalmazlar; böylece kendilerine faydası dokunacakların daima hoşuna gidecek yolu bulmaya çalışırlar.