HERA « Mitoloji
Eski Yunanlılarda baş tanrı Zeus'un karısı sayılan bir tanrıça. Eski Yunan tanrıçalarından en millî olanı ve yabancı etkilere karşı kendini en çok korumuş olanıdır. En önemli özelliği bir evlenme tanrıçası olmasıdır. Kızlar, evlendikleri gün örtülerini ona sunarlardı. Hera'nın birçok heykelleri yapılmıştır. Heykellerinde Hera, ciddî ağırbaşlı ve muhteşem bir tip olarak tasvir edilir. Aphorodite ile birlikte Yunanlılar için kadın güzelliğinin en yüksek fakat özellik bakımdan farklı birer örneği sayılırlar.
TİMSAH « Hayvanlar
Sürüngenlerden bir hayvan. Sıcak bölgelerin akarsularında yaşar. İri bir hayvandır. Kalın ve kabuksu bir derisi, uzun kuyruğu vardır. Kertenkelenin çok iri bir benzeridir. Sıcak ülkelerde, avlanmak ya da çeşitli maksatlarla akarsu boylarında dolaşan insanlar için, büyük tehlikeler meydana getiren bir hayvandır.
FATİMİLER « Tarih
Afrika'nın kuzeyinde büyük bir Müslüman Şiî devleti kurmuş olan soyun adı. Fatimilerin kurduğu bu devlet, 910 yılında, Aglebîlerin saltanatının yerine geçmek üzere Ubeydullah tarafından kurulmuştur. Fatımîler, soylarının Peygamber Muhammed'in kızı Fatımatüzzehra'dan geldiğini iddia ederler. Afrika'nın kuzeyinden Hicaz'a kadar olan ülkeleri, Suriye, Mekke, Medine, Malta ve Sicilya'yı devletin sınırları içine katmışlardır. Fatimîler, 1171 yılında Salâhaddin Eyyubî'nin saldırışı üzerine tarih sahnesinden çekilmişlerdir
HASTANE « Devlet
Hastaların tedavi edildikleri sağlık kurumlarına verilen ad.Hastanelerin oluşu, çok eski devirlere gitmez. Hekimliğin, bir bilim olmaktan uzak olduğu devirlerde, hastalar, kendi evlerinde tedavi olurlardı. Bu sebeple, basit hastalıklarda bile ölüm oranı çok yüksektir. Fakat bugün, hastalar, hekimlerin, meydana gelmesine rağmen, fizyolojik görevin bozulması, bütün organizmayı kapsar.
Göz ve kulak hastalıklarında, çoğu zaman, yalnız o organlarla ilgili fizyolojik görev noksanlığı olmasına karşılık tifo, tüberküloz, grip gibi hastalıklarda, bütün organizmayı ilgilendiren fizyolojik görev yetersizlikleri kendini gösterir. Bu bakımdan hastalıklardan bazıları, yerel ve geçici fizyolojik görev yetersizlikleri ile tehlikeli bir sonuç vermeden geçirilebildikleri gibi, gerek yerel, gerekse genel fizyolojik görev yetersizlikleri sonucu hasta organizma için, ölümle sonuçlanan durumlar meydana getirebilirler.
Bugün, çok ilerlemiş bir durumda hastabakıcıların kontrolü altında bulunan ve her türlü tıbbî vasıtalar ve ilâçlarla bezenmiş bulunan hastanelerde tedavi edilmektedirler.
Yurdumuzda, “Hükümet Hastanesi”, “Belediye Hastanesi”, “İşçi Sigortaları Hastanesi”,”Özel Hastane”, çeşitli kurumlar hastaneleri ,askerî hastaneler bulunmaktadır.
MUŞMULA « Bitkiler
Gülgillerden bir bitki. Gövdesi eğri büğrü, dallı budaklı küçük bir ağaçtır. Çürüdükten sonra yenebilen mayhoş, beş çekirdekli meyvesi vardır.
TELEVİZYON « Teknik
Radyo dalgaları yardımıyla, bir cismin görünüşünü ve hareket edişini, sinema perdesine aksettirir gibi uzaklara nakletme işi. Bugün televizyon, radyonun evrimleşmiş bir şekli haline gelmiştir. Radyolarda, uzaklara nakledilebilen seslerin yanında, televizyon olarak görüntülerin de nakledilebilme imkânının sağlanmış olması, alıcı olan her yerde, sesle birlikte görüntülerin de elde edilmesi sonucu yaratmıştır. Televizyon programlarının yayınlanışı, radyo programlarının yayınlanışı gibidir. Yalnız televizyonlarda en önemli değişiklik, televizyon kamerasındadır.
Televizyon kamerası, dış görünüşü bakımından sinema filmi çekilen kamerayı andırır. Televizyonla yayınlanacak sahnenin görünüşü kamera önündeki objektifle, içeride bulunan bir tüpe yollanır. Bu tüp büyük bir hunî biçimindedir. Bu tüpün gerisinde düz bir levha vardır. Binlerce küçücük fotosellerden meydana gelen bu tabaka gözün duyar tabakası gibi çalışır. Objektiften geçen görüntü buraya düşer. Tüpün en gerisinde, boyun kısmında bir elektron “tüfeği” bulunur. Bu tüfek fotosellerden meydana gelen levha üzerine kıl kadar ince bir elektronlar ışını atar. Sahnenin değişik ve karanlıklardan meydana gelen görüntüsü fotosel üzerine düştüğü zaman, bu aydınlık ve karanlıklara göre değişen bir elektrik meydana gelir. Fotosel levhasını sağdan sola ve yukarıdan aşağıya büyük bir hızla tarayan elektronlar ışını, levhanın çeşitli yerlerinde değişik olarak meydana gelen elektrik akımını alır. (Görüntünün karanlık yerleri ya hiç akım meydana getirmez ya da pek az akım verir, aydınlık kısımlar çok akım verir). Böylece görüntünün biçimine göre değişik olarak alınan bu akımlar büyütülerek bir verici istasyona yollanır, buradan radyo dalgaları halinde yayınlanır.
Verici istasyondan yayınlanan bu dalgalar, dinleyicinin alıcı makinesinin anteni ile toplanır. Alıcı televizyonda da, vericideki gibi bir tüp bulunur, fakat bu tüp tam aksi şekilde çalışır. Tüpün dik dörtgen şeklindeki ön kısım, televizyon alıcısının perdesidir. Bu kısmın üzeri özel bir madde ile örtülüdür. Radyo dalgaları halinde gelen elektronlar bu yüzeye çarpınca görülebilir ışığa çevrilir. Bu ışığın karanlık ve aydınlık dereceleri, vericidekinin aynıdır. Böylece seyirci, stüdyodaki sahneyi aynen görmüş olur.