Nedir

ALİ - CENGİZ OYUNU « Toplum ve Toplum Yapısı

Kimsenin aklına gelmeyecek ustaca bir hile, bir düzen anlamına gelen bu deyim, Doğuda çok tanınmış bir masalın adıdır. Bir padişah, istenildiği zaman her kılığa girmenin sırrı olan Ali -Cengiz Oyunu'nu öğrenmek ister. Bu işi bir delikanlı üzerine alır ve bu sırrı bilen derviş'in yanma çırak girer. Dervişin yanında bulunan bir kızın yardımı ile oyunun sırrını öğrenir ve evine dönerek ailesine rahat bir geçim sağlar. Koç olarak pazarda satılmaya gittiği bir şurada dervişe tesadüf eder. Derviş delikanlıyı çeşitli kılıklara girerek takip eder. Dervişten kaçan delikanlı, bir çiçek olarak padişahın kızının kucağına düşer, Derviş onu almak üzere iken, darı olur. Bu sefer derviş tavuk olur ve darıları yemeğe başlar. Delikanlı da sansar olarak tavuğu boğar.

Böylece padişaha Ali - Cengiz oyununun ne olduğunu gösteren delikanlı, padişahın kızını alarak rahat bir hayat sürer.

SEVR ANTLAŞMASI « Tarih

Birinci Dünya Savaşı sonunda, Osmanlı İmparatorluğu ile Müttefik Devletler arasında, 10 Ağustos 1920 tarihinde imzalanmış olan şartları çok ağır antlaşma. Müttefik Devletler Osmanlı İmparatorluğu ile yapılacak barışın ana hatlarını 24 Nisan 1920 tarihinde San Remo'da tespit etmiştir. 11 Mayısta da, Osmanlı Hükümeti tarafından incelenmesi için, Osmanlı heyetine vermişlerdir. Bu şartlara heyet ilkin itiraz etmek istemiş, fakat padişah Vahdettin'in başkanlığında toplanan heyet tarafından, bu şartlar (Rıza Paşa'nın dışında) herkes tarafından kabul edilmiştir. Bunun üzerine, Bağdatlı Halil Paşa, Rıza Tevfik, Bern elçisi Reşat Halis'ten kurulu bir heyet, bir Fransız savaş gemisi ile Fransa'ya gitmiş ve Paris'te Sevr mahallesinde antlaşmayı imza etmiştir (10 Ağustos 1920). Osmanlı İmparatorluğunun sonu olan fakat Mustafa Kemal Paşa'nın önderliği altında zaferle sonuçlanan Millî Mücadele hareketi üzerine yürürlüğe giremeyen Sevr antlaşmasının başlıca hükümleri şunlardır :İstanbul, Osmanlı Devleti'nin merkezi olarak kalıyordu. Fakat Osmanlı devleti azınlıkların haklarını gözetmezse, İstanbul Türklerin elinden alınacaktı.

Boğazlar, savaş zamanında bile bütün devletlerin gemilerine açık bulundurulacak ve “Boğazlar Komisyonu” adını taşıyan bir komisyon idaresinde bulunacaktı. Merkezi İstanbul olan bu komisyonun ayrı bütçesi ve ayrı bayrağı olacaktı. İstanbul'da çalışacak bir komisyon Doğu Anadolu Türk illerini “Kürdistan” adı altında teşkilâtlandırmak için bir muhtariyet idaresi projesi düzenleyecekti.

Doğu Anadolu illerinin bir bölümünde bağımsız bir Ermenistan kurulacak, Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınır Birleşik Amerika Devletleri Cumhurbaşkanı Wilson'un hakemliğine bırakılacaktı.

Trakya'nın Midye doğusunda Podima denilen yerin yedi kilometre kuzey doğusunda bir noktadan Marmara kıyısında Kalikratio'nun bir kilometre güney doğusuna kadar uzanan bir hattın batısında kalan kısmı Yunanistan'a ait olacaktı, İmroz ve Bozcaada adaları da Yunanistan'ın egemenliğinde kalacaktı. Suriye'yi Fransa'ya bırakıyordu.

Arabistan ve Mezopotamya (Musul dahil)İngiltere'ye bırakılıyordu.

Bunların dışında mecburi askerlik hizmeti olmayacak; elli bin kişilik bir ordu olacak; bunun otuzibeş bini jandarma, onbeş bini asker olacak; ordunun ağır silâhları bulunmayacaktı.Azınlıklara Türklerinkinden aşırı haklar verilecek, bundan başka Müslüman milletlerden de azınlık hakları kabul edilen toplumlar kurulacaktı.

ÇİÇEKSİZ BİTKİLER « Bitkiler

Bitkiler dünyasının ayrıldığı iki büyük şubeden biri. Çiçeksiz bitkiler, 1 - Talli bitkiler, 2 -Karayosunları, 3- Eğreltiler olmak üzere üç şubeye ayrılmıştır.

BOĞAZ « Biyoloji

Ağız boşluğundan sonra gelen geçit. Burası solunum sistemine gidecek olan havanın, yemek borusuna geçecek olan lokmaların ve ses dalgalarının orta kulağa geçme yoludur. Boğazın ön tarafı açıktır. Bu açıklık vasıtasıyla yukarıda burun, ortada ağız, aşağıda gırtlakla komşudur. Bu sebeple burun kısmı, ağız kısmı, gırtlak kısmı olmak üzere üç bölüme ayrılır.

Organizmaya girecek mikropların giriş kapısından olan boğazın, aynı zamanda yan duvarlarındaki lenf sistemi ile organizmayı bu mikroplardan koruma görevi de vardır.

HALİFE « Din

Peygamber Muhammet'in vekili ve dünya müslümanların en büyüğü ve koruyucusu sayılan kimse. Peygamber Muhammet'in ölümünden sonra, tarihin gerçeklerine bakılırsa, onun tam vekili olarak yalnız dört kişi gelmiştir. (Hulefayı Raşidin) denen bu dört halife, Müslümanlar tarafından seçilmişlerdir. Bunlar da: Ebubekir (571 - 634). Ömer (581 - 644), Osman (574 - 656) ve Ali (598 - 661) dir. Bu dört halifeden sonra gelerek bu unvanı taşımış olan hükümdarlar, halifeliği siyasi amaçlarına bir vasıta olarak kullanmışlardır.

Bugün yer yüzünde “halife” olan bir kimse ve “halifelik” yoktur.

İlk dört halife devresinden sonra Emevîlerde halifelik 680 den 750 yılına kadar kalmış ,bu tarihten 1258 yılına kadar Abbasîlere geçmiştir. 1258 de Abbasî devletinin yıkılması üzerine, Abbasîlerin Mısır kolu, siyasî bir egemenliğin dışında 1281 den 1517 yılma kadar halifeliği devam ettirmişler, bu tarihten sonra da halifelik Osmanlı hanedanına geçmiştir (1924).

ALEM « Toplum ve Toplum Yapısı

Bir şeyi tanıtmak için kullanılan işaret, alâmet ve bayrak .Eskiden beri ordu ve asker topluluklarının işareti olmak üzere çeşitli alemler kullanılmıştır. Eski Mısırlılar alem olarak ilâhlarının ve kutsal hayvanlarının suretlerini taşırlardı. Türkler alem olarak at kuyruğu, boynoz ve kurt sureti taşımışlardır. İtalya faşistlerinin alemi, ortasında bir balta olan değnekler demetidir. Nazi Almanya’sının alemi, gamalı haçtı. Türkiye Cumhuriyetinin alemi, ay yıldızdır.

Alem, bu şekilde bayrak ve sancak anlamını taşıdığı gibi cami, türbe, medrese, çarşı, imaret gibi dinî ve resmî binaların kubbelerine, çatılarının üstüne süs olarak konulan tepelikler anlamına da gelir. Bunlar ya yapının bir zarureti sonucu, veya yapıya bir güzellik vermesi için, veyahut gelenek ve göreneklerin etkisi altında kalınarak konulur.