Nedir

BALLIBABA « Bitkiler

Ballıbabagillerden Asya, Afrika ve Avrupa'da 40 tan fazla türü bulunan bir bitki cinsi Otsu olan bu bitkiler yıllık olacağı gibi, uzun ömürlü de olabilir. Dört köşe olan gövdelerinin üzerleri çoklukla tüylüdür. Yaprakları saplı, yaprak şekilleri yumurta ve kalp biçiminde, kenarları sivri ya da testere gibi dişlidir. Çiçeklerinde balözü bulunduğundan böcekler tarafından çok ziyaret edilir. Bazı türleri süs bitkisi olarak yetiştirilen ballıbabalar,yurdumuzda yol, hendek kenarlarında, orman ve çayırlarda rastlanır.

ÇIKIK « Sağlık

Kemiklerin, bir zorlama altında kalarak eklem yerlerinden kurtulmasına verilen ad. Bu hallerde çoklukla eklem bağları da kopar. Çıkıkların tedavisi, hekimlerin müdahalesi ile mümkün olur.Hekimler eklem yerlerinden kurtulmuş olan kemikleri, yerlerine yeniden oturtmakla çıkığı tedavi etmiş olurlar.

ROMAN « Edebiyat

Çeşitli olayları, ihtirasları, karakterleri, baştan geçen şeyleri hayalî olarak ya da gerçeğe uygun bir şekilde anlatan eserlere verilen ad. Roman türü, hayal gücünün yardımından geniş ölçüde faydalanılarak az çok idealleştirilmiş olan olayları anlatan insanlık belgeleridir. Romanın belli başlı konuları arasında din, politika, sosyal ve ekonomik meseleler, kişilerin özel hayatları ihtirasları, aşklar, akıp giden hayat olayları yer alır. Olaylar, ya yazarın ağzından, ya da romanın belli kahramanının ağzından anlatılır. Hikâye ve roman arasında, önemli bir ayrılık yoktur. Hikâyede yer alan özellikler çoğu zaman romanda da yer alır. Yalnız romanlar, çoğu zaman geniş ölçüde yazılmış eserler olduklarından, olayları, kişileri, hareketleri, daha ince ayrıntılılarına kadar incelemek, yazabilmek imkânını vermiş olur.

Tiyatro ve hikâyelerde olduğu gibi romanda da aynı yazma plânı uygulanır: Serim bölümünde olay, olayı yaratan sebepler, kişiler belirtilir. Gelişme bölümünde olayların akışı, kişilerin özellikleri, olayların geçtiği yerler, devir ve çevre belirtilir, entrikalar sıralanır. Çözüm bölümünde olaylar bir noktada toplanır, roman için bir sonuca varılır ve eser biter.Romanlar, konuları bakımından bir çok bölümlere ayrılır: Tarihî romanlar, kişi ve toplum psikolojisini belirten romanlar macera romanları, öğretici romanlar, polis romanları v.b.

Romanlar, Yeniçağ'da meydana gelmiş, eserlerdir. Bunlar, eski destan geleneğinin bir devamı özelliğini taşırlar. Rönesans’tan bu yana, özellikle XIX. yüzyılda gittikçe gelişerek edebiyatın en yaygın türlerinden biri olmuştur.

Roman hikâye gibi bizde Tanzimat edebiyatıyla birlikte gelişmeğe başlamıştır. Fakat, asıl teknik gelişmesini ve Batı anlamındaki özelliğini XX. yüzyıl edebiyatımızda kazanmıştır.

En büyük roman yazarları, İspanyol edebiyatında Cervantes (1547-1616); Fransız edebiyatında Balzac (1799-1850), Flaubert (1821-1880), Zola (18840-1902); İngiliz edebiyatında Dickens (1812-1870); Rus edebiyatına Dostoyevski (1822 - 1881), Tolstoy (1882 -1910); Amerikan edebiyatında Steinbeck (1902) Hemingway (1898 - 1961), v.b. dır.

Edebiyatımızda başlıca roman yazarları Halit Ziya Uşaklıgil, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Reşat Nuri Güntekin, Peyami Safa, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, ilhan Tarus v.b. dır.

TORBALI « Türkiye Coğrafyası

İzmir iline bağlı bir ilçe. Yüzölçümü 1.073 kilometrekare nüfusu 37.027 dir. Yüzeyi ormanlarla kaplı dağlık alanlardan ve geniş düzlüklerden ibarettir. Halkın geçim kaynakları tahıl ekimi pamuk ve bağcılıktan ibarettir.Merkezi 8.010 nüfuslu Tepeköy kasabasıdır.

HABİL « Din

Din kitaplarından gelen menkıbeye göre, Adem ile Havva'nın ikinci oğulları. Kardeşi Kabil tarafından bir kıskançlık yüzünden öldürülmüş, böylece yine din kitaplarına göre, insanlığın ilk cinayeti işlenmiştir. Bu olay, sonradan resim, şiir hikâye, heykel şeklinde birçok sanat eserlerinin meydana gelmesine sebep olmuştur.

FALAKA « Sözlük

Eskiden, dayağın bir eğitim sayıldığı zamanlarda, ayak tabanlarına dayak atmak için kullanılan bir âlet. Falaka adı, aynı zamanda, bu âletle atılan dayağın da adıdır.

Falaka, ayak tabanları çıplak hale getirildikten sonra, falakaya tutulacak kimsenin, ayaklarını hareket ettirememesi için, lâstik veya kayıştan yapılmış bir düzenekle, ayak tabanlarına burmayı sağlayan kalınca bir sopadan ibarettir. Yere sırt üstü yatırılan falaka yiyecek kimsenin ayakları, yukarı kaldırılarak iki kişi tarafından tutulur, üçüncü bir kimse de, sopa ile ayak tabanlarına vururdu.