TUFAN « Din
Din kitaplarına göre Nuh Peygamber zamanında yağan ve bütün dünyayı sular altında bırakan büyük yağmurlar kırk gün kırk gece sürmüş, bütün dünya 150 gün sular altında kalmış, bütün insanlar, hayvanlar ölmüş, yalnız Tanrının emriyle Nuh Peygamber'in yaptırdığı büyük gemide daha önceden birer çift olarak yerleştirilen hayvanlar kalmıştır. Tufan bitince bunlar gemiden çıkarılmışlar ve üreyerek insanları ve hayvanları yeniden meydana getirmişlerdir.
BAKÜ « Dünya Coğrafyası
Sovyetler Birliği'ne bağlı Azerbeycan Cumhuriyeti'nin başşehri. Hazer denizinin batı kıyısında bulunan Baku, 968.000 nüfuslu bir şehirdir. XII. yüzyıl başlarında Şirvanşahlı'ların başşehri oLmuştur. 1501 de Iran hükümdarı Şah İsmail, Safevî tarafINdan zapt edilmiş, 1583 de Özdemiroğlu Osman Paşa tarafından alınarak 1606 yılına kadar Osmanlıların egemenliği altında kalmıştır. Daha sonraları tekrar İranlı'lara geçmiş ve 1724 de Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya arasında imzalanan antlaşma gereğince Ruslar'a geçmiştir. Bir aralık tekrar İranlı'ların eline geçmiş ise de 1859 dan sonra Çarlık Rusyasın da ilkin kaza, sonra da il merkezi olmuştur. Millî Azerbeycan Cumhuriyeti devrinde (1908 -1920) burası başşehir olmuş ve Kafkasya Türklerinin bir kültür merkezi haline gelmiştir. Bilhassa petrol kuyuları ile önemli gelir sağlayan şehirlerden biridir.
PARATONER « Teknik
Binaları yıldırımdan korumak için yapılan araçlar. Paratoner, sivri ucu paslanmasın diye altın ya da platinden yapılan bir demir çubuktur. Bu çubuk, binaların en yüksek yerlerine yerleştirilir, çubuğa bağlı bir tel de toprağa yerleştirilir. Şimşekli havalarda yer ile bulutlar arasında bir akım meydana geleceği zaman, (yıldırım) yüksek ve sivri uçlu olan paratoner, bu akımı kendine çeker ve düşen yıldırımı, binaya ve çevreye bir zarar vermeden toprağa verir.
İÇ SALGI BEZLERİ « Sağlık
Salgılarını doğrudan doğruya kana veren, salgı kanalları olmayan bezler. Önemlileri şunlardır Kalkansı bez : Tektir, boynun ön ve altındadır. Soluk borusunun önünde bulunur. Alt bacakları kısa bir H harfi biçimindedir. Dar bir orta bölümle piramit biçiminde iki yan lobtan yapılmıştır.
Bezin içi kolloidal bir cevherle dolu ve çevresinde konjunktival bir yapı ile çevrili oluşumlardan meydana gelmiştir. İçindeki kolloid maddesi koyuca kıvamda bazen renklidir. Bezin salgısı bazal ve iyod metabolismalarını ayarlar. Büyüme ve gelişmede önemli görevi vardır. Paratiroid'Ier: Kalkansı bezin arka yüzündedir. Kalkansı bezle ilgisi sade komşuluğudur. İşi büsbütün başkadır. Salgısının önemi büyüktür. Bez mercimek büyüklük ve biçimindedir. Sayış dört kadardır. Paratiroidler kalsium metabolizmasını düzenler, kan da kalsiumun sabit kalmasını sağlar. Timus : Göğüs boşluğunda soluk borusunun önünde, iki akciğerin arasında bir iç salgı bezidir.
Büyüklüğü üç yaşına kadar artar. Bu yaştan sonra küçülür. Yetişkinde artıkları bulunur. Üç yaşında ağırlığı 10 gr. dır. Küçüklerde çıkarılması gelişmeyi geciktirir. Bezin büyüklerde küçülmemiş olması normal sayılmaz. Hipofiz : Beynin alt yüzünde, Türk eğeri içinde yarım gram kadar ağırlıkta küçük bir bezdir. Yutakdan ayrılan bezin 2/3 nü yapan epitel dokusunda bir ön lobla, yuvarlak, küçük sinirsel yapıda, beyne bağlı bir arka lobu vardır. Ön ve arka lobların dokusu ayrı olduğu gibi işleri de ayrıdır. Bezin az çalışması gelişmeyi geciktirir. Cücelik yapar. Salgının gelişmede artması üst ve alt tarafı uzunlaştırarak devlik yapar. Yetişkinde salgının artması akromegali denen doğrudan doğruya düz kaslar üzerine tesir yapan bir cevher bulunur. Böbreküstü bezi: Her iki böbreğin üst ve iç bölümünde bulunur. Damardan zengindir. Rengi gri, ağırlığı altı gram kadardır. Böbrekle ilgisi sade komşuluğudur. Salgısının iki büyük ödevi vardır: 1 - Kasların çalışmasından doğan toksinleri tadil eder, 2 - Yaptığı adrenalin cevheri aracılığı ile sempatik sistemden sinir alan atardamar
kaslarına tesir yaparak kan basıncını ayarlar. Bunlardan başka böbreküstü bezinin C vitamini depo edilmesinde görevi vardır.
GRAMAFON « Müzik
Plâklar üzerine tespit edilmiş olan esasları tekrarlamaya yarayan alet. Gramafon iki bölümden ibarettir: Plâk ve makine.
Plâk, gomalaka ve mumlu maddelerle (son yıllarda plâstik maddelerle) yapılan bir disktir.İki yüzünde helezon şeklinde oyuklar vardır. Bu oyuklar, girintili çıkıntılıdır, özel olarak yapılmış olan gramafon iğnesi, bu oyuklar arasında dolaşırken, meydana gelen titreşimler, plâğa alınan sesin tekrar duyulmasını sağlar.
Makine, plâğın devamlı olarak ve aynı hızda dönmesini sağlayan bir motor ile, sesi yansıtan bir bölümden ibarettir. Motor, zemberek ya da elektrikle çalıştırılabilir. Her iki şekilde de dakikada ortalama olarak 78 devir yapılır. Elektrikle çalışan gramafonlara pikap adı verilir.
iğne, plâk üzerinde dolandıkça, oyukların girinti ve çıkıntısına göre meydana gelen titreşimler, iğnenin bağlı bulunduğu diyagrama yansır, ses titreşimleri, diyagram ve ses kutusu yardımı ile büyütülerek aksettirilmiş olur.
Gramafon 1877 yılında Edison tarafından icat edilmiş olan fonografın geliştirilmiş şeklidir.
Plâk nasıl doldurulur?
Balmumundan yapılmış düz ve daire biçimli kalıplar, gramafona benzeyen bir makineye konur. Bu makine, balmumundan kalıbı, belli bir hızla döndürür. Kalıbın üzerine bir iğne konmuştur. Bu iğ ne bir diyaframa bağlıdır.
Makinenin karşısında yapılan bir konuşma ya da söylenen bir şarkı, havayı titreştirir, hava da diyagramda titreşimler meydana getirir. Bunun sonucu olarak, diyagrama bağlı olan iğnede de titreşmeler olur. iğne, titreşerek, dönmekte olan balmumu kalıbı üzerinde, titreşme durumuma göre inişli çıkışlı çizgiler çizer. Böylece, bir kalıp elde edilmiş olunur. Bu kalıptan nikel kalıplar çıkarılır. Sonra da bu nikel kalıptan, bildiğimiz gramafon plâkları çoğaltılır.
EDEBİYAT-I CEDİDE « Edebiyat
1896 yılından itibaren, Servet-i Fünun dergisinde yazı yazan ve Batı kültürünün etkisi altında yetişen sanatçıların meydana getirdikleri edebiyat hareketi. Bu edebiyat hareketine Servet-i Fünun dergisinde başlandığı için “Servet-i Fünun edebiyatı” da denmektedir. 1901 yılında, dergisinin Abdülhamit II. tarafından kapatılmasına kadar toplu halde süren Edebiyat-ı Cedide hareketinde yetişen sanatçılar, Türkiye'nin, Avrupalılaşma hareketi ile yükseleceğine inanmışlar ve din dışı eserler vermişlerdir. Bu edebiyatta da, Tazminat edebiyatındaki gibi, Fransız edebiyatı örnek tutulmuş, hikâye, roman ve şiir, alanında Realizm, Natüralizm, Parnasizm, Sembolizm akımlarının etkisi altında kalınmıştır. Fakat, Tanzimat edebiyatı sanatçıları kadar açık olarak toplum meseleleri ile ilgilenmemişler, kullanılması yasak olan ve toplumla ilgili bir takım kavramlar yerine, aşk, merhamet gibi temalar üzerinde eserler vermişlerdir. Böylece Tanzimat devri edebiyatında yer alan “Toplum için sanat” görüşü yerine, “sanat için sanat” görüşü benimsenmiştir. Bu görüş sonucu olarak da. Edebiyat-ı Cedide topluluğu, halk kitleleri tarafından anlaşılmayı arka plâna atmış, dil de, Tanzimat sanatçılarından daha geriye yönelmeğe başlamıştır.
Edebiyat-ı Cedide şiirinde, günlük en basit olaylar konu olmuş. Divan edebiyatı ile ilgili şekiller yerine, Fransız edebiyatındaki nazım şekilleri alınmış, şiir nesre yaklaştırılmış, kafiyenin kulak için olduğu kabul edilmiştir. Hikâye ve roman türlerinde teknik kuvvetlenmiştir.
Edebiyat-ı Cedide topluluğunun başlıca sanatçıları şunlardır : Tevfik Fikret, Halit Ziya Uşaklıgil, Süleyman Nazif, Hüseyin Siret Özsever, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın H. Nazım, Celâl Sahir Erozan, Faik Âli Ozansoy.