NOKTALAMA İŞARETLERİ « Türkçe ve Dilbilgisi
Yazıda kullanılan işaretlerdir. Nokta lama işaretleri şunlardır:
1 - (.) nokta veya durak; 2 - (,) virgül, 3 - (;) noktalı virgül, 4 - (:) iki nokta, 5 - (...) sıra noktalar, 6 - (!) nida ya da ünlem işareti, 7 - (?) soru işareti, 8 - (-) çizgi, 9- (" ") tırnak işareti, 10 - () parantez ya da ayraç, 11 - ( ) köşeli parantez, 12 - ($) paragraf ya da çengel.
Bunların başlıca kullanılan yerleri: Nokta (.) a - Anlam tamam olan bir cümlenin sonuna konulur. Bundan sonra yeni başlayan cümlenin ilk harfi büyük yazılır, b - Bir ya da bir kaç kelime kısaltma halinde yazılırsa bu kısaltmalardan sonra konur, c — Bahis başlarına konulan rakamlar ve harflerden sonra konur, rakamdan sonra
(-nci) anlamını gösterir, d - Günü gösteren tarih işaretlerinde gün, ay, yıl sayılarını işaret eden rakamları ayırır.
Virgül (,) a - Cümlede birbiri ardınca sayılan isimler, sıfatlar, zamirler, birbirine bağlı fiiller v.b. arasına b - Cümlede özne olan kelime kendinden sonra gelen sözlere karışabilecek halde ise, bu kelimeden sonra, c - Mektuplarda hitap sözlerinden sonra, cümle içinde ayrı bir varlık anlatan kelime grubunun başına ve sonuna konulur.
Noktalı virgül (;) a -Birbirine bağlı, fakat her biri kendi içinde yarı müstakil ihtimalleri; b - içinde virgüllerle ayrılmış parçalar bulunan iki takım veya cümleyi ayırmağa yarar.
İki nokta (:) a - Bir cümlede ifade edilen hükmü örneklerle göstermek üzere cümlenin sonuna, b - Bir sözde birkaç ihtimal olduğu halde, bu ihtimalleri saymak veya sıralamak lâzım geldiği zaman, bu sayma veya sıralamadan önce c - Söz arasında bir yerden veya bir kimseden nakledilen ve tırnak içine alınan sözden önce kullanılır.
Sıra noktalar
1 - Üç nokta (..) cümle bitmeden sözün manalı bir kesilişini göstermek, yahut birtakım kısımlar veya örnekler sayıldıktan sonra, bunların başka benzerlerinin de o hükme sokulacağını anlatmak için kullanılır.
2 - Sıra noktalar, bir bahisten başka bir bahse geçişi yahut söylenmeden geçilen birtakım şeyleri belli etmek üzere ayrı ayrı veya iki satırın nokta ile geçilmesinde kullanılır.
Söz arasında bir ismi söylemeden işaretlemek için birkaç nokta veyahut bir harfle birkaç nokta kullanıldığı gibi, bu hallerde nokta (*) yıldız konulduğu da vardır.
Nida veya ünlem işareti (!) nidalardan ve şaşırma acınma, heyecan, gibi duyguları gösteren sözlerden sonra konulur.
Söz arasında () parantez içinde (!) nida işareti konulursa söylenilen lâkırdıya inanılmadığını, şaşılmadığı anlatır.
Söz arasında () parantez içinde (?) soru işareti konulursa söylenilen lâkırdının şüpheli göründüğünü, ne demek istenildiğinin anlaşılmadığını gösterir.
Beğenilmeyen, şaşılan, ne demek istenildiği sorulan yerlerde bu gibi duyguların aşırıldığını göstermek üzere birkaç soru ve nida işareti konulduğu da vardır.
Çizgi işareti üç türlüdür:
I. Küçük çizgi veya birleştirme çizgisi (-) satır sonunda tam bitmeyen kelimenin öteki satıra geçen kısmının birleşeceğini anlatmak üzere satır sonundaki parçanın sonuna konulur.
Bu gibi ayırmalarda satır sonunda hecenin tam bitmesine dikkat edilmelidir.
İki millet veya iki tarih arasında veya iki şeyin ortaklığını göstermek üzere de birleştirme çizgisi kullanılır.
II. Büyük çizgi (-), cümle içinde ayrıca bir anlamı ifade için araya sokulan sözlerin iki tarafına konulur.
Karşılıklı konuşma veyahut birinin ağzından bir söz nakletme hallerinde bu çizgi, tek olarak konuşma sözlerinin başına konur.
Konuşmada karşılıklı konuşmaların isimleri veya isimlerin bazı harfleri gösterilirse çizgi bu isimlerden veya harflerden sonra gelir.
Tırnak işareti (" "), bir başkasının yazısından veya sözünden nakledilen kısımların başına ve sonuna konulduğu gibi, cümle arasında geçen ve başında ayrı bir punto ile belli edilmeyen kitap ve makale başlıkları ve cümlede dikkati çekmesi istenilen sözler de bu işaret içinde yazılır.
Bir yerden nakledilen uzunca ibarelerin başına ve her satırına tırnak işaretinin açma şekli (“) konulup en sonuna kapama şekli (“) konulduğu da vardır.
Parantez işareti (), cümle içinde geçen bir sözün, o cümleye bağlı olmayan bir izahını veya başka bir dilden karşılığını içine alır.
Misal gibi kullanılan ve göze çarpması istenilen bazı kelimeler de parantez içine alınabilir.
Birtakım maddeler sayıldığı sırada ,1, 2 , 3.. gibi rakamlar veya a, b, c. gibi harfler konuldukça onlardan sonra yalnız parantezin kapalı şekli () konulur.
Köşeli parantez ( ), cümleden tamamıyla ayrı bir söz veyahut haşiyeye müracaat için konulan rakam, harf, yıldız gibi işaretleri çerçeveler.
Parantez ve köşeli parantez, birbiri yerinde de kullanılabilir.
Paragraf işareti ($) ayrı maddeleri az çok değişik olan konuları veya örnekleri birbirinden ayırmak için kullanılır.
DAĞISTAN « Dünya Coğrafyası
Kafkasya’nın doğusunda, Hazar denizinin batısında Sovyetler Cumhuriyetine bağlı cumhuriyetlerden biri. Dağlık bir ülkedir. Yüzölçümü 34.000 kilometrekare ,nüfusu 1.500.000 dir. Başşehri Mahaç - Kale şehridir. Halkının özellikle Hazar denizi kıyalarında bulunanları Türk tür. Din bakımından halkın beşte dördü müslümandır.
ÇEK « Sanayi ve Ticaret
Çoklukla bir bankaya hitap eden ve belirli şekillere uyularak yazılan bir ödeme emri Ticari senet denilen poliçe emre muharrer senet ve çekten ibaret olan kıymetli evrak grubunun üçüncüsü olan çek bir para ödeme vasıtasıdır. Bankalar tarafından defter şeklinde tanzim edilen yapraklardan (çeklerden) koparılarak doldurmak suretiyle çekilir.Çek karşılığı bulunduğu taktirde çekilebildiğinden bir kredi vasıtası değil paranın yerini tutması bakımından bir tediye vasıtasıdır.
Çek alınması anına kadar paranın bankada kalması ve faiz getirmesi bir ödeme olduğu hallerde paranın eksik ya da fazla sayılma ihtimalinin ortadan kalkması paranın kaybolması ya da çalınmamasını sağlaması bakımından ticari ve özel hayatta kullanılmasında faydaları olan bir para ödeme vasıtasıdır.
Bir çek'te başlıca şunlar bulunur: 1 - Çek kelimesi, 2 - Kayıtsız şartsız belirli bir paranın ödenmesi emri, 3 - Ödenecek kimse, 4 - Ödeme yeri, 5 - ödeme tarihi. 6 - Ödeyenin imzası.
ANIT - KABİR « Mimari Sanatı
Büyük Atatürk'ün, aynı zamanda bir anıt da olan yattığı yer. Ankara'da İstasyon'un güneyinde; Bakanlıklar .Bahçelievler - Gazi Eğitim Enstitüsü ve İstasyon'un meydana getirdiği dörtgenin tam ortasında Anıttepe denilen yerde bulunmaktadır. 1945 yılında yapımına başlanmıştır. Büyük Atatürk'ün naşı 10 Kasım 1953 tarihinde geçici olarak bulunduğu Etnografya Müzesinden büyük bir törenle kaldırılarak Anıt Kabre yerleştirilmiştir.
Anıt-Kabir, Aile (Giriş Yolu) kısmı, Ön Avlu (Zafer Alanı), Şeref Salonu olmak üzere başlıca üç kısma ayrılmıştır. Aile iki tarafı ağaçlıklı bir yoldur. Buraya geniş merdivenlerden çıkılmaktadır. Baş tarafında biri Hürriyet kulesi, öbürü İstiklâl kulesi adı verilen iki taş kule vardır. Bu kulelerin iç duvarlarına Atatürk'ün hürriyet ve istiklâl için söylediği sözler altın yaldızla yazılmıştır. Bu kulelerden sonra uzun olan giriş yolu devam etmektedir. Yolun bitiminde iki grup heykel bulunmaktadır.
Üç kadın heykelinin bulunduğu birinci grupta, kadınlardan birisi sükûn içinde öbürü ağlamakta, üçüncüsü bereketi belirten bir taş tutmaktadır. İkinci gurup heykeller bir askeri, bir öğrenciyi, bir köylüyü temsil etmektedir. Alle'den Zafer Alanı denilen ön avluya çıkılmaktadır. 80 metre uzunluğunda 150 metre genişliğinde olan Zafer Alanı'nın giriş kapısına 35 metre boyunda yekpare demir bayrak direği çekilmiştir. Zafer Alanı'ndan 33 basamak merdivenle 6 metre yükseklikteki Şeref salonuna çıkılmaktadır. Basamakların orta yerinde taştan bir söylev kürsüsü bulunmaktadır.
Bu merdivenlerin duvarlarının kenarlarında Büyük Atatürk'ün İstiklâl Savaşı ile ilgili kabartmaları vardır. Bunlardan birinde Büyük Atatürk “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!”
emrini verir şekilde, öbüründe sağ elini duvara dayamış “Hattı müdafaa yok,sathı müdafaa vardır” sözünü söyler şekilde temsil edilmektedir.
Dört tarafı, dört köşeli uzun sütunlarla çevrili bulunan Kabir'e (Mozole) bu merdivenlerden çıkılmaktadır. Mozole'nin sağ dış duvarında Büyük Atatürk'ün gençliğe söylevi; sol dış duvarında ise X. Yıl Nutku, mermer üzerine yaldızla yazılmıştır.
Bu iki duvar arasında Şeref Salonuna girilir. Şeref Salonunda tavanlar Türk halı desenlerinden alınmış motiflere göre, altın mozayiklerle renk renk işlenmiştir.
Şeref Salonu'nun karşısında büyük bronz parmaklıklı yüksek bir pencere bulunmaktadır. Ankara Kalesi'nin siluetinin göründüğü bu pencerenin bulunduğu alın duvarına, Büyük Atatürk'ün “Benim nâçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” sözü, altın yaldızla yazılmıştır
Bu pencerenin önünde Lâhid bulunmaktadır. Lahid, yükseltilmiş olan bir ihtiram köşesine konmuştur. Ziyaretçiler, Büyük Atatürk'e çelenklerini buraya bırakırlar ve saygı duruşunu burada yaparlar. Atatürk'ün asıl mezarı, Şeref Salonu'nun altındaki Mozolenin alt katında, lahdin tam altında bulunmaktadır. Asıl mezara alt tarafta bir kapıdan girilir. Buradaki yolun sağ ve solunda bir çok hücreler vardır.
Büyük Atatürk için bir Anıt - Kar bir yapılması, özel bir komisyonun tespit ettiği şartlar içinde milletler arası bir yarışma sonunda kararlaşmıştır. 2 Mart 1942 de sona eren yansımaya 29 yabancı olmak üzere 49 proje gönderilmiştir. Bu projeler milletler arası bir jüri tarafından incelenmiş ve Prof. Emin Onat ile Doçent Orhan Arda'nın projelerinin uygulanmasına karar verilmiştir. Bu projelerde yapılan bazı değişikliklerle Anıt -Kabir'in temel atma töreni 9 Ekim 1944 de yapılmıştır.
Yurdun çeşitli bölgelerinden getirtilen taşlarla, Türk işçilerinin ve gençlerinin çalışması ile tamamlanan Anıt -Kabir, Sümerlerin sanatından ilham alınarak yapılmış modern bir Türk eseridir. Anadolu'nun en büyük mimarî anıtıdır.
BAYATİ « Müzik
Türk musiki makamlarından birinin adı. Bu makamın, Murat IV. ün Bağdat seferinden dönüşünde Iraklı Bayat Türklerinden İstanbul'a getirdiği musikiciler vasıtası ile Türk musikisine geçtiği söylenir. Uşşak makamına benzer.
AŞAR « Tarih
İslâm maliyesinde, özellikle Osmanlılarda beyt-ül-mal adında ürün üzerinden onda bir oranında alman vergi. Osmanlılar bu vergiye, öşür, onda, ondalıkta adını vermişlerdir. Bu vergi her türlü toprak ürünlerinden, bu arada çayırdan, bağ bostan ve meyve ağaçlarından alınmış şıra, pekmez gibi mamullerle sebzeler de bu vergiye tabi kılınmıştır. Aşar vergisi timar rejiminin hâkim olduğu devirlerde genel olarak Timar ve Has sahibine bırakmıştır. Timar sahibi ya da vekili gelip ürünün onda birini ayırmadan köylü harman ürününü kaldıramazdı. Fakat aşarın adalete uygun bir şekilde alınması, memlekette kadastronun ve muntazam maliye teşkilâtının yokluğu sebebiyle mümkün olamamıştır. Diğer taraftan da Osmanlı İmparatorluğunun geçirdiği ekonomik gerilik, vergi nispetinin daha da artırılmasını gerektirmiştir. Bu sebeple verginin uygulanma şekilleri ve halk üzerinde etkileri büsbütün kötüleşmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti kurulunca ilk işlerden biri bu büyük dâvanın halli olmuş ve 17 Şubat 1925 tarihli bir kanunla aşar usulü kaldırılmıştır.