Nedir

ARTEMİS « Mitoloji

Eski Yunan tanrıçalarından biri. Zeus ile Leto'nun kızı, Apollon'un kızkardeşidir. İkisi de Delos Adası üzerindeki Kynthos Dağında ikiz olarak dünyaya gelmiştir. Artemis bereketin ormanların ve dağların tanrıçasıdır. Avcıların, musikinin, sihirbazlığın da koruyucusudur. Nympha'larla beraber ormanlarda gezer. Bütün hayvanlar ona tâbidir. Geyik ve ayı onun kutsal hayvanlarıdır.

Artemis, aynı zamanda bir kadınlık tanrıçasıdır. Genç kızlar evlenirken ona dua ederler.

Çok defa avcı kıyafetinde, omzunda yay ve okluk, ayaklarında çizme olarak tasvir edilir. Romalılar Artemis'e Diana derler.

DİKİLİTAŞ « Taşlar ve Kıymetli Taşlar

Memleketimizin çeşitli yerlerinde bulunan tarihi sütunlara ve taşlara veril ad. Bunlardan en ünlüsü, İstanbul'da Sultanahmet Camisi önünde bulunan büyük sütundur. Bunlardan biri M. Ö.1547 yılında Mısır Firavunu Tutmosiz III. tarafından bir zafer anısı olan yaptırılmış ve 390 yılında Bizans İmpratoru Teodosios tarafından İstanbul getirilmiştir, öbür dikilitaş, X. yüzyılda Bizans İmparatoru Kostainos VII. tarafından yaptırılmıştır.

27 MAYIS 1960 DEVRİM HAREKETİ « Tarih

27 Mayıs 1960 günü Türk Silâhlı Kuvvetlerinin, Demokrat Parti iktidarının diktatörlüğe doğru olan tutumuna son vermek ve bir kardeş kavgasını önlemek amacı ile iktidarı devralmak suretiyle meydana getirdiği hareket.

Türkiye'de 1946 yılından itibaren başlayan çok partili siyasal hayat, 14 Mayıs 1950 tarihinde yapılan genel seçimlerde sonucunu vermiş, Türkiye Cumhuriyeti nin kuruluşundan bu yana iktidarı elinde bulunduran Cumhuriyet Halk Partisi, bu iktidarı, 1946 yılında kurulmuş olan Demokrat Parti'ye devretmiştir.

Türk milletinin büyük bir çoğunluğunu temsil ederek Büyük Millet Meclisinde çoğunluk partisi olan Demokrat Parti, hükümetini kurmuş ve memleketi, muhalefet yıllarında vaat edilen demokratik bir düzen içinde yöneltmeğe başlamıştı.

Ancak birkaç yıl süren bu demokratik düzen içinde yaşama durumumuz, Demokrat Parti yöneticileri tarafından yeter görünmüş bunlar, ülkemizi, demokratik düzenler dışında yönetmenin çarelerini aramağa başlamışlardı.

1954 yılında yapılan genel seçimlerde de büyük bir çoğunlukla iktidarı ellerinde tutmalarından kuvvet alarak, düşündükleri demokratik düzen dışı hareketleri uygulamağa başlamışlardır.

Bir biri arkasına çıkarılan kanunlarla, başlıca muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisinin bütün malları elinden alınmış, basın, zaman zaman çıkarılan kanunlarla ve kaldırılan İspat hakkı ile memleket gerçeklerini yazamaz olmuş, üniversitenin bağımsızlığı baltalanmış, Türk adaletinin güven kaynağı olan yargıçlar teminatsız bırakılmış, toplantılar ve siyasî gösteriler ağır kayıtlar altına alınmış, Meclis içinde ve dışında muhalefet partileri temsilcilerinin konuşmalarına engel olunmuş, Anayasamızın her alanda vatandaşlara siyasî teşekküllere, bilim kurumlarına, basına tanımış olduğu haklar çiğnenmiş ve kayıtlar altına alınmış bulunuyordu.

Bu durum, gittikçe artmalar göstererek 1960 yılının ilk aylarında, bütün Türkiye'de siyasî huzursuzluğun çok geniş bir ölçüde yayılmasına yol açmıştı.

1960 yılının Şubat, Mart ve Nisan aylarında, Demokrat Parti yöneticileri ve bu partinin siyasî kudreti ellerinde tutan milletvekilleri, önüne geçilmez bir kinle basını, muhalefet partilerini, üniversiteyi yok etmeyi hedef alan bir tutumun, açık olarak taraftarlığını yapmağa başlamışlardı.

Belliydi ki, Türkiye'de bir dikta rejimi uygulanmağa başlamıştır.

1960 yılının Nisan ayında, Büyük Millet Meclisi'de “Bir kısım Basın ve Siyasî Partiler Hakkında” gerekli tahkikatı yapmak ve bunlarla ilgili tedbirlerin alınmasına öncülük etmek düşüncesi ile bir “Tahkikat Komisyonu” nun kurulması, huzursuzluk bardağını taşıran son damla olmuştur.

Bu komisyona geniş yetkiler veren kanunun 27 Nisan 1963 tarihinde kabul edilmesi üzerine, bir ay sürecek olan hareketler başlamıştır. Demokrat Parti İktidarının bu gidişini ve kurulmuş olan Tahkikat Komisyonunu protesto etmek amacı ile, İstanbul Üniversitesi gençleri, 28 Nisan 1980 sabahı, Üniversite bahçesinde, Atatürk’ün heykelinin önünde toplanmışlar, protesto hareketlerinde bulunmuşlardır. Atatürk Devrimlerinin bekçisi olan gençliğin bu hareketi yöneticiliklerini Demokrat Parti adına yapmakta olanları kızdırmış, partizanca tutumları ile ün kazanmış polislerin, Üniversite binasına girerek, gençliği dağıtma teşebbüsünde bulunmaları sonucunu doğurmuştur. Üniversite bahçesinde gençler ve öğretim üyeleri aynı baskılar altında kalmışlar, Beyazıt alanında gittikçe büyüyen kalabalıkla polis kuvvetleri arasında mücadeleler başlamıştır. Bu sıralarda çıkan kargaşalıkta, polisler, gençliğe ve halka ateş açmışlar, bu arada bir çok gencin yaralanmasına ve genç bir üniversite öğrencisi olan Turan Emeksiz'in şehit düşmesine sebep olmuşlardır.

28 Nisan 1960 sabahı İstanbul Üniversitesi'nde başlayan bu hareket bütün Türkiye'de Demokrat Parti iktidarına beslenen nefretin fiilî olarak açığa çıkmasına yol açan bir hareketin başlangıcı olmuştur.

Ayni gün, D.P. hükümeti tarafından, Ankara ve İstanbul'da Sıkıyönetim ilân edilmiş, böylece, “bu taşkınca nümayişlerin” önlenmesi yoluna gidilmiştir.

Sıkıyönetim idaresinin gerek İstanbul’da, gerekse Ankara'da aldığı çok sıkı hürriyet kısıcı kayıtlarına rağmen, Türk gençliği, bir an bile yılmamıştır.

İstanbul Üniversitesinde öğrencilere ve öğretim üyelerine yapılan hareketi, Üniversite muhtariyetine indirilen ağır darbeyi ve bardağı taşıran son antidemokratik gidişi protesto etmek için, 29 Nisan 1960 sabahı, Ankara'da Hukuk ve siyasal Bilgiler Fakültelerinde Sıkıyönetime rağmen öğrenciler toplanmışlar ve ateş açılmasına, tevkiflerin yapılmasına yaralananların olmasına yol açan gösterilerde bulunmuşlardır.

Bu tarihten itibaren, İstanbul’da, Ankara'da, yurdun çeşitli bölgelerinde Demokrat Parti iktidarının tutumunu yeren hareketler, hemen her gün devam eder bir özellik kazanmıştır.

Gittikçe artan bu huzursuzluğu ve olabilecek bir kardeş kavgasını önlemek düşüncesi ile gerek muhalefet partilerinden, gerek basından, gerekse vatanını seven ve sorumlu mevkilerde bulunan bazı kimselerden, Demokrat Parti yöneticilerine karşı gerekli ikazlar yapılmıştır.Bu arada, ordunun çok sevilen bir orgenerali olan ve başında bulunduğu Kara Kuvvetleri Komutanlığından zorunlu izinle ayrılmak durumunda kalan Cemal Gürsel, son olaylar üzerine alınması gerekli tedbirlerin neler olacağını, bir mektupla, zamanın Millî Savunma Bakanına bildirmiştir.

Ne bu mektuba, ne de başka ikazlara önem verilmemiş, gün geçtikçe artmakta olan fiilî huzursuzluğu daha çok arttırmak isteyen bir yol takip edilmiştir.

Gün geçtikçe artmakta olan ve sonuçları bütün memleket için çok feci olabilecek olayların meydana gelmesine yol açabilecek bir kardeş kavgasının başlamak üzere olduğunu izleyen Türk Silâhlı Kuvvetleri temsilcileri, artık Demokrat Parti iktidarının Anayasa dişi tasarrufların da üstüne çıkan bu davranışına son vermekten başka çıkar bir yol kalmadığını görmüş, iktidarı, Türk milleti adına devralmaktan başka çare kalmamış olduğu sonucuna vararak 27 Mayıs 1960 gece yarısından itibaren kuvvet kullanarak devralmıştır.Aynı gün, Demokrat Parti iktidarı yöneticileri, başta Cumhurbaşkanı, Başbakan, Büyük Millet Meclisi Başkanı, Bakanlar olmak üzere D. P. milletvekilleri ve bütün D. P. sorumluları, Türk milleti adına yapılacak bir yargılamada Türk kanunları karşısında hesap vermek üzere nezaret altına alınmışlardır.

HASSA « Türkiye Coğrafyası

Hatay iline bağlı bir ilçe. Yüzölçümü 496 kilometrekare, nüfusu 18.687 dir. İlçenin yüzeyi çoklukla dağlık alanlardan meydana gelmiştir. Tarla ekimi, meyvecilik, bağcılık, halkın başlıca geçim kaynağıdır.İlçe merkezi 2,532 nüfuslu Hassa kasabasıdır.

SEÇİM « Yönetim Şekilleri

Halk egemenliğine dayanan bir yönetim şekli olan demokrasilerde; yönetimi, halk çoğunluğunun istediği temsilcilerin alabilmesini sağlamak için yapılan milletvekili ya da başka temsilciler seçme işi.Seçimde, a - Seçime katılmak, b - Seçilebilmek, olmak üzere iki şekil vardır.

Seçime katılmak ; ya anayasayı yapmak, kurmak ya da anayasa tarafından yapılmış, kurulmuş olan kuvvetleri kullanmak için temsilci göstermek suretiyle malî arzu ve iradeyi göstermek yetkisine sahip olmak ve bu yetkiyi kullanmaktır.

Seçilmek ; millet adına hareket etmek, ya anayasayı kurmak kudretlerini ya da anayasa tarafından düzenlenmiş ve kurulmuş olan kudretleri, millet namına kullanmak üzere seçilmektir. Böylece, halk tarafından seçilen ve zaman zaman yine halk tarafından değiştirilen temsilcilerin yönetiminde olan “temsili demokrasilerde” devletteki bütün kuvvet ve kudretler, birinci derecede seçmenler tarafından, ikinci derecede seçilmiş olanlar tarafından kullanılır. Bunun içindir ki, sayı bakımından çok olanlar, devlet yönetiminde kuvvet ve kudretlere sahip olurlar.

Her ülkede, seçime katılmak ve seçmek hakları, özel kanunlarla düzenlenmiş bulunmaktadır.

Çeşitli seçim usulleri vardır. Bunların başlıcaları şunlardır:

1 - Vasıtalı seçim : Bu usulde iki seçim heyeti vardır. Birinci seçim heyeti, temsilcileri seçecek olan daha az sayıdaki seçmenleri seçer. Bu seçmenler de temsilcilerin seçimine katılır, iki dereceli bir seçim usulüdür. İkinci seçmen sayısının daha az olması, bunların hüküm altına alınmasının daha kolay olması sonucunu yarattığı İçin, gerçek bir temsil usulü değildir.

2 - Açık seçim : Belli temsilcileri seçecek seçmemin ,oyunu açıkta kullanması usulüdür. Seçmenin hürriyetini ortadan kaldırdığı için, seçme hakkını en

kuvvetli kısan bir usuldür. Bu bakımdan, demokrasi ile bağdaşan bir tarafı yoktur .Demokrasilerde, seçimin gizli olması bas şarttır. Seçmen vatandaş, dilediği oyu, herkes kapalı bir seçim kulübesinde, kimseden korkusu olmadan ve kimseye hesap vermeden dilediğine verebilmelidir. Çoğu ülkelerde, kapak hücrelerde seçmenin oy verme şekli uygulanmaktadır.

3 - Tekrarlı seçim: Bir seçmenin çeşitli seçim dairelerinde aynı seçime ayrı ayrı katılma usulüdür. Çeşitli seçim dairelerinde, değişik sebeplerle ilgili olan bir kimse, bu seçim dairelerinin her birinde ayrı ayrı oyunu kullanabilmektedir. Bu usul, seçimin bir hafta süre ile yapıldığı ülkelerde uygulanmaktadır. Fakat çeşitli yanlış sonuçlara sebep olduğu için kaldırılmakta olan bir usûldür.

4 - Çoğalma oylu seçim : Bir seçmenin, aynı seçim dairesinde ve aynı zamanda, birden fazla oy hakkına sahip olmasını sağlayan seçim usulüdür. Bu oy farkında, verilen vergi oranları, öğrenim dereceleri, v.b. rol oynar.

5 - Listeli seçim : Temsili demokrasilerde işin doğrusu, bütün ülkenin bir seçim dairesi sayılması ve bütün halkın oylarını birden kullanmasıdır. Fakat buna hiç bir şekilde imkân olmadığından, ülkenin, bir takım seçim bölgelerine ayrılması ve bu bölgelerden her birinin, belli sayıda temsilci seçmesi zorunluluğu meydana gelmiştir. Bu bölge bölünmesinde, birbiri ile çarpışan iki usul vardır: a - Listeli seçim, b - Tek ad üzerine seçim. Listeli seçimde, belli bir seçim dairesinde bulunan bir seçmen, o bölgenin çıkaracağı birden fazla temsilciyi, 'bir liste üzerine yazmak ya da, seçime katılmış olan siyasî partilerin önceden hazırladıkları temsilci sayısı kadar oy listesini kullanmak suretiyle, seçme hakkını uygular. Tek ad üzerine seçimde, bir seçim dairesinin çıkaracağı bir temsilciyi, o seçim dairesinde bulunan seçmenden seçme hakkı uygulanır.

Bu seçim usulleri ile elde edilen oylar, ya “çoğunluk sistemi” ne göre değerlendirilir, ya da “nispi temsil sistemi” ne göre değer bulur.

Çoğunluk sistemi : Bir seçim bölgesinde, seçime katılmış olan partilerin, en çok oy almış olanının tam liste şeklinde temsilci çıkarması (azlık + 1) dir. Burada, azlığın bütün oyları, temsilci seçiminde değerini bulamamaktadır.

Nispi temsil : Genel oy hakkını sınırlandırmasından çok, düzenlenmesi ile ilgili bir sistemdir. Bu sistem de, çoğunluğun ezici hakkının önüne geçmek ve azlığa da hak tanımak prensibi uygulanır. Bu bakımdan “nispi temsil”, “azlığın temsili usulü” dür. Seçime katılan ve çeşitli düşünceleri temsil, eden siyasî partilerin, vatandaşlardan aldıkları oy oranında temsilciler, vatandaş çoğunluğunun getirdiği temsilciler değil; vatandaşların çeşitli düşünceler ve yönelimler içinde oy verdikleri çeşitli siyasî partilerin adaylarından meydana gelmiş temsilcilerdir. Çeşitli şekiller altında uygulanan nispi temsil sisteminin, Türkiye'de 15 Ekim 1961 genel seçimlerinde uygulanan şekli şudur: Seçime katılmış olan siyasî partilerin ve bağımsız adayların adları alt alta ve aldıkları muteber oy sayıları hizalarına yazılır. Bu rakamlar önce bire, sonra ikiye, sonra üçe o çevrenin çıkaracağı, milletvekili sayısına ulaşıncaya kadar bölünür. Elde edilen paylar parti ayırımı yapılmaksızın en büyükten, en küçüğe doğru sıralanır. Millet vekilleri, bu payların sahibi olan partilere 140.000 muteberi oy pusulasının olduğu ve bağımsız adaylara, rakamların büyüklük sırasına göre tahsis olunur.

Bu usul, bir örnekle gösterildiğinde: Bir seçim bölgesi, 5 milletvekili çıkaracak olsun. Burada seçime katılmış olan dört partiden A Partisi 80.000, B partisi 30.000, C partisi 28.000, D partisi, 2.OOO oy almış bulunsun. Bu seçim bölgesi,5 milletvekili çıkaracağına göre, muteber oy sayısının bu rakama bölünmesinden elde edilen 28.000 rakamı, milletvekili seçimindeki “baraj” rakamıdır. Buna ulaşamayan parti, hiç bir milletvekili çıkaramaz. Bu duruma göre D partisi, hiç bir milletvekili çıkaramamaktadır. Buna karşılık, A,B,C, partilerinin aldıkları oyların bire, ikiye, üçe... bölünmesinden elde edilen sonuçlarda çıkan paylar sonucu A partisi (84.000, 42.000, 28.000.. bölümleri sonucu) 3 milletvekili, B partisi (30.000, 15.000 bölümleri sonucu) 1 milletvekili, C partisi (28.000, 14.000.. bölümleri sonucu) 1 milletvekili çıkarabilmektedir.

Türkiye'de genel olarak şu seçimler yapılmaktadır : Milletvekilleri seçimi, Cumhuriyet Senatosu üyeleri seçimi, İl Genel Meclisleri seçimi, Belediye Meclisi üyeleri seçimi, şehir ve kasabalarda muhtar ve ihtiyar heyetleri seçimi, Ticaret ve Sanayi Odaları ve Ticaret Borsaları seçimi.Fakat seçim deyince, çoklukla “milletvekili” ve (9 Temmuz 1961 de halkoyunca kabul edilen Yeni Anayasamıza göre) Cumhuriyet Senatosu üyeleri seçimi anlaşılmaktadır.

Millet Meclisi üyeleri seçimi, Türkiye'de 4 yılda bir yapılmaktadır. Son nüfusun 450 ye bölünmesi ile elde edilen rakam, milletvekili seçiminde esas olarak sayılmakta ve illerin çıkaracakları milletvekili sayısı da, il nüfusunun, milletvekili seçilmek için gerekli rakama. bölünmesi ile elde edilmektedir. Türkiye'de Milletvekili seçimi “tek dereceli” “nispi temsil sistemine göre düzenlenmiş” genel, eşit ve “gizli oyla” yapılmaktadır. Seçmen oyunu kendisi ve tam bir serbestlikle kullanır. 15 ilde tam teşkilât kurmuş olan partiler seçime katılabilmektedirler.

İlk seçimleri 15 Ekim 1961 genel seçimlerinde yapılan Cumhuriyet Senatosu üyeleri de, tek dereceli, genel, eşit ve gizli oyla ve aynı günde yapılan bir seçimdir. Ancak, üyeler, çoğunluk sistemine göre seçilmektedirler. Cumhuriyet Senatosu üyeleri seçiminde, her il bir seçim çevresidir, İllerin çıkardıkları senato üyeleri de, kanunla gösterilmiştir. Cumhuriyet Senatosu üyesi olmak için, milletvekili olma şartlarının dışında, kırk yaşında olmak ve yüksek öğrenim görmek gereklidir.

Türkiye'de ilk seçimler Abdülhamit II. nin saltanatı devrinde 26 Aralık 1876 da ilân edilen “Kanunî Esası” ye göre hazırlanan “Talimat-ı Muvakkete” gereğince 1 Mart 1876 da İstanbul'da, 18 Ocak 1876 da da diğer illerde iki dereceli olarak yapıldı. Aynı yıl ikinci bir seçim daha yapıldı. Mithat Paşa'nın bir komisyonla birlikte hazırladığı ve 1908 seçimlerinde ilk defa uygulanan (İntihab-ı Mebusan Kanunu) Meşrutiyet ve Cumhuriyet devirlerinde bir iki ufak değişiklik görerek 1946 daki tek dereceli seçimlere kadar 70 yıl yürürlükte kaldı.

Bu kanun hükümlerine göre; “Müntehibi Evvel” (Birinci Seçme) olanlar tarafından her 500 kişiye 1 kişi hesabıyla “Müntehibi Sanî” (İkinci Seçmen) ler seçilmekte, bunlar toplanarak her ilin 50.000 erkek nüfusuna bir esasına göre tespit edilen miktarda milletvekilini seçmekte idiler. Meselâ İstanbul milletvekillerini 1300 kadar “Müntehibi Sanî” seçerdi.

1946 yılından itibaren de “tek dereceli” seçim uygulanmıştır.

Türkiye’de birden fazla partinin katılması ile yapılan seçimler 1908, 1912, 1919, 1931, 1946, 1950, 1954, 1957, 1961 seçimleridir. Tek partili seçimler ise; 1876 (her iki seçime partiler henüz kurulmadığı için katılmalar olmamış, Muhafazakârlar ile Meşrutiyetçiler mücadele etmişlerdir), 1914, 1923 (Meclis hükümeti zamanı), 1927, 1935, 1939, 1943 seçimleridir. Türkiye'de Muhalefet ilk defa 1911 ara seçimlerinde birleşmiş, “İttihat ve Terakki Fırkası”na karşı “Hürriyet ve itilâf Fırkası” adını almış ve kazanmıştır. Kadınlara seçme ve seçilme hakkı ilk defa 1934 de, subaylara 1961 de verilmiştir.

BAYKAL GÖLÜ « Dünya Coğrafyası

Doğu Sibirya'da dağlar arasında bir göl. Geıüşliği33.000 kilometrekare, deniz yüzünden yüksekliği 462 metredir. Kışın, gölün yüzü, kalınlığı 1 metreyi geçen buz örtüsü ile kaplanır. Bu hal Mayısa kadar sürer. Kışın buz örtüsünün üstünden bütün taşıt araçları geçer, yazın da vapurlar işler.