FATİHA « Din
Kuran'ın birinci süresidir. Her ibadette okunur. Namazın her rekâtının başında, ölmüşleri anarken, ölünün ardından ya da mezarı başında okunur. Her Müslüman, Tanrısından kendisine yardımcı olmasını dilerken de fatiha okur.
Fatiha okumak. Tanrının ululuğunu söylemek. Tanrıya şükretmek, Tanrıyı övmektir.
Fatiha yedi ayettir Arapça okunuşu şöyledir :
“Elhamdü lilîâhi Rabbilâlemin Bisbillahirahmânirrahim Mâliki yevmiddin. İyya-ke na'büdü ve iyyake nestain. İhdinassi-ratınmüstakîm. Sıratellezine enamte aleyhim gayrilmağdubi aleyhim veleddâl lin, Âmin.” Anlamı şudur :
“Hamd; esirgeyen, bağışlayan din gününün sahibi, alemlerin Rabbi Allaha mahsustur. Sade sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi dosdoğru yola, iyiliğine erenlerin gazabına uğramayanların, sapmayanların yoluna eriştir.”
BEŞİNCİ KOL « Sözlük
Düşmanla işbirliği yaparak memleketin içerden çökmesine çalışanlara verilen ad. Bu deyim ilk defa, 1936 - 1939 İspanya iç savaşı sırasında kullanılmıştır. Franco'nun emrindeki ihtilâlciler, dört koldan Madrit'e hücum ettikleri sırada, Madrid'le bulunan Franco taraftarları (beşinci kol) hükümet içinde ayaklanma casusluk ve sabotaj hareketlerini düzenlemişlerdir.
Bu deyim, Almanya'da Naziliğin kuvvetlenmesinden sonra yabancı memleketlerdeki Nazi taraftarları ve bunların çalışmaları için de kullanılmıştır. Almanlar, İkinci Dünya Savaşında, beşinci kolun geniş ölçüdeki yardımı sayesinde, Polonya, Norveç Belçika ve Hollânda’yı istilâ ederken, beşinci kol faaliyetini, istilâ tekniğinin en önemli unsuru haline getirmişlerdir. Böylece bu deyim, İkinci Dünya Savaşından sonra hainler, casuslar için kullanılan bir deyim haline gelmiştir.
CELALİ AYAKLANMALARI « Tarih
XVI. ve XVII. yüzyıllarda Osmanlı Devletine karşı çıkan ayaklanmalara verilen genel ad. Celâli kelimesi, XVI, yüz yılda Mehdîlik dâvasıyla ortaya atılarak büyük bir isyan çıkaran Celâl ( -1519) adlı bir Türkmen dervişinden gelmektedir. Celâl'in adamlarına, taraftarlarına ve sonradan türeyen eşkıyalara “Celâli” unvanı verildiği için, XVI. ve XVII. yüzyıllarda Anadolu'da çıkan ayaklanmalar genel olarak bu adla anılırlar.
Kanunî Sultan Süleyman'ın ölümün den sonra başa geçen padişahların çoğunun genç olması ya da devleti yönetecek kudrete sahip olmaması, Osmanlı Devletinin idare mekanizmasında büyük bir bozukluğun baş göstermesine sebep olmuştur.Bu yüzyıllarda, Avrupa'ya ve çeşitli ülkelere yapılan seferlerde başarı elde edilememesi savaş ve sefer masraflarının halktan toplanan vergileri artırmakla kapatma yolunun tutulmasına sebep olmuştur. Arttırılan vergilerin yanı sıra vergilerin toplanmasında baş gösteren yolsuzluklar İmparatorluk sınırları içinde, hükümetten memnun olmayan bir zümrenin belirmesine yardım etmiştir. Memlekette, gittikçe artan geçinme zorluğu ve yolsuzlukların yanında da, Osmanlı saraylarında dillere destan olacak şekilde sürüp giden debdebe ve tantana içinde yaşama; halkta dünyanın sonunun geldiği, ahlâksızlığın arttığı, ilâhî düzenin bozulduğu düşüncesinin yer etmesine sebep olmuştur. Böyle bir düzensizlikten ve kötü gidişten de kurtulmanın ilâhî bir kudretin yardımıyla olacağı inancı, yavaş yavaş yer etmeğe başlamıştır. Halkın saf ve temiz olan bu düşünce ve inancını fırsat bilerek bir takım menfaat düşkünleri, bozulan düzeni düzeltmek ve halkı korumak amacı ile hareket ediyor ve görünüşü altında ortaya atılıyor ve halkı kendi çıkarları için ayaklandırma yolunu tutuyordu. Devlete karşı olan bu hareketleri sonucu türlü cezalara çarptrılanlarda, ayaklanma yolunu tutarak “Celâlî” oluyorlar, bayrak kaldırarak dağ yolunu tutuyorlardı.
Bunlar ve bunlara eklenecek daha başka sebeplerle Anadolu, uzun yıllar bu ayaklanmaların etkisi altında kalmış ve devlet, Celâlî ayaklanmalarının olduğu bölgelerde, bütün kudretini kaybeder olmuştur. Böylece, bir taraftan dinî sebepler, bir taraftan da çeşitli siyasî sebepler yüzünden Celâlî isyanları, Osmanlı Devletinin en büyük dertlerinden biri olmuştur.
Celâlî ayaklanmaları, Osmanlı Devletinin devamlı karşı durması ile bastırılma yolu tutulmuş ve bunlara kesin darbe, sadrazam Kuyucu Murat tarafından indirilmiştir.
Böylece, yüzbinlerce Türkün kanı boş yere dökülmüş, Türk Milletindeki mücadele kudreti zayıflamış ve esasen bozuk olan iktisadî düzen büsbütün bozulmuştur. Pek çok bayındır köylerin ve kasabaların yakılıp yıkılması, yağma ve tahrip edilmesi, Türkiye'nin gerek sosyal hayatında, gerekse iktisadî hayatında tedavisi güç yaraların açılmasına sebep olmuştur.
BARUT « Kimya
Ateşli silâhlarda ve kayaları parçalamak için kullanılan suni patlayıcı maddelerin en eskilerinden biri. Bir karışım olan barutun bileşiminde % 70-80 oranında potasyum nitrat (güherçille), % 3-14 oranında kükürt vardır. Barutun patlayıcılığı, yanarken meydana gelen karbon dioksit ve kükürtdioksit gazlarının verdiği yüksek basınç sebebiyledir. Bu olayın meydana gelmesi de, bileşiminde bulunan potasyum nitratın (güherçile) kömür ve kükürtün yanması için gerekli oksijeni vermesi ile mümkün olur.
Barutun elde edilme usulleri, genel olarak türlü ilerlemelere rağmen değişmemiştir. Barut elde etmek içi ana ham maddeler ilkin ayrı ayrı, sonradan birlikte öğütülerek karıştırılır. Bu karışım basınçla hamur haline gerilir. Böylece tane ha] inde barut elde ve eleklerden geçirilerek tozundan ayrılır. Böylece tane halinde barut elde edilir. Bu tane halindeki baruta gr£u fitle parlak bir yüzey verilir ve kalıplarla istenilen biçimde barut elde edilir.
Barutun, karabarut, hafif dumanlı barut (ya da dumansız) gibi çeşitleri, vardır. Karabarut, oldukça yavaş yanar. Bu sebeple, daha çok itici ve sürücü etkisi yardır. Eskiden beri bilmen tek patlayıcı madde olan karabarut, bugün, fazla duman çıkardığı için askerlikte kullanılmamaktadır. Daha çok, sisli killer, kaya tuzları gibi yumuşak kütlelerin atılmasında kullanılmaktadır. Fazla duman çıkardığı için patlayıcı madde olarak kullanılmayan karabarutun yerine, nitrogliserinin kolodyum pamuğu ile karıştırılmasından elde edilen hafif dumanlı barut kullanılmaktadır. Hafif dumanlı barutlar, artık bırakmaksızın yanarlar ve yandıklarında çok hafif berrak bir duman çıkarırlar. Tüfek ve top barutlarında kullanılır.
Tarihi: Savaş amaçları için kükürt, reçine gibi maddeler iki yüzyıllardan beri kullanılmıştır. Dünyanın gidişini, savaş ve kahramanlık anlayışını değişti ren barutun ise, ilk defa Milâttan sonra birinci yüzyılda Çinliler tarafından kullanıldığı söylenmektedir. Ancak Çinliler bileşimindeki güherçile sebebi ile barutu daha çok oksijen veren madde olarak ve gece eğlencelerinde aydınlık vermesi için kullanmışlardır. Arpa yazarlarının “Çin karı” adını verdikleri güherçile, XIII. yüzyılda Çin ve Hindistandan İslâm memleketlerine girmiş buradan da Avrupaya yayılmıştır. Bugün bilinen karışımı içinde Barut'un icadının, Avrupalı bilginlerden Roger Bacon adlı bir bilgin tarafından olduğu söylenir. Barut, XIII. yüzyıldan itibaren ateşli bir silâh olarak kullanılmağa başlanmış ve XIV. yüzyılın ortalarından itibaren tamamen topçulukta kullanılmağa başlanmıştır. Bundan sonra barut üzerinde devamlı araştırmalar yapılmış 1866 da hafif dumanlı barutlar kullanılmağa başlanmıştır. 1886 da Vielle tarafından karabaruta çok üstün olan dumansız barut bulunmuş, 1889 da da Nobel tarafından, daha yüksek kapasiteli bir barut olan nitrogliserinli barut icat edilmiştir.
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER EĞİTİM, BİLİM VE KÜLTÜR TEŞKİLÂTI « Teşkilatlar
UNESCO - Birleşmiş Milletler Teşkilâtının,ırk, cins, dil ve din farkı gözetmeksizin, dünya milletlerine tanınan insan hakları ve hürriyetlerini hâkim kılmak, milletler arasındaki işbirliğine eğitim, bilim ve kültür yolları ile yardım ederek barış fikrini sağlamlaştırmak amaçlarıyla kurulmuş ve bir teşkilât. Bu teşkilâtın merkezi Paris'tedir. UNESCO iç yapısı bakımından üç organa ayrılmıştır.
Genel Kurul : Her üye devletten bir üyeyi ihtiva eder. İki yılda bir, programı ve bütçeyi düzenlemek için toplanır.
Yönetim Kurulu : Yirmi üyesi vardır. Eğitim, kültür ve bilim alanlarında tanınmış ve ayrı ayrı milletlerden seçilen bu üyeler yılda iki defa toplanır. Genel Kurulun kabul ettiği programı yürütmekle vazifelidir.
Sekreterlik : Bir genel sekreterin idaresindedir. Genel Sekreter, Genel kurul tarafından altı yıl için seçilir.
UNESCO'nun faaliyetleri başlıca şunlardır: a - Eğitim : Cehaleti ortadan kaldırmak ve eğitim sistemini geliştirmek, b - Tabiî bilimler : Bilim adamları arasında dünya barış ve güvenliğini esas tutacak bir işbirliğini kurmak, c - Sosyal bilimler : Psikolojik ve sosyolojik meselelerin çözümü için hız verici şartları hazırlamak; ırk ve din farkları anlaşmazlıklarını ortadan kaldırmak, d — Kültür çalışmaları : Memleketler arasında çeşitli kültür kollarını geliştirmek, e - Şahıslar mübadelesi : Dostluk ve kültürel yaklaşma için geziler .konferanslar tertip etmek, f - Propaganda ve yayım : Kitlelerin UNESCO faaliyetlerinden haber alma imkânlarını geliştirmek için faydalı yayınlarda bulunmak, g - Tesisler : Okul, kütüphane gibi faydalı tesisler kurmak, h - Teknik yardım Teknik ve kültür alanında kampanya açmak, öğretmenler sağlamak, bilim araştırmalarına imkân vermek.
NAR « Meyveler
Parlak kırmızı renkte iri çiçekli, yapraklan karşılıklı bir ağaç. Meyvesi sertçe bir kabukla örtülüdür. içinde kırmızı renkte ve sulu pek çok taneleri vardır. Meyvesinin kendisi bol miktarda yenildiği gibi, şerbeti de içilir.