Nedir

MEŞRUTİYET « Tarih

Krallıkla yönetilen ülkelerde, halkın seçtiği temsilcilerin meydana getirdiği meclislerin yönetime katılması hali. Türkiye'de, Osmanlı İmparatorluğu devrinde iki defa Meşrutiyet ilân edilmiştir. İlki kısa sürdüğü için, çoklukla, Meşrutiyet Devri deyiminden, İkinci Meşrutiyet anlaşılır.



BİRİNCİ MEŞRUTİYET :

23 Aralık 1876 da, birinci Kanunu Esasinin ilân edilmesiyle başlamıştır. Yasama erki (Teşriî kuvvet) Ayan ve Mebusan olmak üzere iki meclis arasında bölünmüştü. Ayan Meclisi üyeleri, padişah Abdülhamit tarafından seçilmiş, Mebusan Meclisi üyeleri de, ikinci seçmenler tarafında seçilmiştir. Mebusan Meclisi (Milİet Meclisi) ilk toplantısını 1877 Mart ayında yapmıştır.

Fakat, aynı yıl başlayan Osmanlı Rus Savaşı, Plevne savunması gibi Türk kahramanlığını tekrar bütün dünyaya duyuran başarılar olmasına rağmen, Osmanlıların yenilgisi ile son bulmuştur. Bu ve buna benzer çeşitli fırsatlardan istifade eden Abdülhamit, Mithat paşayı sınır dışı etmiş ve kısa bir süre sonra Mebusan Meclisini dağıtarak, Meşrutiyete son vermiştir.



İKİNCİ MEŞRUTİYET :

24 Temmuz 1908 de, ikinci Kanunî Esasinin ilân edilmesiyle başlamıştır.

Birinci Meşrutiyet'e son veren padişah Abdülhamit, 1876 tarihinden itibaren her yıl biraz daha artan bir şiddet havası içinde memleketi yönetmiş her türlü ileri fikri ve ileri düşünen Türk aydınlarını çok zor durumlarda bırakmıştır. Her türlü zorluğa ve şiddet politikasına rağmen, bu duruma son vermek isteyen Türk aydınları, gerek yurt içinde, gerekse yurt dışında, bu istibdat idaresine son verebilmek için durmadan çalışmışladır. Bu çalışmalar sonuncu olarak, merkezi Selânikte bulunan ve ilkin gizli olarak çalışmağa başlayan ve Rumelide bulunan aydın subaylarımızın yönetiminde bulunan İttihat ve Terakki Cemiyeti, Abdülhamit idaresine karşı ilk ayaklanmayı, 6 Temmuz 1908 tarihinde manastırda başlatmıştır. Kolağası Niyazi Bey adında genç bir subay bir kısım askerle Resne Dağlarına çekilmiş ve bir beyanname yayınlayarak, amacının Abdülhamit'in baskı idaresine son vermek olduğunu bildirmiştir. Aynı tarihlerde binbaşı Enver bey adında başka bir subay Selanik yöresindeki ayaklanma hareketinin başına geçmiştir. 23 Temmuz 1908 de, İttihat ve Terakkinin ileri gelenleri Selanik hükümet konağını ele geçirmişlerdir. Ayaklanma hareketi tütün Mekedonya'ya yayılınca Abdülhamit 24 Temmuz 1908 de, ilk Meclisin yaptığı Kanunu Esasi gereğince, Ayan ve Mebusan Meclislerini toplantıya çağırmıştır.Kanunu Esasi'nin ilânından beş altı ay sonra seçim yapılmış ve Mebusan Meclisi 17 Ocak 1908 tarihinde toplanmıştır.

İkinci Meşrutiyet devri Osmanlı İmparatorluğunun en karışık devrini içine alır. Bu devirde Otuzbir Mart ayaklanması olmuş Abdülhamit tahtan indirilmiş. İtalyan Osmanlı İmparatorluğu Balkan savaşları yapılmış, Birinci Dünya Savaşına girilmiş ve bu savaştan yenilgi ile çıkmıştır. Sonunda İstanbul, Müttefik Kuvvetler tarafından işgal edilmiş ve Mebusan Meclisi, yabancı kuvvetler tarafından dağıtılmıştır. Bütün bu olaylar sonunda Osmanlı İmparatorluğu yıkılmıştır.

YANMA « Fizik

İki madde arasında ısı çıkması ile meydana gelen olaya verilen ad. Havada da saf oksijen içerisinde olan yanmalar, oksitlenmeyi meydana getirir.

Maddeleri yakabilmek ,yanma olayını meydana getirebilmek için çoklukla önceden bir miktar ısının dışardan verilmesi gereklidir. Yanma başladıktan sonra meydana gelecek ısı, yanmayı devam ettirmeğe yeteceğinden artık dışardan ısı vermeğe lüzum kalmaz.

ARTVİN « Türkiye Coğrafyası

Artvin ilinin merkezi olan şehir. Nüfusu 23.628 dir. Kıldiyet Dağının kuzeye bakan dik meyilli yamaçları üzerinde kurulmuştur. Halkın başlıca geçim kaynakları meyvecilik, bağcılık ve tütüncülüktür.



ARTVİN İLİ

Anadolu'nun doğu-kuzeyinde bulunan illerimizden biri. Yüzölçümü 7.397 kilometrekare, nüfusu 193.684 dür. Doğusunda Kars, kuzey-batısında Karadeniz, güneyinde Rize ve Erzurum bulunmaktadır. Kuzeyi, Rusya ile sınırlıdır. Ortasından akarak Karadeniz’e dökülen Çoruh nehri sebebiyle eskiden Çoruh adını taşımaktaydı. Kuzey Anadolu dağlarının doğuya doğru uzandığı engebeli bir yüzey üzerinde bulunmaktadır. Ekime uygun toprakları çok olmadığı için, halk daha çok hayvancılıkla geçinmektedir.

HASTANE « Devlet

Hastaların tedavi edildikleri sağlık kurumlarına verilen ad.Hastanelerin oluşu, çok eski devirlere gitmez. Hekimliğin, bir bilim olmaktan uzak olduğu devirlerde, hastalar, kendi evlerinde tedavi olurlardı. Bu sebeple, basit hastalıklarda bile ölüm oranı çok yüksektir. Fakat bugün, hastalar, hekimlerin, meydana gelmesine rağmen, fizyolojik görevin bozulması, bütün organizmayı kapsar.

Göz ve kulak hastalıklarında, çoğu zaman, yalnız o organlarla ilgili fizyolojik görev noksanlığı olmasına karşılık tifo, tüberküloz, grip gibi hastalıklarda, bütün organizmayı ilgilendiren fizyolojik görev yetersizlikleri kendini gösterir. Bu bakımdan hastalıklardan bazıları, yerel ve geçici fizyolojik görev yetersizlikleri ile tehlikeli bir sonuç vermeden geçirilebildikleri gibi, gerek yerel, gerekse genel fizyolojik görev yetersizlikleri sonucu hasta organizma için, ölümle sonuçlanan durumlar meydana getirebilirler.

Bugün, çok ilerlemiş bir durumda hastabakıcıların kontrolü altında bulunan ve her türlü tıbbî vasıtalar ve ilâçlarla bezenmiş bulunan hastanelerde tedavi edilmektedirler.

Yurdumuzda, “Hükümet Hastanesi”, “Belediye Hastanesi”, “İşçi Sigortaları Hastanesi”,”Özel Hastane”, çeşitli kurumlar hastaneleri ,askerî hastaneler bulunmaktadır.

DAMARLAR « Sağlık

İnsan ve hayvanlarda, içinde kan gibi besleyici sıvı taşıyan borular. Organlarımızı ve dokularımızı meydana getiren hücreleri besleyen kanı, kanın temizlenme yeri olan kalp’ten alarak buralara getiren ve buralarda kirlenmiş olan kanı temizlemek için tekrar kalbe götüren damarlar, genel olarak temiz kan taşıyıcı damarlar (atardamarlar-arterler) ve buralarda kirlenmiş olan kanı, kalbe getirici kirli kan taşıyan damarlar (toplar damarlar - venalar) olmak üzere iki büyük bölüme ayrılırlar.

1 — Atardamarlar : Atardamarlar, silindirik borulardır. Sol karıncıktan çıkan aorttan vücuda dağılırlar. Duvarlarında üç kılıf vardır. îç endotel hücrelerinden yapılı olan “intima” adını alır. Orta kılıf, çizgisiz kaslardan ve esnek liflerden (elâstik lifler) meydana gelir ve “mendia” adını alır. Dış kılıf ise gevşek bir bağ dokusundan yapılı olup “ad-ventis” adını alır. Adventisin içinde damarları besleyen ince damarlar ve sempatik sinirleri vardır.

iç tabaka, kanın pıhtılaşmasına engel olur. Orta tabaka, damarların büzülmesini ve gevşemesini sağlar. Dış tabaka ise, orta tabakanın işini düzenler.

Eğer, damar duvarları kalınsa çapı azalır ve damarın ilgili bulunduğu oranda kan çoğalır ve buraya kan hücumu olur. Bu işi düzenleyen, adventis içindeki sinir ağıdır.

Kalbin sol karıncığından çıkan temiz kan vücudun en büyük daman olan aorta, buradan da aorttan çıkan kollara gider. Bu kollar, dallara, dallar dalcıklara, onlar da daha küçük kılcal damarlara ayrılarak bütün dokulardaki hücrelere kanı dağıtırlar.

2 — Toplardamarlar : Toplardamarlar, vücudun her tarafından kam toplayarak kalbe getirirler. Bunların duvarları, atardamarlara göre daha ince, esneklikleri dana fazla olduğundan, üzerine basılınca hemen duvarları birbirine değebilir ve yapışabilir. Bundan başka toplardamarlar, kolaylıkla genişleyebilir. Kolları ve dalları pek çeşitli olarak, dağıtabildiği gibi, ağızlaşmaları da boldur, üçlerinde, arterlerde olmayan kapakçılar da vardır. Bu kapakçılar, kirli kanın, damardan geri dönmesine engel olur.

D.D.T. « Kimya

Böcekler için öldürücü bir zehir. Kimyasal yapısı “Dichlor, diphenyl trichlor ethan” dan (C6H4CI) 2. OH. C, CI3 meydana gelmiştir.

D.D.T. 105 derece eriyen, billur yapıda bir cisimdir. Eter, alkol ve suda erir. Böceklere etkisi temas yolu ile olur. Hortumlu böceklere ise yemeklere etki eder. D.D.T. nin savaşma özelliği çok yüksek olduğundan, buna temas eden bir böceğin kurtulmak ihtimali kalmaz. Böceğin ilkin arka ayakları, sonra da ön ayakları felce uğrar ve böylece hayvan ölür. D.D.T. çok kuvvetli bir madde olduğundan eriyik halinde ya da çeşitli tozlarla karıştırılıp kullanılır. İlk defa 1874 yılında Alman kimyacısı Othmar Zeidler tarafından tertip edilmiş, fakat özellikle böcekler üzerindeki etkisi 1939 yılında anlaşılmıştır. Elde edilen sonuçlar, tahminlerin üstünde olmuş D.D.T. nin böcekler için çok şiddetli bir öldürücü olduğu halde, insanlara ve evcil hayvanlara hiç bir zarar vermeyen bir yapıda olduğu anlaşılmıştır.

İkinci Dünya Savaşı'nda İtalya'da meydana gelen tifüs salgınından kullanılmağa başlanmış, daha sonraları her tarafta kullanılır olmuştur. Bugün her yerde bit, tahtakurusu,pire, sivrisinek gibi parazitlere karşı kullanıldığı gibi meyvecilik, hayvan yetiştirme ve genel ziraat alanlarında da kullanılmaktadır.