KİTAP « Bilim ve Sanat
Bir ya da birkaç konuya dair eli yazılmış ya da matbaada basılmış sahifelerden ibaret yaprakların, bir arada birleştirilmesi ile meydana getirilen, okumaya mahsus ciltli ya da ciltsiz eser.
Kitap, bugünkü şeklini alıncaya kadar çeşitli şekiller ve safhalar geçirmiştir.
Yazının icadıyla başlayan tarih devirlerinde insanlar yazıyı levha halindeki çamur tabakaları veya balmumu sürülmüş levhalar üzerine yazar veya ucu ince demir kalemlerle tahtaya veya taşa oyarlardı.
Asurlular, Sümerler, Hititler çamur levhalar üzerine çizgi halinde yazılan yazdıkları levhaları fırında pişirmek suretiyle sertleştirerek saklarlardı (Bunlara “tablet” deriz).
Bunlar henüz kitap denecek şeyler değildi. Gerçi binlerce tabletten müteşekkil kütüphaneler vardı; fakat bunlar ayrı ayrı sahifeler halinde tabletlerden ibaretti.
Mısır'da ise en eski zamanlardan beri “papirüs” denilen bir çeşit bitkinin düz olan yaprakları üzerine yazı yazılırdı. Bu yapraklar şerid hâlinde kesilip ıslatılır ve nişastaya batırılıp birkaç kat olarak tokmakla düz bir yerde dövülmek suretiyle kâğıt gibi sahifeler elde edilirdi.
Yazı yazılan papirüs yapraklarının bir kenarına bir tahta çubuk geçirilip ve bu çubuk sağ el ile tutulup çevrilmek suretiyle yaprak açılarak üzerindeki yazı okundukça sol el ile diğer ucu kıvrılmak suretiyle toplanırdı.
Bergamada da deri üstüne yazı yazılır ve bu deriler yan yana konarak kenarlarından bağlanırdı. İmparator Augustus zamanından beri deri yapraklı kitaplar bugünkü kitap şeklini aldı. Bu , suretle iki şekil kitap vücuda gelmişti ki bunun biri tomar şeklinde, diğeri katlama yapraklı idi.
İşte bugünkü kitap şekli bu son katlamalı derilerden doğmuştur. Hıristiyanlığın başlangıcında dine ait kitaplar hep deri üstüne yazılıyordu.
Orta Asya'da ve Çin'de de deri üstüne yazılmış kitaplar yapılıyordu. Çin de paçavradan kâğıt yapmak icat olununca papirüs ve deri yerine bu kâğıtlar kullanılmağa başlandı. El yazması olan kitaplar istihsal suretiyle teksir ediliyordu. Tahta levhalar üzerine ters ve kabartma olarak kazılan yazılarla basma usulünü takip eden harflerle baskı usulü icat olunduktan sonra kitap büyük bir gelişmeye uğradı. Böylece basılanlar elle yazılan kitaplardan daha ucuza mal olduğu gibi aslına da daha sadık bir şekilde basılmağa başlandı. Önceleri bu kitapların resimleri el yazmalarında olduğu gibi minyatürler ve çizgilerle yapılırdı. Fakat 1461 den itibaren Ramberg'de Pfister tarafından tahta üzerine kazılan resimlerle basılmaya başlandı.
1440 tarihinde, ayrı ayrı harfleri yan yana getirmek suretiyle sahife teşkil usulünü bulan Johan Gutenberg kitap basma sanatına yeni bir inkişaf vermiştir.
Durer gibi meşhur kazı ressamlarının kazdıkları klişelerden de resimler basılıyordu. XV. yüzyıldan itibaren kitaplarda kazma resim ancak harita, tıp ve biyolojiye ait resimler gibi açıklayıcı resimler için kullanılıyordu. Kitaplara basılan renkli resimler ise XVIII. inci yüzyılın sonlarında başladı. İngiltere'de kesme kalıplarla boyama usulü tatbik olunmak suretiyle ucuz boyalı resimler basıldı. 1796 da taş üstüne mürekkeple yazı yazılarak basma usulü yeni litografya icat olunmuştu. Bu suretle de kitaplar basılıyor ve boyuna bu usul ile yani litografya usulüyle resimler yapılıyordu. Fotoğrafla yapılan klişeler de kitapları resim cihetinden çok zenginleştirdi. XIX uncu yüzyılın sonlarında stereotipinin tatbiki ve yeni baskı usulleri ve makinelerinin icadıyla kitap her keseye elverişli bir hale geldiği gibi güzellik ve baskı itibariyle de büyük bir gelişmeye uğradı.
Türkiye'de de matbaanın tatbikatından önce kitaplar ya deri veya Hint de ve Türkistan'da yapılan deriye benzer kâğıtlar üzerine yazılıyordu.
Türklerin istanbul'u fethettikleri zaman Avrupa'da ayrı ayrı harfleri yanyana getirmek suretiyle bitaplar basılıyordu.
Fakat Türkiye'de matbaanın uygulama yılı olan 1729 a kadar kitaplar el ile yazılmakta devam etti. O zamanları Paris'te sefir olan Yirmi Sekiz Çelebi Mehmet Efendi'nin Avrupa'daki fikir ilerlemelerinin başlıca sebeplerinden biri, halkın her türlü ilim ve fen kitaplarından istifade etmesi olduğu hakkında verdiği bilgiler Nevşehir'li İbrahim Paşayi ilgilendirmişti.
Yirmi Sekiz Çelebi Mehmed Efendinin oğlu Said Mehmed Efendi Paris'te babasıyla beraber bulunduğu sırada matbaalar hakkında bir fikir edinmişti. İstanbul'da İbrahim Müteferrika isminde lisan bilir ve matbaacılıktan anlar bir zat ile birleşerek İbrahim Paşa'nın da muvafakatini almak suretiyle bir matbaa açmağa teşebbüs etti.
Fakat bu teşebbüse karşı cahil softaların ayaklanmasından çekinen İbrahim Paşa o zamanın şeyhülislâmından bir fetva almak suretiyle bu işi halletti. Bu fetva, ancak lügat kitabı gibi şeylerin basılması hakkında idi. 1729 senesinde açılan bir matbaada bazı faydalı kitaplar basıldı. Fakat biraz sonra softalar halkı ayaklandırarak saraya hücum ettiler ve İbrahim Paşayı katlettiler. Matbaa da kapandı. Bir müddet sonra isyan bastırılınca matbaa tekrar açıldı. Matbaanın ilk bastığı kitap Vankulu adındaki sözlüktür.
Türkiye'de 1831 yılında Mehmet Hüsrev Paşanın himayesiyle Jacqes Ca-illol tarafından tatbik olunan taş basma usulünde de bir çok askerî ve talim kitapları ve haritalar basılmıştır.
Atatürk'ün harf devrimine kadar Türkçe kitaplar eski Türk harflerinin Lâtin harfleri gibi punto üzerine dökülmüş ayrı ayrı şekillerinin tertibi suretiyle basılmakta idi.
Lâtin harflerinin kabulünden sonra ise kitaplar bütün Lâtin harfi kullanan memleketlerdeki gibi soldan sağa yazılmak ve sabiteler de bu şekilde rakamlanmak üzere batı medeniyeti kitaplarının şeklini aldı.
MİKROSKOP « Teknik
Küçük maddeleri büyütmek için kullanılan bir âlet. Gözle görülmeyen canlı ve cansızları, bazı büyük maddelerin parçalarını incelemekte kullanılır. Bu gördüğü işler bakımından mikroskop, hemen hemen bütün bilimlerin olduğu kadar, özellikle mikrobiyoloji biliminin ve tıbbın en önemli yardımcısı olan bir âlettir.
Normal bir mikroskop, başlıca a - gövde, b - ayak, c - hareketli tüp'ten meydana gelmiştir.
Gövdede ayna ve diyafragma bulunur. Tüpün üst kısmında oküler, alt kısmında da objektifler yerleştirilmiştir. Diyafragma açılarak ilkin ayna ile ışık ayarı yapılır. Sonra mikroskopta bakılacak cismin, preparasyonda hazırlanmış bölümü ya da kendisi, tablanın deliği üzerine konur; ilkin küçük numaralı objektifle genel bir görünüm, sonra da büyük numaralı objektifle istenen özel görünüm elde edilmiş olur.
Bilinen mikroskoptan başka son zamanlarda, elektronik mikroskop bulunmuştur. Bu mikroskopta ışık yerine elektron dalgalarından faydalanılmaktadır. Elektron dalgalar, ışık dalgalarından daha kısa olduğu için daha küçük cisimlerin görülmesi böylece sağlanmış olmaktadır. Bu âlet ilkin Alman bilgini Hans Buch tarafından 1826 yılında bulunmuştur. Bugün bu mikroskop, en küçük cisimleri gösterebilecek kadar gelişmiş bulunmaktadır.
PARİS ANTLAŞMASI « Tarih
1856 yılında imza edilen bir antlaşma. Kutsal yerler meselesini söz konusu ederek Osmanlı İmparatorluğu ile savaşa giren Rusya, (1853), İngiltere, Fransa ve Avusturya'nın Osmanlıların yanında savaşa katılmaları üzerine yenilgiye uğramış, bu savaş sonunda Paris'te ilgili devletler arasında “Paris Antlaşması” imza edilmiştir. Bu antlaşma hükümlerine göre Rusya, savaş sırasında elde ettiği Kars şehrini, kalesini ve öbür yerleri geri vermekte, Osmanlı devletinin bütünlüğü, Müttefik devletlerin koruyuculuğu altına girmekte Karadeniz, tarafsız bir deniz özelliği kazanmaktadır.
AĞAÇ « Bitkiler
Odunlaşmış bir gövdesi olan, kökleri ile toprağa tutunmuş ve yapraklardan ya da yapraklı dallardan bir tacı olan bitki.
Gövdeleri odunlaşmış da olsa,, ince gövdeli olanlara çalı denir. Bitkiye ağaç karakterini veren odunlaşmış gövde, tam tepesine kadar ya da yapraklı dalların başladığı yere kadar uzanır. Bütün bitkiler gibi ağaçlar da bol besine muhtaçtır. Ağaç besinini, toprağın derinliklerine kadar uzanan kökleri ile alır. Yaprakları ile aldığı güneş ışığını ve karbondioksit gazı ile özümlemeyi yapar.
Ağaçlar, yaprakları bakımından ikiye ayrılırlar: Yapraklarını döken ve yapraklarını dökmeyen ağaçlar. Yapraklarını döken ağaçlar, her sonbaharda yapraksız kalırlar ve ilkbaharda yeniden yaprak vermeğe başlarlar. Yapraklar, geniş ölçüde suyun buharlaşmasına sebep olduğu için, ağaçlar kışın bu derece su kaybına dayanamazlar. Yapraklarını dökmeyen ağaçlar ise yıllarca bu durumda kalırlar. Bu çeşit ağaçların yaprakları küçük, dar ya da sert kabuklarla kaplıdır.
Her yıl büyümesine davam eden ağaç, gövdesini kalınlaştırır ve gövdesindeki odun nispeti böylece her yıl artar.
Ağaçların beslenmesinde en önemli madde olan karbondioksit, ağaçlar tarafından gündüz kullanılır. Bu bakımdan, ağaçlı yerlerin havası, daima iyi ve temizdir. Ağaç, aynı zamanda bir yerin iklimine de etki eder. Oranın havası rüzgârlı ve yağışlı olmasını sağlar.
Türkiye'de ağaç, topraktan sökülmeyince taşınamayan bir varlık sayıldığından, Türk Medenî Kanununa göre, toprağın bir parçasıdır ve toprak sahibinin malı sayılır. Ancak, dallarının komşu olanlara zarar vermemesi de gerekmektedir.
Ağaçlar, bir memleketin süsü olmaktan başka sağlık kaynağı ve daima faydalı olan bir mal olduğu için ağaç yetiştirilmesi ve ağaç sökülmesi belli kanunlarla kayıtlar içine alınmıştır.
MAYA « Bitkiler
Bazı besinlerin yapımında gerekli olan mayalanmayı sağlamak için kullanılan maddelere verilen ad. Mayalar, bitkilerin bir hücreli olan mantarlarından başka bir şey değildir. Örnek olarak, bir hücreli mantarlardan bira mayası, mikroskop altında incelendiğinde, bunun, yumurta biçiminde tek hücrelerden meydana geldiği görülür. Bunlar, zincirleme tomurcuklanarak ürerler.
Mayalar, bulundukları ortamda, çeşitli tepkimelere yol açarlar, örnek olarak bira mayası, kapalı yerlerde, şekerli suyu ayrıştırıp alkole çevirirler. Alkollü içkiler, bu yolla elde edilir. Kapalı şişeler içinde dinlendirilmeye bırakılan meyve suları, bira mayasının etkisi ile zamanla alkol haline gelir.
Ekmeğin kabarması, yoğurdun meydana gelmesi de maya ile olmaktadır.Bugün maya yapımı, bir endüstri haline gelmiştir.
ÇAPA « Sözlük
Gemilerin deniz üstünde ve belli yerde durabilmelerini, suların akıntısıyla yerlerini değiştirmemelerini sağlayan çengelli demir. Sağlam bir halatla gemiye bağlı olduğu halde denize bırakılır. Çengelleri ile belli bir yere tespit edilebildiğinden, geminin hareket etmemesini sağlar.
Aynı zamanda, tarlalarda toprağı işlemek için kullanılan, çoklukla bir tarafı düz, öbür tarafı çatal şeklinde olan demir âletlere de “çapa” denir.