GÜDÜMLÜ MERMİ « Teknik
Çeşitli vasıtalarla uzaklara yönetilebilen füzelere verilen ad. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, büyük ve gizli çalışmalar içinde son derece geliştirilen güdümlü mermiler, gelecek savaşların en korkunç silâhları arasında yer almaktadırlar. Çünkü, güdümlü mermiler hedefler çok uzak mesafelerde bile olsa radyo aracılığı ile istenen hedefe yönetilebilmektedir. Bunun için bir uçak pilotuna ihtiyaç yoktur. Her hangi bir hedefe isabet etme oram, uçaklardan atılanlara oranla daha çoktur. Uçak ve pilota ihtiyaç olmadığı için ucuza mal olmaktadır.
MONARŞİ « Yönetim Şekilleri
Bütün siyasî kuvvet ve nüfuzun, hiç kimseye karşı sorumlu olmayan bir şahısta toplanması rejimi.
GEDİZ NEHRİ « Türkiye Coğrafyası
Kütahya ve Uşak arasındaki Murat dağının eteklerinden, ilkin Murat çayı adlı küçük bir çay olarak çıkan ve 350 km. yol aldıktan sonra Çamaltı tuzlası ile Foça kasabası arasında Ege denizine dökülen nehir. Batı Anadolu bölgesinin önemli nehirlerinden biridir.
HAC « Din
Müslümanlığın beş şartından (Tanrının birliğine inanmak, oruç tutmak, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek) biri. Hac için Kamerî aylardan Zilhicede Mekke'ye gidilir ve Kabe ziyaret edilerek tavaf edilir. Müslümanlık inancına göre, hacca giderek bu ödevi yerine getirenler “hacı” adı ile anılırlar.
Hacca gidenlerin, Zilhicce ayının yedinci gününden önce Mekke'de bulunmaları gereklidir (Kurban bayramından üç gün önce.) Haccın en önemli noktaları şunlardır: 1 -İhram (Hacıların giydiği dikişsiz elbise anlamınadır). Bunun için gündelik elbiseler çıkarılır, biri üst tarafı, biri alt tarafı örten iki kumaş parçasına bürünülür.. 2 -Tavaf (Hacı olmak için Kabe'nin çevresini dolaşma anlamına gelir.) Bunun için hacılar, Kabe çevresini yedi kere dolanırlar. 3 -Sây (Safa ile Merve arasında koşma yürüme anlamına gelir). Bunun için hacılar, Safa ile Merve arasında yedi kere koşar gibi dolanırlar.
4 - Arafat dağında durmak. Haccın en önemli günü, Arafat günüdür. Zilhiccenin sekizinci günü hacılar Mekke'den hareket ederek geceyi Mina'da geçirirler. Geceyi Arafat'ta geçirmek imkânı da avardır. Arafat'a varıldıktan sonra öğle vakti söylenen nutku (hutbeyi) dinlerler. Öğleden sonra Arafat vadisinde durarak ibadetle uğraşırlar. Akşam üstü Müzdelifeye hareket ederler ve geceyi orda ibadetle geçirirler. Zilhiccenin onuncu günü Minaya doğru hareket ederler. Bugün Kurban bayramıdır. Sonra Mekke'ye dönerek Kâbeyi tavaf ederler, Merve ve Safa arasında Sây ederler ,sonra Mina'ya dönerler. Bayramın üçüncü ,dördüncü günü Mekke'ye dönerler. Böylece “hac” sona ermiş olur.Hacca en büyük kıymeti veren Müslümanlıktır. Fakat öbür Asya dinlerinde de hacca uyulduğu görülmektedir.
Bu çeşit hacların en eski yurtlarından biri Hindistan'dır. Granj nehrine gelen Hindular, bu nehrin üzerindeki Benares tapınağını ziyaret eder, nehri sularında yıkanır ve günahlarından temizlenirler, Buddhaların da birçok hac merkezleri vardır. Suriye'de yaşayan milletlerin, Fenikelilerin, hac ziyareti yapılan birçok tapınakları vardı. Eski Mısırlıların hemen bütün şehirlerinde eski Yunanlıların bir çok tanrı tapınaklarında hac yerleri bulunurdu.
HAMBELİ « Din
İslâmlığın dört büyük mezhebinden biri (Öbürleri : Hanefî, Şafiî Malikidir) Esasları Ahmet İbn-i Hambel (780 - 855) tarafından kurulmuştur. Bu mezhepten olanlar, hadîslere çok bağlıdır; bid'at'in aleyhindedirler.
DİVAN EDEBİYATI « Edebiyat
İslâm medeniyeti çağlarında, Türk aydınlarının, Divan şiirini meydana getiren dil ve sanat anlayışlarıyla meydana koydukları genel edebiyat akımına verilen ad. Bu edebiyata, “Klâsik Türk Edebiyatı” ve “yüksek zümre edebiyatı” adları da verilir. Bu edebiyat islâmlığın kabul edilmesinden sonra, türkler arasında yetişen aydınların edebiyatıdır. Bu bakımdan Divan edebiyatı bütün Türk edebiyatı ölçüsünde bir yüksek zümre edebiyatı olarak tanımak doğrudur. Divan edebiyatının, bütün bu adların dışında, genel olarak “Divan edebiyatı” adı ile bilinmesinin sebebi, şairlerin hazırladıkları manzume dergilerine “divan” adı vermeleridir.
Divan edebiyatı, dünyanın en ömürlü bir edebiyat akımıdır. Bu edeebiyat, bir Türk edebiyatı olmadan önce İran'da Acem diliyle ve İranlı şairler tarafından işlenmiş olan bu edebiyat İslâmlıktan önceki ve İslâmlığın ilk devrelerindeki Arap edebiyatının geniş etkileri altında başlamışsa da zengin bir edebiyat akımı haline gelmesi, acem şairleri ile olmuştur. Böylece, Acem şairleri, kısa bir zamanda İran sarayının ve İran aydınlarının yüksek bir edebiyatını meydana getirmişlerdir. Türkler, X. yüzyılın ikinci yarısından itibaren kitleler halinde İslâmlığı kabul etmeğe bağlamışlardır. Türklerin İslâmlığı kabul etmeğe başlaması ile bir yandan bu din Ön Asya da da yayılıp kuvvetlenmiş, bir yandan da Türk toplumunda ve Türk medeniyetindeki bu kökten değişme ile birlikte Türk edebiyatında da, dil, konu, vezin, şekil bakımlarından değişmeler meydana gelmiştir. Böylece büyük merkezlerde yetişen ve Arap İran medeniyetinin etkisi altında kalmağa başlayan Türkler, Arap-İran edebiyatları tarafında yeni bir edebiyat kurmaya başlamışlardır. Divan edebiyatı adım alan yeni bir edebiyatın temelini atmışlardır.
İslâm medeniyeti etkisi altındaki Türk edebiyatı, XI. yüzyıldan itibaren ilk eserlerini vermeye başlamışlardır.
Divan edebiyatında his ve hayal tarafı kuvvetli, efsane ve masal kültürü zengindir. Duygular ve düşünceler özene bezene işlenerek türlü edebî sanatlarla renklendirilmiş, süslü, ahenkli mısralar haline getirilmiştir. Yüzlerce teşbih ve istiare, her şairde yeni bir söyleyiş ustalığı ile aynı tarz şiirlerde yer almıştır. Böylece yüzyıllarca birbiri ardı sıra gelen şairler, duygu ve düşüncelerini hep aynı malzeme içinde söylemeğe alışmışlar ,bir beytin, bir cümlenin en güzelini, hiç işlemeden söyleyebilmek sırrına erişmişlerdir.
Böylece, Divan edebiyatı,
a) Aruz gibi klâsik bir vezinle,
b) Kaside, gazel, mesnevi, rubaî gibi birçok sanatkârlar tarafından tekrar tekrar yazılan klâsik konularla,
c) Leylâ ve Mecnun, Hüsrev ve Şirin, Yusuf ile Zeliha gibi birçok yazılan klâsik konularla,
d) İslâm dini ve tasavvuf felsefesi gibi dinî-felsefi müşterek bir kültürle,
e) Beyitler üzerinde ısrarla işleyişlerden doğan süsleyici bir sanat anlayışıyla meydana gelmiştir.
Divan edebiyatında, yalnız şiir gibi küçük manzum eserlerde değil; mesnevi
gibi uzun manzum masallarda bile, eserin bir “bütün” halindeki toplu güzelliğinden çok, mısra, beyit gibi en küçük parçaların işlenmiş güzelliklerine önem verilmiştir. Aynı “süsleyicilik”, mensur eserlerin cümlelerine de tatbik edilmiştir.
Birkaç yüzyıl devam etmiş olan Divan edebiyatı, Osmanlı İmparatorluğunun, yeni bir medeniyete kapılarını açmağa başlaması ile eski özelliğini ve önemini kaybetmeye başlamıştır. XIX. Yüzyılın ilk yarısında, Ortaçağ düzeniyle idare edilmekte olan Osmanlı İmparatorluğu'nun ilerleyen Avrupa karşısında, siyasal olarak dayanabilme gücünün, ancak, bu yeni medeniyete ayak uydurabilmesi, Batı esaslarına göre devlet durumlarının yeni baştan düzenlenmesi ile mümkün olabileceği, devlet ve fikir adamlarında yerleşen başlıca fikir olmağa başlamıştır. Böyle zorunlu bir düşünce ile, yapılacak yeniliklerin ana çizgilerini belirten bir ferman, 1839 tarihinde, “Tanzimat Fermanı” adı ile yayınlanmıştır. Bu fermanın yürürlüğe girmesi ile başlayan Tanzimat devrende, dağınık bir halde yapılmış olan Batılaşma hareketleri, derli toplu bir hale getirilmiş ve devletin bütün kurumları, Batı esaslarına göre yeni baştan düzenlenmiştir.
Toplum hayatında belirmeğe başlayan bu değişiklikler, edebiyat üzerinde de etki yapmıştır. Batı kültürünün etkisi altında yetişmeğe başlayan nesiller böylece, Batı edebiyatı yolunda, yeni bir geleneğin yer etmesi ile Türk edebiyatı, şekilden düşünceye, dil kurallarına kadar önemli değişmelere uğramıştır.
Böylece, Divan edebiyatı da, devrini bitiren bir edebiyat akımı özelliği kazanmıştır.