ISPARTA « Türkiye Coğrafyası
Isparta ilinin merkezi olan 36.201 nüfuslu bir şehir. Kasaba, Akdeniz bölgesi göller yöresinde, Eğridir ve Burdur gölleri arasında bulunmaktadır. Kuzey yönüne doğru uzanan düzlükler, bağlar, gül bahçeleri ile çevrilidir.
Doğal güzellikleri bakımından, Türkiye'nin en güzel kasabalarımdan biridir. Özellikle halıcılıkta Türkiye ekonomisinde başta yer alan bir şehrimizdir.
ISPARTA İLİ
Göller bölgesinde bulunan illerimizden biri. Yüzölçümü 8.937 kilometrekare nüfusu 243.182 dir. Kuzeyinde Afyon, doğusunda Konyak batısında Afyon ve Burdur, güneyinde Antalya illeri bulunmaktadır.
Dağlık ve göller çok ,ekine elverişli yeri az olmakla beraber toprağı verimlidir. Her türlü tahıldan başka şeker pancarı, kenevir, haşhaş, tütün ve susam yetiştirilir. Hayvan ürünleri de zengindir. Ormanlarından da oldukça fayda sağlanır. Özellikle gül yağcılığı ve halıcılığı en önemli ekonomik maddelerini teşkil eder.
ÇORUM « Türkiye Coğrafyası
Çorum ilinin merkezi olan 34.62 nüfuslu bir şehir. Şehir, Yeşilırmak nehrinin kollarından Çorum suyunun güneyindeki arazi üzerinde kurulmuştur. Şehrin kurulduğu bölge hafif meyilli sırtlardan ibarettir.
Küçük el tezgâhları ve imalâthanelerinde geniş bir küçük sanayi hareketi vardır.
ÇORUM İLİ
Orta Anadolu bölgesinde bulunan illerimizden biri. Yüzölçümü 12.772 kilometrekare, nüfusu 448.389 dur. Kuzeyden Kastamonu, batıdan Çankırı, güneyden Yozgat, Doğudan Tokat ve Amasya, kuzeydoğudan Samsun illeri ile sınırlıdır. Kızılırmak; il sınırlarının güney-batı ucundan girerek kuzeybatısından çıkması sebebiyle bu nehrin versanları çoklukla geniş alanlar kaplar.
Yumurta, yapağı, tiftik, çeşitli dokumalar, süt, yağ, peynir başlıca geçim kaynağını meydana getiren maddelerdir.
OLİMPİYAT « Spor
Eski Yunanlıların dört yılda bir yaptıkları ve zamanımızda da dört yılda bir yapılmağa devam edilen milletlerarası spor yarışmaları ve şenlikleri. Olimpiyat adı, eski Yunanistan'da Olimpiyat ovasında dört yılda bir tekrarlanan çeşitli yarışmaların adı olan “Olimpiyat oyunları” ndan gelmektedir. Eski Yunanistan'ın en büyük bayramları olan Olimpiyat oyunları, ilk defa, Milâttan önce 776 yılında kutlanmaya başlanmıştır. 86 yıl süren bir ara vermeden sonra Milâttan sonra 394 yılma kadar devam etmiştir.Modern Olimpiyatların birincisi, 1896 yılında Atina'da başlamış ve her dört yılda bir, değişik bir şehirde kutlanmağa devam edilmiştir. Böylece 1912 yılına kadar değişik şehirlerde dört yılda bir kutlanan Olimpiyat oyunları, Birinci Dünya Savaşı'nın araya girmesi ile 1916 da kutlanamamış, 1920 de yeniden başlamıştır. İkinci Dünya Savaşı yıllarında da (1940-1944) oyunlara devam edilememiştir. Türk sporcuları, ilk defa 1924 yılında Olimpiyatlara katılmışlardır.
ANAFARTALAR « Türkiye Coğrafyası
Gelibolu yarımadasının güneybatı bölümünde, kıyıdan birkaç kilometre içeride, Ege limanı ile Seddülbahir arasında bulunan iki yerin adı. Bu iki yerin kuzeyde bulunanı küçük Anafarta, güneyde bulunanı da büyük Anafarta adını alır. İki küçük köydür. İki köyün arasında yükseklikleri 250300 metreyi geçmeyen tepeler bulunur.
Birinci Dünya Savaşında Mustafa Kemal'in kumandasındaki kuvvetlerin zaferle sona eren savaşları yaptıkları yer olmaları yüzünden Anafartalar adı bütün dünyaya yayılmıştır.
KAPİTÜLASYONLAR « Tarih
Doğu ve Yakındoğu ülkelerinin, bir taraflı olarak Avrupa ve Amerika devletlerine tanıdıkları birtakım imtiyazlar. Bu imtiyazlar bir devletin istiklâlini ifade eden yasama, yürütme ve yargı erklerini kayıtladığından kapitülâsyon usulünü kabul eden devletler, hukuk anlamı ile tam bağımsız devlet sayılamazlar. Osmanlı Devleti'nde ilk kapitilâsyon Kanuni Sultan Süleyman tarafından Fransa’ya verilmiş, öbür padişahlar tarafından da bu kapitülâsyon yenilenmiştir. 1740 yılında Sultan Mahmut I. ile Fransa kralı Louis XV. arasında imzalanan bir anlaşma ile, eski kapitülâsyon hükümleri daha da genişletilmiş, kapitülâsyonlar iki devlet arasında ebedi bir özellik almıştır.
Zaman geçtikçe Avrupa’nın öbür devletlerine de kapitülâsyonlar vermiş, bu arada bağımsızlık kazandıktan sonra Amerika, Meksika, Brezilya, hatta Yunanistan ve Romanya da kapitülâsyon haklarından istifade etmişlerdir.
Kapitülâsyonlar, adlî, malî ve idarî bölümlere ayrılabilir.
Adlî imtiyazlar : Aynı devlet uyruğunda bulunan yabancılar arasındaki hukuk ve ceza dâvalarının, kendi konsoloshanelerinde görülmesini ifade eder. Yabancı iki devlet uyruğunda olan suçluların mahkemesi Osmanlı mahkemelerinde olmaz. Her hangi bir suç işleyen ecnebi, hiç bir şekilde tevkif edilmez.
İdari imtiyazlar : Osmanlı karasularında ve hatta limanlarda bulunan ticaret gemilerine, içlerinde suç bile işlese Osmanlı polisi giremez, buralara sığınan suçluları alamaz, memleketteki yabancıları bile sınır dışına çıkaramaz.
Malî imtiyazlar : Kapitülâsyona sahip devletin vatandaşı emlâk vergisinden ve değiştirilebilen bir oranda gümrük Yergilerinden, köprü vergisinden, tanzifat vergisinden, başka, bir vergi vermezlerdi.
Kapitülâsyonların kaldırılması : Paris antlaşmasından sonra kapitülâsyonların kaldırılması yolunda Osmanlı devlet adamları tarafından çeşitli teşebbüsler yapılmıştır. ikinci Meşrutiyetin ilânından sonra ve Birinci Dünya savaşı sırasında böyle teşebbüsler olmuştur. Ancak, Bunların hiç biri bir sonuç vermemiştir.
Milli Mücadele ile başlayan kurtuluş hareketinden sonra, Yeni Türk Devleti, kapitülâsyon rejimini kabul etmediğini, Misaki Milli beyannamesi ile ilân etmişti. Kurtuluş savaşı'nın kazanılmasından sonra, Lozan'da imzalanan barış antlaşması ile (antlaşmanın 25. maddesinde) kapitülasyonların kaldırılması onaylanmıştır.
Böylece Türk milleti, yüzyıllarca süren bu kendisini kendi yurdunda yapan durumdan Türkiye Cumhuriyeti'nin doğuşu ile kurtulmuştur.
AMERİKANIN KEŞFİ « Dünya Coğrafyası
Amerika'ya doğru Atlas Okyanusu'nun batısına açılma teşebbüsü, daha onuncu yüzyılda başlamıştır. Bu yüzyılın sonlarına doğru. Gröenland'ın batı kıyılarına ulaşılmıştır.
Bundan sonra Amerika, ilk olarak Cenovalı bir gezgin olan Kristof Kolomb (Christopher Columbus) tarafından keşfedilmiştir, Kristof Kolomb, daha yirmi sekiz yaşlarında iken, dünyayı dolaşarak Asya'ya gitmeyi tasarlamış, bu plânına tatbik alanına koymak için yıllarca imkân aramıştır. İspanya'ya giderek düşüncesini Kraliçe İsabella'ya açmış, uzun tartışmalardan sonra isteği kabul edilmiştir. Bunun üzerine sefer hazırlıklarına başlanmış, emrine tahsis edilen üç gemi ve 88 gemici ile 3 Ağustos 1492 de İspanya'nın Palos limanından hareket etmiştir. Hareketten üç gün sonra büyük bir fırtınaya tutulmuşlar ve gemilerinden Pinta'nm direği kırılmıştır. Yollarına zorlukla devam etmişler, 12 Ağustos'ta Kanarya adalarına varmışlardır. Burada sakatlanan gemi tamir edilmiş ve 6 Eylül'de, Arapların “Karanlığın yeşil denizi” dedikleri Atlas Okyanusunun bilinmeyen sularına doğru açılmışlardır.
Yolculuk, gün geçtikçe zorlaşmaya başlamış, Kristof Kolomb, bir taraftan gemilerin bozulan yerlerini tamir ettirirken, bir taraftan da maneviyatları bozulan tayfalarla uğraşmak zorunda
kalmıştır. Bu arada tayfaların çoğu geri dönmek için Kristof Kolomb'u zorlamağa başlamışlardır. Dönmeyi reddeden Kristof Kolomb, içindeki inanca rağmen Asya'nın doğusuna, yani Hindistan'a ulaşamayacağı korkusu içinde tereddüde düşmeğe başlamıştır.
İşte bu sıralarda ,11 Ekim'de denizde tahta parçalarının görünmeğe başlaması yeni ümitlerin doğmasına sebep olmuş, ertesi gün de karanın göründüğünü müjdeleyen top sesleri arasında, amaca ulaşmıştır. Keşfolunan bu kara parçasının genel olarak San Salvador adası olduğu kabul edilmektedir.
Kristof Kolomb, karaya “Katolik hanedanı batı denizleri amirali” olarak ve büyük üniformasını giyerek çıkmış, İspanya Krallığı ve Kraliçesi adına adayı zapt ederek Tanrıya dua etmiştir. Kristof Kolomb, bu adadan sonra Bahama adaları grubunun öbür adalarını da teker teker keşfederek buralarını isimlendirmiş, bundan sonra Küba ve Kolomb adalarını da keşfetmiştir.
Kristof Kolomb, bu gezisinden sonra 1498 de iki defa daha sefere çıkmıştır. Bu seferlerinde de yeni yeni yerler bulmuştur. Fakat tarihte dönüm noktası olan bu gezileriyle, Kristof Kolomb yeni bir kıt'a keşfettiğini hiçbir zaman iddia etmemiş, Asya sularında kendi efendilerine yeni gelir kaynakları bulmak şerefiyle, büyük bir denizcilik başarısı kazandığını sanmıştır.
Kristof Kolomb'dan sonra Portekizli Cabrel Magellan, Cortez, Amerigo Vespucci tarafından Amerika'nın başka yerleri keşfetmiştir.
Amerika'ya, asıl bulanın adı yerine, buranın yeni bir kıt'a olduğunu bildiren Amerigo Vespucci'nin adı verilmiştir. Buna da sebep, Alman bilginlerinden Martin Waldseemüller'in, bu iddialara önem vermesi ve yaptığı haritaya, Amerigo Vespucci'nin ülkesi anlamına gelen “Americi Terra” adını yazmasıdır. Amerika adı, bundan sonra kökleşmiştir.