ÖZÜMLEME « Bitkiler
Bitki içerisine giren bir besin maddesinin, bitki vücudunda, bitkiye faydalı bir şekle sokulmasına verilen ad. Özümleme olayları içerisinde en önemlisi havadan alınan (C02) nin özümlemesidir. Çünkü yeşil bitkiler, güneş ışığından faydalanarak, karbon dioksit (C02) maddesini, yeryüzündeki hayatın devamı için gerekli glikoz ve nişasta şekline sokmuş olmakla kalmaz, aynı zamanda bu iş sonunda yapmış oldukları sentez sonucunda, kozmik enerjiyi, kimyasal enerji halinde depo etmiş olur. Bitki, karbonhidratlar şeklinde depo edilmiş olan bu enerjiden, gereğinde bunları yakmak suretiyle kendi vücudundaki canlılık olaylarını ve öbür maddelerin özümlemesini sağlar.
Böylece, yeşil bitkiler (yalnız yeşil bitkilerde klorofil vardır. Klorofil, özümlemede ışık ve ısı kadar önemli bir faktördür ve bir katalizör olarak iş görür), güneş ışığında, kökleriyle topraktan aldıkları su ve madensel bileşiklerle, havadan alınan karbon dioksitten glikoz ya da nişasta yaparlar. Bu olayda Karbon bağlanır, oksijen dışarı çıkar. (Bu bakımdan, özümleme solunumun tersi bir olay görünüşündedir: Karbon dioksit alınır ve oksijen verilir). Elde edilen glikoz, proteinli ve yağlı besinlerin; meydana gelmesinde ham madde olarak kullanılır.
Çeşitli şekillerde özümlenip meydana gelen maddeler (nişasta gibi) ya katı veya (yağlar, insalün gibi) hücreden hücreye geçemeyecek kadar büyük moleküllü olduklarından, suda eritilmeleri ve küçük moleküllü bileşiklere parçalanmaları lâzımdır. Bitki, bu parçalanmayı kendi vücudunda meydana getirdiği ve parçalanacak maddelere göre çeşitleri değişen anzim (enzyme = ferment) ler yardımıyla yapar. Nitekim diyastaz (diastase = amylase) adındaki ferment, nişasta (su vermek suretiyle) dıştan içe doğru tesir ederek, onu küçük parçalara ayırır (nişastanın “corrode” olması.) Sonra bileşiği değişen bu parçalar da tamamen erir. Erimiş maddenin terkibi malt şekeri olmuştur. Malt şekeri de maltaz (maltase) adındaki ferment ile glikoz haline geçer. Glikoz da, suda erimiş bir halde hücreden hücreye kolayca geçer. Yağları lipaz (lipase) fermenti, yağ asitleriyle gliserine ayırır. Yumurta akı maddelerini (protein'leri) ise evvelâ pepsin (pepsinne) fermenti, peptonlara kadar, peptonları da erepsin (erepsine) fermenti, amino asitlerine kadar parçalar. Veyahut da tripsin (trypsine) fermenti, yumurta akını, doğrudan doğruya amino asitlerine kadar parçalar. Amino asitlerini de dezamidaz (desamidase) fermenti, amonyağa kadar parçalar, işte yumurta akı maddeleri, böyle birçok ferment (protease) lerin tesiri ile derece derece, en son mertebesine kadar parçalanarak, bitki içerisinde ihtiyaç görülen yerlere gönderilir veya depo edilir. Bu esnada, yolda başka maddelere de değiştirilebilirler. Bitkinin tomurcuk, tohum, sürgün uçları gibi en ziyade büyüme olan yerlerinde fermentler bilhassa çok bulunur.
KOYUN « Hayvanlar
Geviş getirenlerden çiftparmaklı bir hayvan. Evcil hayvanların en faydalılarından biridir. Erkeğine koç, yavrusuna kuzu denir. 60 - 70 santimetre yüksekliğinde, bir metre uzunluğunda bir hayvandır. Sütü, derisi, eti, yünü İle insanlara fayda sağlar.
İnsan alışan hayvanların ilklerinden biridir. Evcil olarak ve sürüler halinde yetiştirildiği gibi, Kuzey Yarımküresi'nin dağlık alanlarında yaban olarak yaşayanları da vardır.Memleketimizde kıvırcık ,dağlıç, merinos gibi çeşitli cinsleri vardır.
İSOTOP « Kimya
Kimyasal bir elemanın atom çeşitlerine verilen ad. Radyoaktif elemanların bulunmasından sonra bu elemanlar üzerinde yapılan incelemelerde, isotop elemanlara rastlanmıştır.İsotop olayının açıklanması şöyledir: Atom çekirdeklerinde belirli sayılarda protonlar ve nötronlar vardır. Atom çekirdeğinin çevresinde bulunan elektron sayısı da, çekirdekteki proton sayısına göre sıralanmıştır. Bir elemanın atomunun çekirdeğindeki proton sayısı değişmeden, nötron sayısında değişiklik olursa; o elemanın isotop'u meydana gelmiş olur. Atom numarası proton sayısı ile belli olduğundan, bu isotopun atom numarasında bir değişiklik olmaz. Çevresindeki elektron sayısında da bir değişiklik yoktur. Ancak, atom ağırlığı ve radyoaktif bir elemansa, radyoaktif özelliğinde değişiklik meydana gelmiştir. Tabiatta bir çok elemanların isotopu vardır.
KULA « Türkiye Coğrafyası
Manisa iline bağlı bir ilçe. Yüzölçümü 953 kilometrekare, nüfusu 31.662 dir.
Yüzeyi çoklukla dik meyilli sırtlardan ve vâdilik alanlardan ibarettir, ilçe halkının başlıca geçim kaynağı, geniş ölçüde olmamakla beraber tarla ekimi ve hayvancılıktır. Fakat asıl geçim kaynağını halıcılık dokumacılık ve tütün ekimi meydana getirmektedir.İlçe merkezi 8.516 nüfuslu Kula kasabasıdır.
BİLECİK « Türkiye Coğrafyası
Bilecik ilinin merkezi olan 7.533 nüfuslu bir şehirdir. Ankara - İstanbul demiryoluna 6 kilometre uzaklıkta bulunan bu şehir, doğu - batı yönünde uzanan yolların kavşak yolu üzerinde olduğu için tarihî bir şehirdir. Eski adı “Beokoma” dır. Şehir Eti'ler zamanın, da (M.Ö. 1200) kurulmuş, daha sonraları Frigya, Lidya ve Persler'in eline geçmiştir. Roma imparatorluğuna bağlandıktan sonra, Roma İmparatorluğunun ikiye bölünmesi üzerine Bizans İmparatorluğu'na bağlanmış ve Osman Bey zamanında (1299) Osmanlı sınırlarına katılmıştır. 1921 yılında Yunanlılar tarafından baştanbaşa yakılmış, 6 Eylül 1922 de kurtarıldıktan sonra Cumhuriyet devrinde yeniden kurulmuştur.
Oldukça dağlık bir yüzeyi olan Bilecik şehri, günden güne kalkınan şehirlerimizden biridir.
BİLECİK İLİ
Marmara Bölgesinde bulunan illerimizden biri. Yüzölçümü 4.737 kilometrekare nüfusu 145.699 dir. Sakarya nehrinin ve kollarının suladığı topraklar üzerinde bulunan Bilecik ili, kuzeyde Sakarya doğudan Bolu ve Eskişehir, güneyden Kütahya, batıdan Bursa ile çevrilidir. Kapladığı alanın azlığı bakımından Türkiye'de Rize'den sonra gelen L kinci ildir. Dalgalı, arızalı bir yüzey üzerinde yerleşmiş bulunmakta, en yüksek yerleri batıda 1.400 metreye güneyde 800 - 1.000 metreye ulaşmaktadır. Fakat ovalar geniş alan kaplamaz.
Büyük bir bölümü ormanlarla kaplıdır. Hububat, baklagiller, haşhaş, pamuk, keten, tütün pancar yetiştirilen başlıca ürünlerdendir. Hayvancılık da önemli bir yer tutar.
ANGLOSAKSON « Tarih
Beşinci yüzyılın ortalarında Britanya'yı istilâ etmeye başlayan Anglar, Saks'lar ve Jut'lara verilen ad. Bu kavimler, bugünkü İngiliz milletinin çekirdeğini meydana getirmişlerdir.
Ang'lar, Thames nehrinin kuzey kısımlarına, Saklar, aynı nehrin güney kısımlarına, Jut'lar da Kent bölgesine yerleşmişlerdir. Bunlar, yerleştikleri bölgede birçok küçük krallıklar kurmuşlar, sonunda Wessex Kralı Egbert (802.839) genel birleşmeye yol açmıştır.