Nedir

HIRİSTİYANLIK « Din

Hıristiyanların dini. Hıristiyanlar (Christiani) Hıristtos'a (Christ) bağlı, ona inanan kimselerdir. Hıristos (Christ) İnsanlığın kurtarıcısı ve Tanrının oğlu olan İsa (Hıristos)'un aracılığı ile, kulların yani Hıristiyanların Tanrı ile haşır neşir olmasını ön plânda tutar.

Hıristiyanlık Tektanrıcı bir dindir. Sözü, İbranicedeki “Mesih” sözünün Yunancaya çevrilmişidir.

Hıristiyanlık, her şeyden önce, kudretli bir baba, göğün ve yerin yaratıcısı olan bir tek Tanrının varlığını kabul etmektedir. Bunun yanı başına da, Tanrının oğlu olan İsa'yı koymaktadır. Baba ve oğul'un yanında da Ruhül Kudüs (Kutsal Ruh) yer alır. Baba, Oğul ve Ruhül Kudüs, tek kişide toplanmış üç kişidir, hepsi ebedidir, aralarında da eşitlik vardır. Buna Hıristiyanlıkta Teslis (üçlülük) denir.

Tanrının karşısında “şeytan” vardır. Tanrının çevresini saran “melekler” gibi, şeytanın yanında da “iblisler” bulunur. İlk Hıristiyanlar, İsa'nın yakında yeryüzüne geleceğine inanmaktaydılar. Onun dönüşünden önce, kendisine düşman olan “Deccal” çıkacaktı.İsa’nın dönüşü sırasında ölüler dirilecek, mahşer günü (son yargılama günü) gelecekti. Bütün günâhlar silinecek ve İsa'nın gelişi sırasında bütün ölüler dirilecek; Tanrının bütün düşmanları ezilinceye kadar İsa hüküm sürecekti. Fakat, ilkel kilisenin yakın olduğuna inandığı son yargılama günü bir türlü gelmediğinden, daha sonraları, iyilerin cennete; kötülerin cehenneme gideceklerine kaderleri kesin olarak belli olmayanların da, bu durumları belli oluncaya kadar Araf'ta bulunacaklarına inanılmaya başlanmıştı.

Hıristiyanlıkta insanlar hukuk bakımından birbirinin eşiti olarak kabul edilmiştir. Sevgi ve şefkat ön plânda yer alır. Herkese yardım etmek, sevgi beslemek, malca ve bedence elden gelen fedakârlığı yapmak esastır. Tanrının ve insanların sevilmesi gereklidir. Hıristiyanlıkta tapınma, özel ya da açık tapmış şeklinde olabilin Her ikisinde de gerekli olan İsa'nın adından medet ummaktır. Genel tapınmalar, Hıristiyanlık dinindeki tapınaklar olan “Kilise” lerde olur.Hıristiyanlığın Kutsal Kitabı “Tevrat"la “İncil” i içine alır.

Kuruluşu : Hıristiyanlık dininin kurucusu İsa'dır. Doğuşunun mucizeli öldüğüne Hıristiyanlıkta inanılan İsa Filistin'in Beyt Lehem kasabasında doğmuştur. Ailesi Nâsıralıdır. Kendi halinde bir ailedir. İsa, ilkin babası gibi dülgerlik yapar. Otuz yaşına geldiğinde, insanlara iyi bir haberi olduğundan söz etmeğe başlar. Tanrının bütün varlıkların, bütün insanların babası olduğunu, her yerde ona tapınılabileceğini, insanların da onu sevmeleri gerektiğini söyler. Bazen açık havada, bazen sinagoglarda söylediği bu sözler bir yandan İsa'nın beklenen “Mesih” olduğu inancını yayarken, bir yandan da düşmanlarının artmasını sağlar. Kendine sağlığında inanan 12 “havari” si ile, İsa Kudüs'e gitmeğe karar verir. Önceden adını duyanlar onu büyük bir törenle karşılarlar. Ancak, kurduğu yeni ahlâk, kendi peşin yargıları ve menfaatleri ile çarpıştığı için hahamlar, İsa'dan nefret ederler. Onu Romalıların valisi Pilatus'a şikâyet ederler. Pilatus tarafından İsa, çarmıha gerilmek suretiyle ölüme mahkûm edilir.İsa'nın ölümünden sonra, ona inançlarını devam ettiren “havari”leri,; İsa' ya kutsal bir kişilik vererek, İsa'nın beklenen “Mesih” olduğunu, yaşamaya devam ettiğini, insanlara yeni bir dünyanın, yeni bir inanışın, yeni bir yaşayışın müjdesini verdiğini yaymağa başladılar. Özellikle İsa'nın havarilerinden Aziz Paulus, Kilikya'yı, Makedonya’yı, Akdeniz adalarını dolaşmış, bütün dünyanın inancına katılmasını sağlamak düşüncesi ile Roma'ya gitmiştir.

Yayılışı : Roma'nın gerek sosyal, gerekse siyasal bakımlardan büyük buhranlar içinde olduğu bu zamanlarda; insanlar arasında eşitlik, herkese yardım etmek, şefkat göstermek gerektiğini Mesih adına, yani İsa adına söyleyen Aziz Paulus, özellikle Roma'nın fakir halkı arasında kendine taraftarlar bulmağa başladı. Artık Hıristiyanlık yeni bir din olarak bütün Avrupa'ya, her karşı koymaya rağmen yayılmağa başlayacaktır.

Roma'da çok uzun süren ve çok kanlı olan dayanmalardan sonra, Hıristiyanlığı benimseyenler ve ona inananlar çoğalmağa başladı. Sonunda, Hıristiyan askerlere dayanarak zaferler kazanmış olan Roma İmparatoru Constantianus, imparatorluğunda yeniden birlik kurabilmek ve kargaşalıkları önleyebilmek düşüncesi ile Hıristiyanlığı, İmparatorluğun resmî dini olarak ilân etti (313). Roma İmparatorluğu'nu ikiye bölen Büyük Theodosios da Roma’da ki bütün tapmakları kapattırmış, kiliselerin kurulmasına izin vermiş, piskoposlukların meydana gelmesini sağlamıştır.

Bundan sonra Hıristiyanlık, bütün Avrupa'ya yayılan ve çok taraftan olan bir din haline gelmeğe başlamıştır. Bütün Ortaçağ boyunca Hıristiyanlık, bütün kudreti ile dinî ve sosyal her işe karışmış, her işte başlıca söz sahibi olmuştur.

REFORMASYON HAREKETLERİ Roma'da kurulan “Evrensel Kilise” kurullar toplamış, kendi üyelerini denetleyip cezalandırmış, inanç meseleleri hakkında karar vermiş ve kendi başına gerçek bir egemen iktidar olmuştur. Bu kilisenin başında bulunan “Papa” nın tanrısal kökten olduğuna inanılmış, bu “ruhanî iktidarın cismanî iktidardan” üstün olduğu düşüncesi, bütün Ortaçağ boyunca söz sahibi olan tek düşünce olmuştur. Papadan sonra, kardinaller, başpiskoposlar, piskoposlar, rahiplerin meydana getirdiği “ruhban” sınıfı, Avrupa'daki kudret sahibi olan yeni bir sınıfın doğmasına yol açmıştır.

Daha sonraları, “Katolik kilisesi” adını alan Roma'daki Evrensel Kilise, Hıristiyanlık üzerindeki görüşlerini, inanışlarını, İsa hakkındaki tefsirlerini kendi açısından açıklamış; bu açıklamaları kendine göre tanımlayan ve Hıristiyanlık üzerinde başka başka görüşlere sahip olan “Doğu Kilisesi”; XI. yüzyılın ortasında, kendisine “Ortodoks” adını vererek, Katolik Kilisesinden ayrılmış, böylece Hıristiyanlıkta mezhep ayrılıkları baş göstermiştir.

Ortaçağ boyunca Roma'daki Katolik Kilisesinin ilkel kiliseden gittikçe ayrıldığını gören din adamları, bu durumdan üzülmeğe başlamışlar. XVI. yüzyılda da, bu gibi manevî sebeplerin yanı sıra politik ve ekonomik sebeplerden de kuvvet alan yeni bir “reform” hareketi doğmağa başlamıştır. Bu hareket de, Hıristiyanlıkta, yeni Kiliselerin, yeni mezheplerin çıkmasına yol açmış. Ortodoks, Katolik kiliselerin yanında, Protestan olan yeni kiliseler belirmeğe başlamıştır. Böylece, Almanya ve İskandinav ülkelerinde Lütherci Kiliseler; Fransa, İsviçre, Hollanda da Calvinist Kiliseler; İngiltere'de Anglikan Kilise: İskoçya'da Presbyterien Kilise

meydana gelmiştir.

ATLAS OKYANUSU « Dünya Coğrafyası

Avrupa - Afrika ile Amerika karaları ve Kutup'lar arasında uzanan büyük deniz. Atlas Okyanusu, dünyanın en büyük üç denizinden biridir ve Büyük Okyanus'tan sonra ikinci büyük denizdir. Yüzölçümü, kenar denizleri ile birlikte 106 milyon kilometrekaredir. 8.500 met. reye varan derinlikleri vardır. (En derin yeri Porto Rico çukurunda 8.530 metredir).

Atlas Okyanusu üzerinde, Alize rüzgarları (tropikal kuşakta), batı rüzgârları ve tuzluluk farkları gibi sebeplerle türlü akıntılar vardır. Gemiciliğe olduğu kadar kıyıların iklimlerine de etki yapan bu akıntıların ön önemlisi Golf Strim adını taşıyan sıcak akıntıdır. Meksika körfezinden çıkarak Avrupa’nın batı kıyılarına gelir ve oraların havasını ısıtır.

Atlas Okyanusu, dünyanın en canlı deniz alanı, en işlek deniz yoludur. Renginin koyu yeşil ve fırtınalı zamanlarında kara olmasından dolayı Araplar bu okyanusa “Bahril Zulâmat” (Karanlıklar Denizi) adını vermişlerdir.

TULUMBA « Teknik

Sıvıları alçak yerlerden çekmeye ya da yüksek yerlere çıkarmağa yarayan âlet. Tarla sulamalarda, şehirlerin su ihtiyacını gidermekte evlerde bahçelerde, benzin istasyonlarında işe yarayan faydalı âletlerdendir.

Tulumbaların çeşitleri çoktur. Başlıcaları genel olarak iki şekilde yapılmıştır.

Emme tulumba: Bir emme tulumba aşağıdan yukarıya doğru açılan bir kapakçık ile kapanan bir deliği olan bir pistonun içerisinde hareket ettiği bir tulumba gövdesin den yapılmıştır. Tulumba gövdesi, bir emme borusu vasıtasıyla suyu yükseğe çıkaracak olan bir kuyu ile birleşmiştir.

Tulumba gövdesinden bir kol aracılığı ile yukarı çekilen piston, emme borusundan suyu da yukarı çekmiş olur. Piston, tekrar aşağı doğru bastırıldığında, bu pistonu bir yerinde bulunan kapakçıktan, piston üst bölümüne geçer. Pistonun tekrar yukarı çekilmesi ile de tulumba gövdesinin yukarı bölümünde bulunan tulumba ağzından dışarıya akıtılmış olur. Devamlı piston hareketleri ile kuyularda bulunan sular, istenen yere çıkarılmış olur.

Basma tulumba : Bu tulumba. Bir su haznesi içinde bulunan ve alt tarafı aşağıdan yukarı doğru açılan bir kapakçık ile kapalı bir tulumba gövdesinden yapılmıştır. Tulumba gövdesiyle birleştiği yerde içerden dışarıya doğru açılan bir kapakçık bulunur. Deliksiz bir piston yukarı çıkarken altında boşluk meydana gelir ve açık hava basıncı suyu tulumba gövdesi içine iter. Piston durunca kapakçık ağırlığı yüzünden tekrar düşer. Piston basılınca, çıkış borusundan su dışarı çıkmış olur.

Emme basma tulumbalar da, bu iki şeklin karması olarak yapılmıştır. Pistonun her inme ve çıkmasında devamlı, olarak su akması sağlanmış olur.

DİYATOMELER « Biyoloji

Bir yosun familyası. Tek hücreden meydana gelmişlerdir. Üzerlerinde, silisten yapılmış, sabun kutusu gibi iki parçalı bir kapakları vardır. Kapak üzerindeki deliklerde sitoplazma uzantıları çıkar.Hareketleri bu uzantılarla olur.

HAC « Din

Müslümanlığın beş şartından (Tanrının birliğine inanmak, oruç tutmak, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek) biri. Hac için Kamerî aylardan Zilhicede Mekke'ye gidilir ve Kabe ziyaret edilerek tavaf edilir. Müslümanlık inancına göre, hacca giderek bu ödevi yerine getirenler “hacı” adı ile anılırlar.

Hacca gidenlerin, Zilhicce ayının yedinci gününden önce Mekke'de bulunmaları gereklidir (Kurban bayramından üç gün önce.) Haccın en önemli noktaları şunlardır: 1 -İhram (Hacıların giydiği dikişsiz elbise anlamınadır). Bunun için gündelik elbiseler çıkarılır, biri üst tarafı, biri alt tarafı örten iki kumaş parçasına bürünülür.. 2 -Tavaf (Hacı olmak için Kabe'nin çevresini dolaşma anlamına gelir.) Bunun için hacılar, Kabe çevresini yedi kere dolanırlar. 3 -Sây (Safa ile Merve arasında koşma yürüme anlamına gelir). Bunun için hacılar, Safa ile Merve arasında yedi kere koşar gibi dolanırlar.

4 - Arafat dağında durmak. Haccın en önemli günü, Arafat günüdür. Zilhiccenin sekizinci günü hacılar Mekke'den hareket ederek geceyi Mina'da geçirirler. Geceyi Arafat'ta geçirmek imkânı da avardır. Arafat'a varıldıktan sonra öğle vakti söylenen nutku (hutbeyi) dinlerler. Öğleden sonra Arafat vadisinde durarak ibadetle uğraşırlar. Akşam üstü Müzdelifeye hareket ederler ve geceyi orda ibadetle geçirirler. Zilhiccenin onuncu günü Minaya doğru hareket ederler. Bugün Kurban bayramıdır. Sonra Mekke'ye dönerek Kâbeyi tavaf ederler, Merve ve Safa arasında Sây ederler ,sonra Mina'ya dönerler. Bayramın üçüncü ,dördüncü günü Mekke'ye dönerler. Böylece “hac” sona ermiş olur.Hacca en büyük kıymeti veren Müslümanlıktır. Fakat öbür Asya dinlerinde de hacca uyulduğu görülmektedir.

Bu çeşit hacların en eski yurtlarından biri Hindistan'dır. Granj nehrine gelen Hindular, bu nehrin üzerindeki Benares tapınağını ziyaret eder, nehri sularında yıkanır ve günahlarından temizlenirler, Buddhaların da birçok hac merkezleri vardır. Suriye'de yaşayan milletlerin, Fenikelilerin, hac ziyareti yapılan birçok tapınakları vardı. Eski Mısırlıların hemen bütün şehirlerinde eski Yunanlıların bir çok tanrı tapınaklarında hac yerleri bulunurdu.

DERİ « Biyoloji

İnsan ve hayvanlarda vücudu kaplayan örtü. Vücudun yüzeyindeki bütün çukurluk ve kabartıları örttüğü gibi ağız, anüs, burun gibi delik ve ağızların mukozası ile belli belirsiz bir çizgi halin, de birleşir. Kalınlığı bölgeye göre değişir, göz kapaklarında 1 milimetre, tabanda 3 milimetredir. Dış yüzeyine “deri ibicikleri” denen küçük olukçuklar bulunur.

Derinin, yapı bakımından değişik iki katı vardır : 1 - Dişte, epitel yapıda olan epidermis, 2 - İçte bağ dokusundan meydana gelen derma.

Epidermiş, içinde damar olmaması ve çok katlı epitel tabakalarından meydana gelişi ile özellik kazanan bir tabakadır. Çoğalan tabakaya “Maipighi tabakası” denir. En dıştaki tabakalar, canlılığını kaybetmiş epitel tabakalarından mey. dana gelmiştir. Bu dış epitel tiabakasma da “korun” (korneum) tabakası denir. Epitelyum içinde, damar yoksa da çıplak sinir lifleri vardır.

Derma, epidermisin altındadır. Bu bölüm girintili . çıkıntılı görünüştedir. “Papilla tabakası” denen bu bölüm, damarca çok zengindir. Burada ince damarlar ağ yaparlar. Dermanın öbür katları dayanıklı olup içinde kıl kökleri, kılları dikleştiren kaslar, yağ ve ter bezleri, duyu cisimcikler vardır.

Derinin ,a) vücudu koruyucu, b) ter ve yağ salıcı, c) duyurucu, d) emici olmak üzere başlıca dört vazifesi vardır.

Koruyuculuğu, bedeni örtmesinden ve dayanıklı olmasından ileri gelir. Üzerindeki kıllar ve yağ tabakası ile sıcağa ve soğuğa karşı korunma işini kolayca görür.

Derinin derması içinde bulunan ve bir yumak şeklinde olan ter bezleri, içinde tuz ve üre bulunan ter'i salgı halinde dışarı göndermekle vücudun ısı düzeninde önemli rol oynarlar.

Deride bulunan duygu cisimleri, dokunum ,ısı, acı meydana getiren fizik olaylarının izlemini duygu sinirlerine götürürler.

Derinin, bunlardan başka emici özelliği de vardır. Temizlenmiş bir deriye sürülen çeşitli ilâçlar, bir süre sonra kana geçerler.

Deride bulunan oluşumlardan kıllar, kimi yerinde sık, kimi yerinde seyrektir ve büyüklü küçüklü olabilir. Epidermis ten meydana gelen her bir kılın görünen bir sapı, görünmeyen bir kökü, bir de kökün başlangıcı olan yerde soğanı, bunu çevreleyen bir torbası bulunur.

Epidermisin keratinleşmesin den meydana gelen tırnaklar sert, beyazımtırak ve saydamdırlar; parmak uçlarının sırtlarında bulunurlar.

Tırnakların asıl tırnak ve tırnak kökü olmak üzere iki parçası bulunur. Tırnaklar, deriye bitişik olan bölümün, den başlayarak büyür ve büyüdükçe serbest kenarından kesilir.