Nedir

ARAL GÖLÜ « Dünya Coğrafyası

Batı Türkistan'da dünyanın dördüncü büyüklükteki gölü. Yüzölçümü 64.500 km2. dir. Denizden yüksekliği 48 metre, en derin yeri 68 metredir.

Kıyıları; batıda dik, kuzeyde çok girintili çıkıntılı, doğu ve güneyde düz ve yassıdır. Çevresi bozkır ve yarı çöl olduğundan buralarda nüfus az, şehir yoktur.

Hazar Denizi'nden sonra Asya'nın en büyük gölü olan Aral gölüne başlıca Amuderya ve Siriderya ırmakları dökülür.

EGE DENİZİ « Türkiye Coğrafyası

Akdeniz’in doğusunda, Anadolu ile Yunanistan yarımadası arasında bir deniz.Üzerinde irili - ufaklı pek çok adanın bulunduğu bir deniz olması sebebi ile “Adalar denizi” adı ile bilinir. Gerek Anadolu yakasında, gerekse Yunanistan yakasındaki kıyıları çok girintili çıkıntılı olması, adalarının çokluğu ve ada bulunmayan birçok yerlerinde deniz altı tümsekliğinin fazlalığı, Ege denizinin, pek uzun olmayan devirlerdeki çöküntüler sonucu meydana geldiğini göstermektedir. Ege denizinin ortalama derinliği 200 - 400 metre, en derin yeri ise 2.000 metredir.

CEZAEVİ « Sözlük

Hapis cezasına çarptırılmış olanların bu cezalarını çekmek üzere kaldıkları yer, hapishane.

Eski çağlardan beri suçlulara tatbik edilen bu ceza şekli, bu çağlarda ibret vermek ve korkutmak esası ön plânda tutularak yürütüldüğü için, gerek içinde hüküm süren hayat şartları yönünden, gerekse sıhhate zararlılığı yönünden pek ilkel bir özellik göstermekte idi. Fakat XVIII. yüzyılda cezada yürütülmekte olan “korkutma” doktrinine J.J Rousseau, Beccaria ve John Owarc karşı gelmeğe başlamışlar ve cezaevlerinin birer “korkutma yeri” olmaktan çıkarak, cezanın çekildiği yer olmasının yanı sıra suçlunun, topluma yeniden yararlı bir kişi olarak dönmesini sağlayan birer terbiye müesseseleri olmasını sağlamaya çalışmışlardır. Bugün gerek memleketimizde, gerekse medenî memleketlerde cezaevleri; sağlık şartları, binaları okuyabilme ve görebilme imkânları içinde bu yola yönelmiştir.

AKKOYUNLULAR « Tarih

Doğu Anadolu'da devlet kurmuş olan bir Türk oymağı. Karakoyunlu'larla birlikte Maveraünnehir'den, Azerbeycan yolu ile Doğu Anadolu'ya on üçüncü yüzyıl sonlarına doğru göç etmişlerdir. İran'daki İlhanlı Devletinin dağılışı üzerine Akkoyunlu'lar, Diyarbakır bölgesinde bazı şehir ve kaleleri ele geçirmişler ve gittikçe kuvvetlenerek Horasan, Fırat ve Kafkas dağlarından Umman denizine kadar uzanan büyük bir imparatorluk kurmuşlardır.

Akkoyunlu'lar zaman zaman, çevrelerinde bulunan beyliklerin saldırılarına maruz kalmışlardır. Bu saldırılardan birinde Erteneoğulları'nın ve Karakoyunluların birleşik kuvvetlerine karşı yenil, giye uğramışlar ve Kadı Burhanettin'e sığınmak zorunda kalmışlardır. Fakat devletin kurucusu sayılan Karayülük Osman Bey zamanında, Kadı Burhanettin Karabel denilen yerde yenilgiye uğratılmış ve öldürülmüştür. Osman Bey bundan sonra Timur'un Anadolu'ya yaptığı seferlere katılmış ve 1402 yılında yapılan Ankara Savaşında Timur'un yanında çarpışmıştır.

Timur'un Anadolu'dan çekilmesi üzerine Diyarbakır bölgesinde kalan Osman Bey, bundan sonra bütün Akkoyunlu oymaklarını etrafına toplayarak Akkoyunlu Devletini kurmuş, Osmanlı'larla da iyi geçinerek Doğu Anadolu'da egemenliğini muhafaza etmiştir. Fakat 1435 yılında Karakoyunlu'larla yapılan bir savaşta Akkoyunlu'lar yenilgiye uğramışlar ve Osman Beyle beraber iki oğlu ve bazı torunları öldürülmüşlerdir. Bu yenilmeden sonra Akkoyunlu'ların durumu biraz sarsılmışsa da 1451 yılında hükümdar olan Akkoyunlu Devletinin en büyük hükümdarı Uzun Hasan zamanında yine eski kuvvetli halini almıştı. Uzun Hasan Akkoyunlu Devletini büyük ve kuvvetli bir imparatorluk haline getirmiş. Osmanlı ve Mısır ülkelerine saldırmak suretiyle kuvvetli bir devlet olduğunu göstermek istemiştir. Fakat Uzun Hasan'ın 1472 ve 1473 yıllarında Anadolu'ya yaptığı seferleri başarısızlıkla sonuçlanmış, hattâ 1473 yılında yaptığı Otlukbeli savaşında Fatih tarafından kesin bir yenilgiye uğratılmıştır. Bu yenilgi sonucu devlet merkezi Diyarbakır-dan Tebriz'e taşınmıştır.

Uzun Hasan'dan sonra başa gelen hükümdarlar yer yer başarılı seferlerde bulunmuşlarsa da iç kargaşalıklar yüzünden devlet günden güne zayıflamış ve İran'da büyük bir kuvvet haline giren Safevî'lerin hükümdar Şah İsmail Safevî zamanında ve 1508 yılında yenil, giye uğramışlardır. Bu suretle Akkoyunlu Devleti yıkılmıştır. Devletin yıkılmasından sonra Akkoyunlu oymaklarının bir çoğu Osmanlılara sığınmışlardır.

MANTARLAR « Bitkiler

Tatlı bitkilerden bir sınıf. Kök, sap, yaprak gibi organları yoktur. Şapkalılar, küfler ve birhücreliler olmak üzere üç takıma ayrılırlar.

Şapka mantarlar, kırlarda, nemli çayır ve gübreliklerde yetişen, renk renk şapkalarıyla görülen mantarlardır. Toprak üstü bölümleri bir sap ile değişik renkli bir şapkadan ibarettir. Bu takımın mantarları, yiyecek olarak kullanılır. Zehirli ve zehirsiz cinsleri vardır. Zehirli olanların üzerleri lekelidir ve gümüş kaşığı karartır.

Küf mantarlar, bunlar daha çok miçelyum ipliklerden meydana gelmiş mantarlardır. Patates, ekmek, peynir gibi yiyeceklerin üzerinde yaşayarak onları küflendirirler. Pek çok çeşitleri vardır. Son yılların en faydalı ilâçlarından olan Antibiyotikler (Penisilin, Streptomisin, Kloromisetin) küf mantarlarından elde edilirler.

Rirhücteli mantarlar, ancak mikroskopla görülebilen mantarlardır. Bunların en önemlisi bira mayasıdır.

MAYA « Bitkiler

Bazı besinlerin yapımında gerekli olan mayalanmayı sağlamak için kullanılan maddelere verilen ad. Mayalar, bitkilerin bir hücreli olan mantarlarından başka bir şey değildir. Örnek olarak, bir hücreli mantarlardan bira mayası, mikroskop altında incelendiğinde, bunun, yumurta biçiminde tek hücrelerden meydana geldiği görülür. Bunlar, zincirleme tomurcuklanarak ürerler.

Mayalar, bulundukları ortamda, çeşitli tepkimelere yol açarlar, örnek olarak bira mayası, kapalı yerlerde, şekerli suyu ayrıştırıp alkole çevirirler. Alkollü içkiler, bu yolla elde edilir. Kapalı şişeler içinde dinlendirilmeye bırakılan meyve suları, bira mayasının etkisi ile zamanla alkol haline gelir.

Ekmeğin kabarması, yoğurdun meydana gelmesi de maya ile olmaktadır.Bugün maya yapımı, bir endüstri haline gelmiştir.