Nedir

AFRİKA - ASYA KONFERANSI « Tarih

Bandung Konferansı - 1955 yılında Endonezya'da Bandung şehrinde toplanmıştır.

Bizim de katıldığımız bu konferansta İki kıt'a milletleri arasındaki görüşler sonucu üç fikir ayrılığı müzakerelerde müşahede edilmiştir. Batı Bloğu, komünist grup, tarafsızlar grubu. Böyle esaslı fikir ayrılıkları olduğu halde, konferansta ekonomik ve kültürel işbirliği, Self-Determinasyon, Kamboçya,Seylân, Japonya, Ürdün, Laos, Libya, Nepal ve Birleşmiş Vietnam devletlerinin Birleşmiş Milletlere kabulü, Fransızların Fas ve Tunus'taki İdaresi, Hollanda'nın Yeni Gine'deki idaresi hususunda karara varılmıştır. Konferansta, Kızıl Çin’in itirazına rağmen Birleşmiş Milletlerin İnsan Hakları Beyannameside desteklenmiştir.

CAPİTOL « Mimari Sanatı

Amerika Birleşik Devletleri Kongresinin Washington'daki toplantı yeri, 1800 yılından beri bu amaçla kullanılmaktadır. Bir birine bağlı birkaç taş binadan meydana gelmiştir. Yapının uzunluğu 229 metredir. Yüksekliği 37 - 43 metre arasında değişmektedir. Temeli 1793'te atılmış, kuzey kanadı 1800 de güney kanadı 1815 te bitirilmiştir. Yarımküre şeklinde ve dökme demirden yapılmış olan şimdiki kubbesi 1863 te bitirilmiştir.

SİYASİ PARTİLER « Politika ve Siyaset

Hükümet idaresini yani genel bir deyimle, “siyasî iktidarı” ellerine almak ve devletin iç ve dış işlerini kendi ilkeleri ve düşüncelerine göre yönetmek amacıyla kurulmuş olan derneklerdir. Bu amaçları ile siyasî partiler derneklerden ve işçi birliklerinden ayrılırlar. Siyasi partiler ,bir devletin yönetimi için gerekli genel prensiplerde, o ülkenin çeşitli siyasî, ekonomik ve sosyal bünyesinin düzeltilmesinde, hemen hemen aynı düşüncelere ve inanışlara sahip olan kimselerin katılmasıyla kurulur. Bunların, geniş kalk toplulukları tarafından benimsendiği sürece de yaşama imkânını bulmuştur.

Fakat ,bu benimsenme işi ve siyasî partilerin var olabilmesi, ancak halk egemenliğini kabul etmiş rejimler içindir. Ancak böyle rejimlerdedir ki, siyasî partiler yaşar ve gelişirler. Otoriter rejimlerde bu durum görülmez.

Bir ülkede, iki ya da daha çok siyasî partinin kurulmuş olması halinde, bunlardan ancak biri, millet oyunun verdiği çoğunluk oranına göre, belirli süreler için iktidara gelir ve “hükümet kurar”. Öbür parti ya da partiler, bu “hükümet partisi” nin kargısında muhalefet görevini üzerlerine alırlar. Seçimlerin meydana getirdiği sonuçlar, bazı durumlarda, “hükümet kurma” işinin yalnız bir partiye değil, iki ya da daha çok partide, birlikte olması sonucunu doğurabilir.

Bu çok partili sistemin dışında, halk egemenliği içinde gelmiş olsa bile, otoriter bir parti egemenliği sağlayan “çok partili” rejimlerden de söz edilebilir. Ancak, bu çeşit partiler, siyasî partilerin genel anlamına girmez.

Siyasî partiler, iç yapıları bakımından genel olarak şu çeşitlere ayrılır : 1 - Kütle partileri: Bu çeşit partiler üye ve taraftar sayısını daima arttırmak ve bunları fiilen kayıt defterlerine geçirmek isteyen partilerdir. Böylece, seçim zamanlarında, belli olan üye sayısından aldıkları kuvvetle seçimlerde büyük çoğunluk sağlama yoluna gitmek isterler. 2 - Demokratik ve otokratik partiler: Demokratik partilerde, parti içi genel seçimler, daima demokratik usullerle olur. Her kademenin idare heyetleri samimî ve dürüst seçimlerle işbaşına gelir. Otokratik partilerde ise parti yöneticileri, partinin bütün siyasetinde tek söz sahibi durumundadırlar. 3 - Serbest partiler ve disiplinli partiler: Disiplinli partiler, parti taraftarlarının, özel hayatlarına varıncaya kadar kontrol edilmesi gerektiğine inanırlar. Gerek seçim adayları, gerekse partinin davranışları ile ilgili konularda parti genel idaresinin verdiği kararların, mutlaka uygulanmasını isterler. Serbest partiler ise, genel prensipler dışında, taraftarlarını, düşündükleri gibi hareket etmede serbest bırakırlar.

Siyasî partiler, içyapıları bakımından gösterdikleri bu çeşitlilik yanında, a - Devlet düzeninin kabul edilip edilmemesi bakımından “kanunî” ve “ihtilâlci partiler”, b - Millî ve beynelmilel özellik göstermeleri bakımından “millî partiler”, “beynelmilel partiler” bölümlerine de ayrılabilirler.

Türkiye'de siyasî parti hareketleri Bizde, partilerin kurulmasına başlangıç sayılabilecek ilk siyasî teşebbüs 1859 yılı başlarında kurulan ve aynı yılın 19 Eylülünde belli başlı 41 üyesinin birden yakalanması ile son bulan “Fedailer Cemiyeti” dir. Bundan sonra yine gizli olarak 1865 yılında “Yeni Osmanlılar Cemiyeti” kurulmuştur. Bu Cemiyet Osmanlı-İmparatorluğundaki mutlakıyet idaresine son vermek amacı ile kurulmuştur. 1872 yılından sonra kendi kendine ortadan kalkmıştır. 1889 yılında, yine gizli olarak ”İtihad-ı Osmanî Cemiyeti” kurulmuştur. Çoklukla Tıp öğrencilerinin katılması ile kurulmuş olan bu cemiyet, gittikçe büyümüş, 1894 yılında, “Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti” adını almıştır.1908 tarihinde meşrutiyetin ilân edilmesinden sonra, çeşitli siyasî teşekküller birer birer faaliyete geçmişlerdir. İttihat ve Terakki Cemiyeti, Osmanlı Ahrar Fırkai İbad , Fedakâranı Millet Fırkai Siyasiyesi İttihadı Muhammedi Cemiyeti 1909 yılına kadar kurulmuş olan siyasî teşekküllerdir. 1909 yılındaki Hareket Ordusu baskısı üzerine, İttihat ve Terakki Cemiyeti öbür partiler üzerindeki kuvvetini kabul ettirmiştir.

1912 sonlarında harbiye nazırının öldürülmesinden sonra baskılarla “İttihat ve Terakki” 1918e kadar tek parti halinde faaliyette bulunmuştur. Bu parti, Birinci Dünya Savaşı yenilgisine' sebep olmuştur.

Trakya ve Anadolu'nun işgali üzerine muhtelif yerlerde “Müdafa-i Hukuk” ve “Reddi İlhak” cemiyetleri kurulmaya başlamıştır. Sonunda bütün bu cemiyetler Sivas kongresinden sonra birleşerek “Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti” ni meydana getirmiştir.Bu cemiyet, Ağustos 1932 teki kongresinde “Halk Fırkası” adını almıştır. Halk Fırkası içinde beliren bir hizip Kasım 3924 te «Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası” nı kurmuştur. Bu fırka, Haziran 1925 te kapatılmıştır. “Halk Partisi” 1930 a kadar tek başına kaldıktan sonra o yıl Fethi Bey liderliğinde kurulmuş üç ay sonra kurucuları tarafından feshedilmiştir. Halk Partisi 1945 e kadar tek parti halinde kalmıştır. Temmuz 1945 te “Millî Kalkınma Partisi”, Ocak 1946 da da «Demokrat Parti» kurulmuştur. Bu arada daha bazı partilerin kurulmasına devam edilmiştir. Serbest ve tek dereceli seçim usulünün kabul edilmesiyle yapılan 1950 seçimlerinde “Demokrat Parti” Büyük Millet Meclisinde çoğunluğu sağlayarak iktidara geçmiştir. Bir süre sonra Demokratik Partiden ayrılan bazı kimseler “Millet Partisi” ni kurmuşlardır.Demokrat Parti'nin iktidarda kaldığı yıllarda (1950 - 1960) Millet Partisi kapatılmış, onun yerine, Cumhuriyetçi Millet Partisi kurulmuştur. 1955 yılında, Demokrat Parti'nin tutumunu beğenmeyen bazı Demokrat Partili milletvekilleri, tou partiden ayrılarak “Hürriyet Partisi” ni kurmuşlardır .

27 Mayıs 1960 tarihinde, Türk Silâhlı Kuvvetleri, Demokrat Parti'nin bir kardeş kavgasına yol açan tutumu üzerine idareye ele almak zorunda kalmış, partinin sorumluları yargılanmak üzere mahkemeye sevk edilmişler, bir süre sonra da Demokrat Parti, mahkeme kararı ile kapatılmıştır, (29 Eylül 1960), Türkiye'de siyasî çalışmaları kayıt altına alan geçici bir süreden sonra, Millî Birlik Komitesi yönetimi zamanında yeniden siyasî partilerin kurulmasına izin verilmiş, 1961 Şubatında, Adalet Partisi, Yeni Türkiye Partisi, Memleketçi Partiler kurulmuştur.

9 Temmuz 1961 tarihinde halkoyunca kabul edilen Anayasa'dan ve Nispi temsil olarak değiştirilmiş bulunan Seçim Kanunundan sonra, 15 Ekim 1961 tarihinde genel seçimler yapılmıştır. Adalet Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi, Yeni Türkiye Partisi'nin katıldığı bu seçimlerde, ilk iki parti çok sayıda, öbür iki parti de daha az sayıda milletvekili ve senatör çıkararak B. M. Meclisini meydana getirmişler, ancak hiç bir parti yeteri kadar bir çoğunluk elde edememiştir.

İSTANBULUN ALINMASI ( 29 mayıs 1493) « Tarih

Mehmet II. padişahlığının ilk yıllarında, her şeyden önce İstanbul'u almak için çalışmaya başladı. İlkin, Bizans'a yardım gelecek tek yol olan deniz yolunu kontrol altına alacak tedbirler düşündü. Bunun için Boğaz'ın en dar yerinde Rumeli Hisarı'nı yaptırmaya başladı. “Boğazkesen” adı verilen ve kısa bir zamanda tamamlanan bu kalenin vazifesi, Boğazdan geçecek gemileri kontrol etmek, Bizans'a yapılabilecek her türlü yardımı önleyebilmekti. Kale içine yerleştirilen ağır silâhlarla, bu kontrol ödevi, gereci gibi yerine getirilebildi.

Mehmet II. bütün yaz boyunca bu hazırlıklarla uğraştıktan, yapılan her şeyin başında bulunduktan sonra 1452 yılı sonbaharında Edirne'ye döndü. Bütün kışı, ertesi yılın baharında girişmek kararında olduğu büyük işin hazırlıkları ile geçirdi.

1453 baharının ilk günlerinde, Rumeli Beylerbeyi Karaca Bey, büyük ordunun ve ağır silâhların geçeceği yolları ve köprüleri tamir etmek için önceden yola çıktı. Anadolu'dan da toplanan askerler, İshak Bey ve İsfendiyar oğlu İsmail Bey kuvvetleriyle İstanbul önlerine geldiler ve Boğazkesendin koruyuculuğu altında kolayca Rumeli yakasına geçtiler. Rumeli' nin her yanından gelen askerler de İstanbul surlarının önünde yer aldılar. Beri yanda Gelibolu'dan da 300 gemilik bir deniz kuvvetiyle hareket eden Baltaoğlu idaresindeki Türk donanması İstanbul Boğazı'na girdi. Bütün bu ön hazırlıklardan sonra padişah Mehmet II. 2 Nisan 1453 günü surların 3 kilometre kadar yakınında ve Topkapı yöresinde ordugâhını kurdu. Kuşatmanın ilk günlerinde surlardan çıkan Bizanslılar, Türk ordusuna bir saldırıda bulunmak istedilerse de çok büyük kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kaldılar. 17/18 Nisan gecesinde, Türk askerleri, şehre bir saldırıda bulunmak istedilerse de bir başarı elde edemediler.

21 Nisan günü, devam eden topçu ateşleri sonucu, Topkapı surlarının bir kısmı yıkıldı. Fakat Bizanslılar, bu gediklerden Türklerin girmesini önleyebilmek için derhal yıkılan yerleri tamir ettiler. Böylece, iki taraf da canla basla, savaşta, karşı tarafı yenebilmek için çalışıyordu.

Sultan Mehmet II. bu sıralarda, şehrin en zayıf noktası olan Haliç önlerinden, donanma aracı ile İstanbul'u tehdit etmek için bir çâre düşünmeğe başladı. Haliç önü, büyük bir demir zincirle, gelecek gemilere kapalı bir durumda bulunuyordu. Bunun üzerine, bir gece, Mehmet II. Dolmabahçe ile Kasımpaşa arasında kazıklar döşeterek 67 gemiyi, Dolmabahçe önlerinden Kasımpaşa'da Haliç'e indirmeyi başardı. Sabahleyin Türk gemilerini Haliç limanında gören Rumlar, büsbütün dehşete kapılarak şaşırdılar.

Türkler, bir buçuk aydır devam eden bu kuşatmadan, artık kesin sonucun alınması zamanının geldiğini gördüklerinden, son hücuma hazırlanmak için çalışıyorlardı.

28 Mayıs sabahı, Türk topları görülmedik bir şekilde ateşe başladılar. Ertesi gün de topçu ateşinden sonra "kesin saldırıya geçilmesi kararlaştırıldı. Mehmet II. o gece bütün mevzileri dolaşmış ve gereken emirleri bizzat "vermişti.

Gün doğmadan üç saat kadar önce Türk ordusunda hareket başladı. Askerlerden bazıları, surlara çıkmayı sağlayacak merdivenleri, surların önüne yığmağa başladılar. Bu işte çok kayıp verilmekle beraber, başarıya ulaşıldı.

Bu çabalar sonunda, Ulubatlı Hasan adındaki bir Türk askeri, ilk defa olarak surlara çıkabilmeyi başardı.

Orada derhal şehit olmakla beraber bundan şevke gelen öbür Türk askerleri hep birden hücuma geçerek surları almayı başardılar. Duvarların arkasında müthiş bir boğuşma başladı.Barut dumanı, ateş ve yangınlar her rafı kaplamış olduğundan, Türk askerleri, artık surların önüne kolayca yanaşabiliyorlardı. Top sesleri ve “Allah Allah!” sesleri arasında Türk askerleri artık çıkabiliyor ve surların üstteki çarpışmalara katılabiliyorlardı. Beri yanda Marmara'daki Türk donanmasında bulunan askerler karaya çıkmışlar, Haliç'te bulunan gemilerde leventler de surların önüne gelmişlerdi. Artık, Bizans, Türklerin eline gitmek üzere idi. Surlardaki ilk çarpışmalardan kurtulabilen yeniçeriler, şehrin içine akmaya başlamışlar, bir meydandan ötekine uçmaya başlamışlardı. Önlerine, karşı koyabilen pek az insan çıkıyordu.

Sabahın erken saatlerinde, Bizans halkı kiliselerde dualarını yaparken Türkler de, birçok yerlerden şehre girmiş bulunuyorlardı. Bizans fatihi Osmanlı İmparatorluğunun ilk hükümdarı Fatih Sultan Mehmet, sade ve göz yaşartıcı bir törenle şehre girdi. İlk Ayasofya'ya giderek Tanrıya dua etti. Ogüne kadar kilise olarak kullanılmış olan bu kutsal binayı, cami haline getirdi.

Böylece, 23 yaşındaki genç hükümdar, yüzyıllar boyunca Müslüman devletlerin bir hayalini gerçekleştirmiş oluyordu.

İstanbul'un alınması ve Bizans imparatorluğu'nun tarihe karışması, Fatih'in, tarihe en büyük başarısı olarak geçmiştir. Fakat bu olay, Fatih'in Osmanlı İmparatorluğunu kurmak yolundaki çabasının ve yaptığı önemli işle bir başlangıcı durumundadır.

BİLİRUBİN « Kimya

Hemoglobin maddesinin demiri ayrıldıktan sonra hidrolizi ile meydana gelem organik madde. Alyuvarların yapısında bulunan ve alyuvarların harap olması ile ortaya çıkan hemoglobinden meydana gelir. Normal hallerde kanda % 0,20 - 0,50 miligram bulunur. Bu miktarın yükselmesi, sarılık denen hastalığın meydana gelmesine sebep olur.

AYDIN « Türkiye Coğrafyası

Batı Anadolu'da Büyük Menderes ovasında bir şehir. Aydın ilinin merkezidir. Nüfusu 35.671 dir. Aydın şehri kendi adını taşıyan dağların güneyinde, Büyük Menderes nehrinin ortasında, ırmağın sağ tarafında İzmir'den İç Anadolu'ya gelen tren yolunun üzerindedir. Denizden yüksekliği 65 metredir. Meyilli bir yüzey üzerinde kurulmuş muntazam yolları ve bahçeler içindeki muntazam evleri ile güzel şehirlerimizden biridir.

Eski çağlardan beri bilinen şehir. Aydınoğlu Mehmet bey tarafından Aydın Güzelhisarı diye adlandırılmışsa da sonradan yalnız Aydın diye anılmıştır. Osmanlı'ların eline Murat II. zamanında(1426)geçmiştir.Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda İzmir'i işgal eden Yunan kuvvetleri 27 Mayıs 1919 da Aydın'a gelmişlerdir. Millî Mücadele yıllarında şehir halkı büyük kahramanlıklar göstermiş ve Aydın düşman istilâsından 7 Eylül 1922 tarihinde kurtarılmıştır.



AYDIN İLİ

Batı Anadolu Bölgesinde bulunan illerimizden biri. Yüzölçümü 7.397 kilometrekare nüfusu 470.644 dir. Batısında Ege denizi, kuzeyinde, İzmir ve Manisa doğusunda Denizli, güneyinde Muğla ili ile sınırlıdır.Güney ve kuzeyde dağlarla kaplıdır .Bu dağların Ege denizine dik olması sebebi ile batı kuzeyden gelen rüzgârlara açıktır.Yazlar oldukça sıcak, kışlar ılık geçer.İncir, pamuk, zeytin, susam,tütün ve meyve gibi ürünleri ile Türkiye'nin iktisadi hayatında önemli rol oynayan illerimizden biridir.