Nedir

MATEMATİK « Bilim ve Sanat

Sayılar ve nitelikler üzerinde çalışan bir bilim. Değişik dalları vardır: Aritmetik (sayılarla ilgili konuları inceler) Cebir (sayılar yerine harfler kullanarak aritmetikle çözülemeyecek meşeleleri çözer). Geometri (çizgiler, açılar, daireler arasındaki ilgileri inceler). Trigonometri (üçgen geometrinin ilerlemiş bir şekli olarak çoklukla yüzölçümleri ile ilgili meseleleri çözümler).

İBADET « Din

Tanrı'ya kulluk etmeğe ibadet denir. Tanrının emirlerini yerine getirmek Tanrı'ya yaklaşmak, Tanrı'ya saygı için gerekli hareketlerde bulunmak her iyi hareket için Tanrı'nın emirlerini yerine getirmek, yoksullara yardım etmek, sadaka vermek, birer ibadettir.

Müslümanlıkta ibadet, gizlidir ve tanrı ile kul arasında geçer. Bu sebeple, bir Müslüman ın yaptığı herhangi iyi bir hareketle övünmesi, ibadetini dünya işlerine karıştırması, ibadeti sebebi ile kendine bir menfaat sağlamağa çalışması, günahtır.

HECE VEZNİ « Edebiyat

Hecelerin sayılarına dayanan ve Türk edebiyatında kullanılan nazım ölçüsü. Hece veznine “parmak hesabı” da denir.Türk edebiyatında kullanılan üç türlü vezinden (aruz vezni, serbest vezin, hece vezni) biri olan hece vezni. Türk dilinin tabii bir vezni özelliğindedir. Nazımda kullanılan vezin sistemi, o dilin yapısına uygun olur. Uzun ve kısa heceleri, birbiri ardınca değişen (yani beş altı tane uzun ya da kısa hecesi art arda gelmeyen) bir dilden ancak hecelerin uzunluk ve kısalığına dayanan bir vezin doğar. (Arapların milli vezinleri olan Aruz vezni gibi.) Uzun ve kısa heceleri birbiri ardınca değişmeyen (yani beş altı tane uzun ya da kısa hecesi art arda gelebilen) bir dilden de hecelerin sayısına dayanan vezin doğar (Türk dilinin millî vezni olan hece vezni gibi.)

Hece vezninde duraklar, kelimeleri ortalarından kesemedikleri için (aruz vezninde ise önemli olan kelimelerin bitimi değil, hecelerin uzunluğu kısalığıdır), hece vezninde durak yerlerinin tâyininde şu kurallara rastlanır:

1 - Hece sayısı az olan kalıplar: Bunlar, 4–8 heceli mısralardan meydana gelmiştir. 4+3, 3+4 duraklı ve tamamı duraksız 7 heceli mısralardan meydana gelebildikleri gibi; 4+4 duraklı ve duraksız 8 heceli mısralardan meydana gelmiş olabilirler: Bu yol/uzaktır 2+3=5

Geçidi/çoktur 3+2=5

Yunus Emre

Sen de bir/geminin 3+3=6

Yolcusu/değilsin 3+3=6

Serde gençlik varken 6 (duraksız)

Cahit Sıtkı

Yıldızların/korkarım 4+3=7

Düştüğü/yerdesiniz 3+4=7

Geçen dakikalarım 7 (duraksız)

Necip Fazıl

Yâr ismini/desem olmaz 4+4=8

Düşer dillere dillere 8 (duraksız)

Emrah

2 - Hece sayısı çok olan kalıplar : Bunlar, 6+4, 4+4 + 3 şeklinde duraklı olan ya da duraksız olan heceli kalıplar; 6+6, 7+5 şeklinde duraklı yada duraksız olan 12 heceli kalıplar; 4+4+5 duraklı olan 13 heceli kalıplar; 7+7 duraklı olan 14 heceli kalıplar; 4+4+ 4+3 şeklinde duraklı olan 15 heceli kalıplar; 4+4+4+4 şeklinde duraklı olan 16 heceli kalıplar şekillerinde olabilir.

Yine doldu / gemimizin / arması.

Bizim gemi / martı gibi pek oynak (11)

Enis Behiç

Yayla çiçeğini / gördüm baharın

İçtim sularından / eriyen karın

Ömer Bedrettin

Enginleri dinliyor / yalnız kenarda

Sararmış bahçesiyle / viran bir yalı (12)

Faruk Nafiz

Sonra yine tiren sesi / yine yolculuk

Her dakika karşımızda / yeni bir ufuk (13)

Kemalettin Kamu

Başka sanat bilmeyiz / karşımızda

dururken

Söylenmemiş bir masal / gibi Anadolu muz (14)

Faruk Nafiz

Bırak beni haykırayım / Susarsam

Sen / matem et

Unutma ki / şairleri haykırmayan / bir

millet

Sevenleri / toprak olmuş / öksüz çocuk

gibidir (15)

Mehmet Emin

Çıktım bugün / güzellerin / gözlerinde / seyahate

Bu yolculuk / bilmem nasıl / erecekti / nihayete (16)

Orhan Seyri

Türk edebiyatında, millî vezin özelliğinde olan hece vezni, Türk diline ve edebiyatına yabancı medeniyetlerin etki yapmadığı devirlerde kullanılmış,

Türklerin İslâmlığı kabul etmelerinden sonra ise, hece vezni yerine Arap ve Fars edebiyatlarında kullanılan aruz , vezni kullanılmağa başlanmıştır. Fakat, aydınların meydana getirdiği bu yeni edebiyatın yanı sıra, halk şairleri, eski Türk vezni olan hece veznini kullanmağa devam etmişlerdir. Bu sebeple, aydınların meydana getirdiği ve “Divan edebiyatı” denen aruz vezninin kullanıldığı ve halk şairlerinin yürüttüğü “Halk edebiyatı” adı verilen millî edebiyatımız, yüzyıllarca, iki kol hainde yürümüştür.

Ancak, XIX. yüzyılın sonlarına doğru ve XX. yüzyılın başlarında, eser vermeğe başlayan ve aydın kolu temsil eden şairler tarafından (Mehmet Yurdakul, Rıza Tevfik, Ziya Gökalp). Halk edebiyatımızın yanı sıra aydın edebiyatımızda da hece vezni kullanılmağa başlanmıştır. Hece vezni, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra daha canlı bir özellik kazanmış, Cumhuriyet devrinde yetişen şairler tarafından da yeni ahenk imkânlarına kavuşmuştur.

SEDİR « Bitkiler

Kozalaklılardan bir orman ağacı. Boyu kırk metreye kadar varabilen ve kerestesi yapı işlerinde kullanılabilen bir ağaçtır. Özellikle Suriye ve Lübnan dağlarında bulunur. Kuzey Afrika'da Atlas dağlarında ve Himalayalar'da yetişenleri de önemlidir.

DİLSİZ « Sağlık

Konuşamayan kimselere verilen ad. İki türlü dilsiz vardır: Doğuştan dilsiz ve sonradan olma dilsiz. Doğuştan dilsizlik, genel olarak kalıtımla gelen bir hastalık şeklinde belirdiği gibi doğumdan önce gelişimin durmasında ve yakın akraba evliliklerinde görülür. Sonradan gelen dilsizlik ve difteri, kızamık, tifüs ve beyin hastalıklarından sonra görülür.

Dilsizlik, hiç konuşamamaktan ileri gelebildiği gibi, doğuştan sağır olanların hiç işitmedikleri için söyleme alışkanlığı edinmemiş olmalarından da ileri gelir.

Konuşmak ve anlaşmak ihtiyacı, dilsizleri, his ve fikirleri anlatan çeşitli hareketlere dikkat etmeye zorlamıştır. Böylece, dilsizlerde hareket ve işaretler, kelime yerini tutmuştur.

XVIII. yüzyıldan bu yana dilsiz ve sağırların öğretimi için önemli adımlar atılmış ve bütün medenî ülkelerde, dilsizler için öğretim yapan okullar kurulmuştur. Bu okullarda okuyan dilsizler, böylece okuma ve öğrenme ihtiyacım karşılamak imkânını bulmuşlardır.

Dilsizlere öğretmek için takip edilen iki metot vardır:

1 - işaret metodu: Bu metotla dilsizlere el alfabesi ve işaretlerle ders verilir. Dilsizler de anlatmak istediklerini, el alfabesi ve işaretlerle anlatır. El alfabesi ya da bir elin ya da iki elin yardımı ile meydana gelen bazı şekillere harf değeri vermekle meydana gelmiştir. 2 - Ses metodu: Bu metotla dilsizlere, konuşurken dudakların ve öbür ses organlarının hareketlerine dikkat etmeleri ve bunları taklit etmeleri öğretilir.

BAYRAK « Devlet

Genel olarak, bir devletin yada bir milletin ayırt edici sembolüne verilen adı. Bayrak, bir devletin, bir milletin ayırt edici sembolü olabildiği gibi, çeşitli kuruluşların işaretleri olarak, bazen da sadece bir işaret olarak kullanılabilir. Türlü renklerde düz ve bölümlere ayrılmış; çoklukla dikdörtgen şeklinde kumaştan yapılmıştır. Bir göndere (direğe) çekilip dalgalandırmak için yapıldığı gibi, çeşitli durumlarda da asılabilir.

Bir göndere çekilip dalgalandırmak için yapılan bayrağın şu kısımları vardır: 1 - Bayrak gönderi, 2 - Gönder direği, 3 - Makara, 4 - Bayrağın salvosu, 5- Bayrağın uçkurluğu, 6 -Boyu, 7 - Genişliği, 8 - Uçkurluk kenarı, 9 - Ucum kenarı 10 - üst kenarı, 11 - Alt kenarı, 12 - Merkezi, 13 - Ekseni.

Bir devletin ya da bir milletin sem bolü olarak kullanılan ve siyasi değeri olan bayraklar, başlıca şu sınıflara ayrılır: Millî bayrak, devlet bayrağı, hükümet bayrağı, savaş bayrağı, ülke bayrağı, donanma bayrağı, ticaret bayrağı, servis bayrağı kılavuz bayrağı.

Millî bayraklar memleketler sınırları içinde kullanılır. Memleket dışında da elçilik binalarına ve gemilere çekilir.

Normal olarak göndere çekilip dalgalandırmak için yapılan bayraklar, normal olmayan hallerde ve özel anlamlara gelmek üzere şu şekilde kullanılır: 1 - Bayrağı yarıya indirmek (matem işareti), 2 - Savaşta bayrağı indirmek (teslim işareti), 3 - Bayrağa vurmak (teslim işareti), 4 - Gemilerde bayrağı ters çekmek (imdat isteme işareti), 5 - Gemilerde bayrağı ortada düğümlemek (acele imdat isteme işareti). 6 - Savaşta bir gemide yabancı bir bayrağı kendi bayraklarının üstüne çekmek (o geminin, bayrağı üste çekilen devlet tarafından esir alındığının işareti), 7 - Bayrak eğmek (tazim işareti).

Tek renkli bayraklar ,işaret bayrağı olarak kullanıldıklarında şu anlamları verirler: 1 - Beyaz bayrak (savaşta teslim olmak), 2 - Kırmızı bayrak (trafikte “dur”, gemilerde “tehlike” işareti), 3 - Kızıl bayrak (ihtilâl işareti), 4 - Yeşil bayrak trafikte “geç” demiryollarında “yavaş geç” işareti, 5 - Sarı bayrak “bulaşıcı hastalık” işareti, 6 -Siyah bayrak (matem işareti).

Tarih: Eski milletler, özellikle ordu teşkilâtlarında türlü şekillerde semboller kullanmışlardır. Sümerliler, türlü mitolojik hayvanları, ay ve güneş gibi gök cisimlerini, bu sembollerde kullanmışlardır. Eski Mısırlılarda da, çeşitli şekillerde semboller görülür, Yunanlılar pek eski zamanlarda savaşlara giderken işaret olacak bazı zırh parçaları kullanmışlar, daha sonraları, Yunan sitelerinden her birinin ayırt edici sembolleri olmaya başlamıştır. Araplar, hicretin ilk yıllarında beyaz, daha sonraları yeşil ve siyah bayrak kullanmışlardır.

Gerek eski çağlarda, gerekse ilk çağlarda ayırt edici semboller, çeşitli cisimlerden yapılmıştır. Sembol olarak kullanılan bayrak ve sancakların, kumaştan yapılması, doğrudan doğruya Ortaçağda başlar. Bu devirde ilk bayraklar, çoklukla altın ve gümüş işlemeli haç işaretleri ve dinî bir özellik taşımışlardır. Avrupa'da XIX. yüzyıldan itibaren millî bayraklar belirmeğe başlamıştır. Bu bayraklarda ilk zamanlarda, dinî sebepler ön plânda yer etmiş, bu sebeple bayraklarda çeşitli haç şekilleri resmedilmiştir. Daha sonraki yüzyıllarda, millî renkleri gösteren şekiller ve renkler ön plânda kullanılmağa başlanmış ve millî denebilecek ilk bayraklar, ilkin Hollânda'da (1579) Oranje prenslerinin hanedan bayrağının millî bayrak olarak kabul edilmesi ile kullanılmağa başlamıştır.

Uzun gelişmelerden sonra milletler, çeşitli millî bayraklar kullanmağa başlamışlar ve millî bayrakların yanında başka ayırt edici semboller de kullanmışlardır.

Türklerde bayrak: İslâm dininin yayılmasından önce eski Türklerde, savaşlarda ucuna bir ipek parçası bağlanarak elde tutulan ve kahramanlık gösterenlere verilen işaretler kullanılmıştır. Bir şeref işareti sayılan bu bayraklar, ün salmış kahramanların taşıdıkları mızrağın ucuna takılmakta iken zamanla kahramanların komutanlarına, başkomutanlarına da sembol olmağa başlamış; devlet teşkilâtı genişledikçe baştaki hüküm, darların taşıdığı bayraklar, temsil ettikleri devletlerin de resmî ve millî alâmetleri olmağa başlamıştır. İslâm dininin Türkler arasında yayılmağa başlamasından sonra, eski millî geleneklerinin yanında İslâm dininin ve medeniyetinin etkisinden kurtulamayarak Türkler çeşitli bayraklar kullanmağa başlamışlardır. Fakat bunlar ayrı ayrı oymakların ve askerî birliklerin işaretleri olmak üzere çeşitli biçimlerde ve renklerde kullanılmıştır. Bir devletin genel sembolü anlamında aynı şekil ve renkte bayrak kullanılması, yakın yüzyıllara aittir, ilk Türk devletleri beyaz, siyah ve kırmızı bayrak kullanmışlardır.

Osmanlı beyliğinin ilk kuruluş yıllarında, Konya’dan Osman Bey'e gönderilen armağanlar arasındaki egemenlik işareti olan beyaz bayrak uzun zaman Osmanlı hükümdarlarının sembolü olmuştur. Bu bayrağın yanında hükümdarlar, aynı zamanda kırmızı, yeşil ve çeşitli renklerde bayraklar kullanmışlar.

dır. XV. - XVI. yüzyıllarda, Yeniçeriler beyaz bayrak, Sipahiler kırmızı bayrak kullanmışlar; çeşitli bölüklerde çeşitli bayraklar kullanmışlardır. Osmanlı ordusunda olduğu' gibi donanmada ve ticaret gemilerinde de değişik bayraklar kullanılmıştır.

XVIII. yüzyılın sonlarına doğru devletin genel bir sembolü olan bayrak kullanılmağa başlanmıştır. Böylece XIX. yüzyılın ilk yarısında kırmızı zemin üzerinde hilâl ve yıldız bulunan bayrak, Osmanlı Devletinin millî ve resmî bayrağı olarak kabul edilmiştir. Önceleri, bayrakta sekiz köşeli olan yıldız, Abdülmecit devrinde beş köşeli yıldız haline getirilmiş ve bayrak böylece son şeklini almıştır. Cumhuriyetin ilân edilmesinden sonra 29 Mayıs 1936 tarihinde kabul edilen “Türk Bayrağı Kanunu” ve Türk bayrağı kesin şeklini almıştır.