Nedir

RODOS « Dünya Coğrafyası

Ege denizinde, Anadolu'nun güney batısında bir ada. Yunanistan'a aittir. Uzunluğu 74, en geniş yeri 38 kilometredir. Nüfusu 61.800 dür. Dağlık bir yüzeyi vardır. Şarap meyve ve tahıl en önemli gelir kaynaklarıdır. Rodos, 1523 yılında Kanunî Sultan Süleyman zamanında Osmanlı sınırlarına katılmış, 1612 yılından sonra İtalyanların eline geçmiştir. 1948 yılına kadar İtalyanların elinde bir ada olarak kalmış, bu

tarihten sonra Yunanistan'a bırakılmıştır.

BİZMUT « Kimya

Kimyasal bir eleman. Sembolü Bi, atom ağırlığı 209.00, özgül ağırlığı 9,5 dır. 2, 3 ve 5 değerli ve sertliği 2,5 olan bir metaldir. Kırmızımtırak beyazımsı parıltılı, havada bozulmayan bir metaldir. Tabiatta en çok üç değerli bileşiklerine rastlanır. Gümüş ,kurşun, bakır, kalay, civa, altın metalleriyle kolaylıkla alaşım yapar. Kızıl derecede mavimtrak bir alevle yanarak Bizmutoksit meydana getirir. Çeşitli radyoaktif izotopları elde edilmiştir.

Tabiatta en az rastlanan elemanlardan biri olan bizmut, tabiatta platin, uranyum gibi elemanlardan daha az bulunmaktadır. Serbest ve bileşikler halinde bulunur. En önemli bileşikleri bizmut sülfür ile bizmut trioksittir. Oksit halindeki filizlerinin potalarda kömür ile ısıtılarak indirgenmesiyle, sülfür halindeki filizlerin demir ile eritilmesiyle elde edilir.

Teknikte fazla kullanılmayan bizmut, tıpta frengi hastalığının tedavisinde kullanılmaktadır.

SALİHLİ « Türkiye Coğrafyası

Manisa iline bağlı bir ilçe. Yüzölçümü 1.06 kilometrekare, nüfusu 77.464 tür. İlçe yüzeyi Gediz ve Alaşehir akarsularının geniş vadilerinden ve bu vadilerin genişleyerek ova halini alan geniş aluvyal alanlarından ibarettir. Geniş ölçüde tahıl ekimi yapılmaktadır. Susam, pamuk ekimi, hayvancılık halkın başlıca geçim kaynaklarıdır. İlçenin merkezi 24.109 nüfuslu Salihli kasabasıdır.

BAB-I ALİ « Tarih

Osmanlı İmparatorluğu'nda sadrazamlık makam ve dairesine verilen ad. Eskiden genel olarak doğuda, halk işlerinin hükümdar saraylarının kapısında görülmesinden dolayı, Türk hükümdarlarının sarayları için kullanılan “kapı” sözü, Osmanlılarda “saray kapısı” anlamına gelmiş, sonraları bu deyim sadrazamların saray ve konakları hakkında kullanılmıştır. Yüksek kapı demek olan (Bâib-ı âli), Sadrazam sarayının kapısı ,onun sarayı ve tabiatıyla, burada görülen devlet ve hükümet işleri anlamında kullanılmıştır. Zamanla bu deyim, anlamını biraz daha genişletmiş, Osmanlı hükümetini, onun merkezini, idare ve otoritesini ifade eder olmuştur.

TİYATRO « Sinema ve Tiyatro

Tiyatro sözü, şu anlamlarda kullanılır : 1 - Tiyatro eseri, 2 - Tiyatro eserini oynama sanatı, 3 - Tiyatro eserinin oynandığı yer.

TİYATRO ESERİ, olayları, oluş halinde göstermek için yazılan eserlerdir. Bu eserlerde, olaylar yazarın ağzından değil de, doğrudan doğruya eserlerin kişileri tarafından söylenir, hareketleri, gerçekte olduğu gibi doğrudan doğruya yapılır.

Tiyatro eserinde, “olay” ve “kişiler” olmak üzere iki unsur bulunur. Olay, bir didişmeden, yani iki karşıt kuvvetin çarpışmasından doğar. Çarpışan kuvvetler, insanla insan, insanla tabiat kuvvetleri olabilir. Kişiler de, aralarında didişen varlıklardır.

Tiyatro eserlerinde, “serim”, “düğüm”, “çözüm” olmak üzere üç safha vardır. Serim, eserin baş tarafıdır. Burada kişilerin karakterleri olayla ilgileri tanıtılır, eserin konusu hakkında bir fikir verilir. Düğüm eserin ortasıdır. Bu safhada karakterler, kişiler, olayın kendisi merak verici bir hal alır. Çözüm, eserin sonudur. Bu safhada olay, bir sonuca bağlanır.

Tiyatro eserlerinin başlıca üç çeşidi vardır: 1 - Acıklı tiyatro eserleri, 2 -Güldürücü tiyatro eserleri, 3 - Musikili tiyatro eserleri.

Acıklı tiyatro eserleri, insanların acıma duygularına hitap eden eserlerdir. Tragedya dram, melodram, bu cins eserlerdir.

Güldürücü tiyatro eserleri, güldürme amacı güdülerek yazıları eserlerdir. Genel olarak “Komedya” adı ile bilinirler.

Musikili tiyatro eserleri, musiki ile söylenerek oynanan tiyatro eserleridir. Opera, opera komik, operet bu cins eserlerdir.

Tragedya : Seyircilerin korku ve acıma duygularına hitap eden, belli kurallara göre yapılan eserlerdir.

Yunanistan'da, bağbozumu tanrısı Dionysos şerefine yapılan din törenlerinden doğmuştur.

Özellikleri:

1 - Tragedyalarda seyircinin “korku” ve “acıma” duygularını harekete getirmek gayesi güdülür. Eser, baştan sona kadar acıklı ve ciddî bir hava içinde geçer.

2 - Konular mitologyadan ve tarih'ten alınır.

3 - Kişiler, tabiatüstü varlıklar (tanrılar .tanrıçalar, yarı tanrılar) ve yüksek tabakadan kimseler (krallar, asiler) dir.

4 - Eserin “Üç Birlik” kuralına uygun olması lazımdır:

a. Zaman Birliği : Olayın en çok 2 saat içinde geçebilir hissini uyandırmasıdır. Bunu sağlamak için, eserin konusu olayın sonucuna en yakın yerinden alınır, daha önceki olaylar, bir münasebet düşürülerek anlatılırdı.

b. Yer Birliği : Olayın baştan sona kadar aynı yerde geçmesidir. Tragedyada olay nerde başladıysa orada yürür ve sona erer.

c. Olay Birliği : Eserin bir tek ana olay etrafında gelişmesidir.

5 - Çirkin sayılan olaylar (vurmak, yaralamak, öldürmek) seyircinin gözü önünde geçirilmez. Bunlar dışarıda yapılır, sahnede haberciler, sırdaşlar vasıtasıyla sadece hikâyesi anlatılır.

6 - Manzum olarak yazılır.

7 - Mutlaka 5 perde olması lazımdır.

8 - İyi bir üslûpla yazılır. Kaba sayılabilecek sözler kullanılmaz.

9 - Tirad ve monologlara çok yer verilir.

İlk örnekleri Yunan edebiyatında görülen tragedya, daha sonra, XVII. yüzyılda, eski Yunan ve Lâtin edebiyatlarının örnek tutulduğu Klâsisizm akımı devrinde, özellikle Fransa'da yeniden canlanarak XIX. yüz yıla kadar sürmüştür.

En büyük tragedya şairleri, Yunan edebiyatında Aiskhylos, Sophokles, Euripides, Fransız edebiyatında Corneille ve Racine'dir.

Komedya : İnsanların ve olayların gülünç taraflarını ortaya koyan bir tiyatro çeşididir. Komedya da, tragedya gibi, Yunanistan'da, bağbozumu tanrısı Dionysos şerefine yapılan din törenlerinden doğmuştur.

Özellikler:

1 - Komedyada, gülünçlükleri ortaya koymak amacı güdülür.

2 - Konular çağdaş toplumdan ve günlük hayattan alınır.

3 - Kişiler, çoklukla halk tabakasından kimselerdir.

4 - “Üç Birlik” kuralına uygun olması lâzımdır.

5 - Çirkin sayılan olaylar dahi seyircinin gözü önünde geçirilir.

6 - Üslûpta her türlü kaba sözlere ve şakalara yer verilebilir .

7 - Manzum olarak yazılır.

8 - 5 perde olması lâzımdır. Klâsizm akımından sonra, komedya nesirle de yazılmaya başlanmış, perde sayısı da yazarın isteğine bağlı kalmıştır.

Çeşitleri:

1. Karakter komedyası : İnsan karakterinin gülünç ve aksak taraflarını gösteren komedyadır.

2. Töre komedyası : Toplumun gülünç ve aksak taraflarını gösteren komedyadır.

3. Entrika komedyası : Olaylar merak uyandıracak ve şaşırtacak şekilde tertiplenerek, güldürmekten başka bir amaç güdülmeden yazılan komedyadır. Bugün, bu yoldaki komedyalara vodvil adı verilmektedir.

İlk örnekleri Yunan ve Lâtin edebiyatlarında görülen komedya, Rönesans'tan bu yana Batılı milletlerin edebiyatlarında çok gelişmiştir.

En büyük komedya yazarları; Yunan edebiyatında Aristophanes, Fransız edebiyatında Moliere'dir.

Dram : Geniş anlamıyla, “tiyatro eseri” demek olan bu söz, XIX. yüzyılın ilk yarısında, Romantik edebiyat devrinde, tragedya'nın belli kurallarını kurmak suretiyle meydana getirilen tiyatro çeşidi anlamında kullanılmıştır.

Özellikleri :

1 - Dramda, hem acıklı, hem de güldürücü olaylar, hayatta olduğu gibi, bir arada bulunabilir.

2 - Konular, tarihin herhangi bir devrinden, günlük hayattan alınabilir.

3 - Kişiler her sınıf halk arasından seçilebilir.

4 - “Üç Birlik” kuralına uyma zoru yoktur.

5 - Çirkin sayılan olaylar, sahnede oluş halinde gösterilebilir.

6 - Hem nazımla, hem de nesirle yazılabilir.

7 - Perde sayısı yazanın isteğine bağlıdır.

8 - Hayatta rastlanan, ince ye kaba her türlü konuşma tarzına yer verilir.

Tiyatronun doğuşu ve gelişmesi:

Tiyatro, her ülkede din törenlerinden doğmuştur. Milletlerin dinlerine ve bu toplum şartlarına göre her memlekette ayrı ayrı özellikler taşıyan tiyatro sanatı, ilk defa Yunanistan'da büyük bir gelişme göstermiş ve bugünkü Batı tiyatrosu, Yunan tiyatrosu, bağbozumu tanrısı Dionysos şerefine yapılan din törenlerinden çıkmıştır.

Yunanlılarda tiyatro yapıları bir tepenin yamacında kurulurdu. Bunlar, üstleri açık yapılırdı. Ortada “orkestra” adı verilen geniş ve daire şeklinde bir meydan bulunurdu: Koro burada dururdu. Dekor çok basitti. Aktörler yüzlerine maske takarlar, üstlerine de, kim olduklarını anlatmaya yarayacak elbiseler giyerlerdi. Tragedya oyuncuları, büyük görünmek için ayaklarına “koforne” denen yüksek nalınlar giyerlerdi.

Tiyatro, Yunanlılardan Lâtin'lere geçmiş; Ortaçağ'da, Avrupa'da “mister” adı verilen kaba komedyalarla devam etmiş; fakat Rönesans'tan bu yana, eski Yunan tiyatrosunun tesiriyle, modern tiyatro büyük bir gelişme göstermiştir.

Türk Tiyatrosu :

İslâmlıktan önceki devirlerde, Türkler arasında din törenleri sırasında, birtakım dinî temsiler verildiği tahmin edilmekle beraber, dindışı oyunların varlığı hakkında kesin bir bilgi yoktur.

Osmanlı'lar devrinde, Türk toplumunun tiyatro ihtiyacını karşılayan oyunlar Karagöz ile Ortaoyunu'dur.

Türkiye'de, Avrupa tiyatroları tarzındaki tiyatro hareketi Tanzimat'tan sonra başlamıştır. İlk piyes, Tanzimat edebiyatının kurucusu, sayılan Şinasi'nin yazdığı “Şair Evlenmesi” adlı bir perdelik bir komedyadır. Türk edebiyatının başlıca tiyatro yazarları, Ahmet Paşa, Ali Bey, Namık Kemal, Abdülhak Hamit Tarhan, Reşat Nuri Güntekin, Faruk Nafiz Çamlıbel, Cevat Fehmi Başkurt, A.Kutsi Tecer, Haldun Taner, Aziz Nesin'dir.

KARAYAZI « Türkiye Coğrafyası

Erzurum iline bağlı bir ilçe. Yüzölçümü 2.271 kilometrekare, nüfusu 21.171 dir. Yüzeyi çoklukla çıplak sırtlardan ve yer yer düzlüklerden ibarettir. Halkın başlıca geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır.

İlçe merkezi 588 nüfuslu Bayraktar kasabasıdır.

Destekliyoruz arkadaş - arkadas - partner - partner - arkadaş - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy