Nedir

KEKLİK « Hayvanlar

Tavukgillerden, güvercin büyüklüğünde eti için avlanan bir kuş. Dağlarda ve ekili yerlerde yaşar. Tane, yaprak ve meyvelerle beslenir. Toprak rengindedir. İlkbaharda yumurtlar ve yazın yavrularını büyütür. Av kuşlarının başında yer alır. Boyu 30 santimetre kadardır.

KEÇİ « Hayvanlar

Geviş getirenlerden evcil bir hayvan. Yabanî olanları da vardır. Sütü ve kılları için yetiştirilir. Bazı bölgelerde eti de makbuldür. Erkeğine “teke”, yavrusuna “oğlak” denir. Kısa otları, ağaçların taze sürgünlerini yeni biten bütün yeşillikleri yer. Bu sebeple, ormancılık bakımından tehlikeli bir hayvandır.

Tiftik, kişmir gibi cinsleri, kılları bakımından pek makbuldür: Tiftik cinsi, ülkemize has hayvanlardan biridir. İç Anadolu bölgesinde yetiştirilir. Yününden “sof” adı verilen kumaş elde edilir.

SURUÇ « Türkiye Coğrafyası

Urfa iline bağlı bir ilçe. Yüzölçümü 677 kilometrekare, nüfusu 35.126 dır, Yüzeyi, genel olarak, tatlı meyilli çıplak dağ yamaçları ile geniş düzlükler halinde uzanan ovalardan ibarettir. Tahıl ekimi ve hayvancılık, başlıca geçim kaynağıdır.

Merkezi 5.993 nüfuslu Suruç kasabasıdır.

JÜRİ « Hukuk

Herhangi bir işte hüküm vermek üzere toplanan kurul. Bazı ülkelerde önemli ceza dâvalarında hazır bulunan ve suçların yalnız maddî yönlerini inceleyen halk yargıçlarından meydana gelmiş heyete de “jüri” denir. Bunlar, yalnız bir dâva için mahkeme başkanı tarafından kur'a ile seçilir. Jürinin ödevi, sanığın suçlu olup olmadığına, yapılan ithamları ve savunmaları göz önünde tutarak “evet” ya da “hayır” şeklinde cevap vermekten ibarettir. Sanığın suçlu olmadığı jüri tarafından kabul edilirse, sanık derhal beraat ettirilir.

CARİYE « Dünya Tarihi

Eskiden, yabancı ülkelere yapılan akınlarda esir edilen, ya da bu ülkelerden kaçırılan ve alınıp satılabilen kadın ya da kız Cariyeyi satın alan, üzerinde kesin tasarruf hakkına sahipti; istediği işi gördürür, dilerse yeniden satabilirdi.

Ortaçağda beyaz ve siyah ırkın binlerce esirin satılabildiği pazarlar, en önemli ticaret işlerinin olduğu pazarlar durumunda idi. Bu pazarlarda ve İslâmlığın yaygın devirlerinde büyük şehirlerde, yabancı ülkelerden getirilen cariyeler, devrin ileri gelenlerine ve zenginlerine uzun yıllar satılmıştır. Bu bakımdan Bağdat ve Mekke, esir ticaretinin merkezi durumuna gelmiştir.

İslâm hukukuna göre, cariyelerle sahipleri arasında nikâha lüzum yoktu. Cariye kayıtsız şartsız sahibinin malı idi. Bir cariyeden çocuk olursa, bu çocuk babasının medenî halini kazanır, sahibinden bir çocuğu olan cariye de ancak sahibinin ölümünden sonra hürriyetine kavuşabilirdi.

İslâmlıktan önce ve Peygamber Muhammed zamanında esir edilen bir kadın yada kızın cariye olması esası kabul edilen bir esas olmakla beraber, halife Ömer zamanından itibaren Müslümanların esir olamayacağı esası kabul edilmiştir. Bu sebeple, çeşitli pazarlarda satılan kadın ve kızlar Afrika içlerinden, Avrupa ve Yunan ülkelerinden İslâm ülkelerine getirilmiştir.

Osmanlılarda cariyelik, özellikle saraya ve devrin ileri gelenlerine ait bir hak durumunda yerleşmiştir. Osmanlı sarayındaki cariyeler çeşitli ırklara mensup en seçme kızlar arasından İstanbul gümrük emiri tarafından satın alınır, ya da ileri gelen devlet adamları, Kırım hanı ve yabancılar tarafından armağan edilirdi. Bunlar özel bir alınım şekline ve eğitime tâbi olduktan sonra saraydaki yerlerini alırlardı. Cariyeler, sarayda geçirdikleri ilk "acemilik" devirlerinden sonra şakirtlik, ustalık, gediklilik devrelerini de geçirirler, "kadın" rütbesi ile padişahın zevceeleri durumuna gelirlerdi.

Cariyelerin arasında padişahın karısı olarak sultanlığa, valideliğe kadar yükselenler ve imparatorlukta söz ve kudret sahibi olanlar da olmuştur.

Sonunda, XIX. yüz yilda cariyelik ve kölelik, milletlerarası bir antlaşma ile kaldırılmıştır. Fakat bugün Suudî Arabistan, Hadramut gibi bazı ülkelerde cariyelik müessesesi hâlâ vardır.

ALKOLLÜ İÇKİLER « İçecekler

İçinde % 0.5 den fazla alkol bulunan ve keyif veren içkiler. Alkolü içkiler ilk devirlerden beri çeşitli milletler tarafından kullanılmıştır. Dünyanın her tarafına yayılmış bulunan milletler birbirlerinden habersiz olarak çeşitli içkiler yapmışlar ve bunları içmişlerdir. Alkollü içkinin bulunması eski bir Hint efsanesine göre, şöyle olmuştur. Varuna ve Sura adlı ilâhlar sarhoşluk veren içkiyi, kovuğunda yağmur suları ile ıslanmış meyveler bulunan bir ağaçta bulmuşlardır. Yani yağmur suyu ile ıslanmış olan meyvelerdeki alkol meydana gelmiştir.

Alkol, çeşitli içkilerin bileşiminde değişik nispetlerde bulunur. Boza, şıra gibi içkilerde % 4, meyve şaraplarında % 5-11, Bordo şaraplarında% 7-12, şampanyada % 10-13 rakıda % 40-40, kanyakta % 40-70, cinde % 51-55, viskide % 40-70, vermutta % 14-16, birada % 3-5, likörlerde % 20.

Bu içkilerdeki alkol, insan vücudunda yanarak su ve karbondioksit verir. Bir gram alkolün yanmasından 7 kalori elde edilir. Yeter derecede sulandırılmış olmak şartıyla ve ergin kimseler tarafından alınmak üzere günde 25-30 gram alkolün sağlam bir vücuda zararı yoktur.

Besin bakımından alkollü içkiler faydadan çok zarar verdikleri için kıymetsizdirler. İçilen çeşitli içkilerdeki alkolün % 20 kadarı doğrudan doğruya kana karışır. Normal kimselerin kamuda, litrede 24-60 miligram kadar alkol bulunur.

Alkollü içki, içildikten bir müddet sonra alkol nispeti artar. Bu miktar litre de 2 grama yaklaşınca sarhoşluk başlar. 3 gram olunca sarhoşluk şiddetlenir. Litrede 4 gram alkol bitkinlik meydana getirir. Bu nispet litrede 7-8 grama yükselince zehirlenme başlar ve bu kadar çok alkol alan kimse ölür.