BARUT « Kimya
Ateşli silâhlarda ve kayaları parçalamak için kullanılan suni patlayıcı maddelerin en eskilerinden biri. Bir karışım olan barutun bileşiminde % 70-80 oranında potasyum nitrat (güherçille), % 3-14 oranında kükürt vardır. Barutun patlayıcılığı, yanarken meydana gelen karbon dioksit ve kükürtdioksit gazlarının verdiği yüksek basınç sebebiyledir. Bu olayın meydana gelmesi de, bileşiminde bulunan potasyum nitratın (güherçile) kömür ve kükürtün yanması için gerekli oksijeni vermesi ile mümkün olur.
Barutun elde edilme usulleri, genel olarak türlü ilerlemelere rağmen değişmemiştir. Barut elde etmek içi ana ham maddeler ilkin ayrı ayrı, sonradan birlikte öğütülerek karıştırılır. Bu karışım basınçla hamur haline gerilir. Böylece tane ha] inde barut elde ve eleklerden geçirilerek tozundan ayrılır. Böylece tane halinde barut elde edilir. Bu tane halindeki baruta gr£u fitle parlak bir yüzey verilir ve kalıplarla istenilen biçimde barut elde edilir.
Barutun, karabarut, hafif dumanlı barut (ya da dumansız) gibi çeşitleri, vardır. Karabarut, oldukça yavaş yanar. Bu sebeple, daha çok itici ve sürücü etkisi yardır. Eskiden beri bilmen tek patlayıcı madde olan karabarut, bugün, fazla duman çıkardığı için askerlikte kullanılmamaktadır. Daha çok, sisli killer, kaya tuzları gibi yumuşak kütlelerin atılmasında kullanılmaktadır. Fazla duman çıkardığı için patlayıcı madde olarak kullanılmayan karabarutun yerine, nitrogliserinin kolodyum pamuğu ile karıştırılmasından elde edilen hafif dumanlı barut kullanılmaktadır. Hafif dumanlı barutlar, artık bırakmaksızın yanarlar ve yandıklarında çok hafif berrak bir duman çıkarırlar. Tüfek ve top barutlarında kullanılır.
Tarihi: Savaş amaçları için kükürt, reçine gibi maddeler iki yüzyıllardan beri kullanılmıştır. Dünyanın gidişini, savaş ve kahramanlık anlayışını değişti ren barutun ise, ilk defa Milâttan sonra birinci yüzyılda Çinliler tarafından kullanıldığı söylenmektedir. Ancak Çinliler bileşimindeki güherçile sebebi ile barutu daha çok oksijen veren madde olarak ve gece eğlencelerinde aydınlık vermesi için kullanmışlardır. Arpa yazarlarının “Çin karı” adını verdikleri güherçile, XIII. yüzyılda Çin ve Hindistandan İslâm memleketlerine girmiş buradan da Avrupaya yayılmıştır. Bugün bilinen karışımı içinde Barut'un icadının, Avrupalı bilginlerden Roger Bacon adlı bir bilgin tarafından olduğu söylenir. Barut, XIII. yüzyıldan itibaren ateşli bir silâh olarak kullanılmağa başlanmış ve XIV. yüzyılın ortalarından itibaren tamamen topçulukta kullanılmağa başlanmıştır. Bundan sonra barut üzerinde devamlı araştırmalar yapılmış 1866 da hafif dumanlı barutlar kullanılmağa başlanmıştır. 1886 da Vielle tarafından karabaruta çok üstün olan dumansız barut bulunmuş, 1889 da da Nobel tarafından, daha yüksek kapasiteli bir barut olan nitrogliserinli barut icat edilmiştir.
ESTETİK « Bilim ve Sanat
Tabiatta ve sanatlarda güzelliğin şartlarından ve güzelin insan ruhunda uyandırdığı etkilerden söz eden bir bilim. Felsefenin bir şubesi sayılır. Güzelliğin ve güzel felsefesi demek olan bu bilimin kurucuları Eflâtun ile Aristo'dur. Mantık nasıl gerçeği bulmak için akla kılavuzluk ediyorsa, estetik de güzel ve güzelliği bulmak için hislere kılavuzluk eder. Estetik, metafizik estetik, psikolojik estetik, sosyal estetik, filozofik estetik gibi bölümlere ayrılır.
ATEŞ « Kimya
Odun, kömür, ot gibi maddelerin yanması sırasında meydana gelen ışık ve ısı olayı.
ALEM « Toplum ve Toplum Yapısı
Bir şeyi tanıtmak için kullanılan işaret, alâmet ve bayrak .Eskiden beri ordu ve asker topluluklarının işareti olmak üzere çeşitli alemler kullanılmıştır. Eski Mısırlılar alem olarak ilâhlarının ve kutsal hayvanlarının suretlerini taşırlardı. Türkler alem olarak at kuyruğu, boynoz ve kurt sureti taşımışlardır. İtalya faşistlerinin alemi, ortasında bir balta olan değnekler demetidir. Nazi Almanya’sının alemi, gamalı haçtı. Türkiye Cumhuriyetinin alemi, ay yıldızdır.
Alem, bu şekilde bayrak ve sancak anlamını taşıdığı gibi cami, türbe, medrese, çarşı, imaret gibi dinî ve resmî binaların kubbelerine, çatılarının üstüne süs olarak konulan tepelikler anlamına da gelir. Bunlar ya yapının bir zarureti sonucu, veya yapıya bir güzellik vermesi için, veyahut gelenek ve göreneklerin etkisi altında kalınarak konulur.
KASİDE « Edebiyat
Divan edebiyatı nazım şekillerinden biri. Övgü şiirleridir. Bir kasidede en az 30, en fazla 99 beyit bulur. Birinci beytin mısraları kendi aralarında kafiyelidir. Öbür beyitlerin birinci mısraları serbest, ikinci mısraları, birinci beyitle kafiyelidir. İlk beyte “matla”, son beyte “makta” denir. Son beyitler, den birinde şairin adı geçer, buna “tac” denir.
Kasidelerin bir takım bölümleri vardır. Bunlar, belli bir plâna göre sıralanırlar: a -Nesîb (ya da Teşhib), başlangıç bölümüdür. Burada asıl konu ile ilgisi bulunmayan başka bir şey, başka bir olay anlatılır. Bu bölümün beyit sayısı çok olabilir, b- girizgâh, asıl amaca geçmek için uygun bir fırsat düşürülerek söylenen “geçit beyti” dir. Bir beyit olur c - Medhiye, Tanrıyı, Peygamberi ya da ileri gelen kişileri övme bölümüdür. Beyit sayısı çok olabilir, d - Fahriye, şairin kendi kendisini övgü bölümüdür, e - Tegazzül, aynı vezin ve kafiye ile araya sıkıştırılan bir gazeldir. . f - Dua, övülen kişi hakkında, Tanrıdan iyi dileklerde bulunulan bölümdür.
Kasideler, konularına göre şu çeşitlere ayrılırlar: Tevhîd (Tanrının birliğim anlatan kasideler) Münâcât (Tanrıya yalvarmak için yazılan kasideler), Na't (Peygamberi övmek için yapılan kasideler), Medhiye (Devrin ileri gelen kişilerini övmek için yazılan kasideler).
Türk edebiyatının en önemli kaside şairi, XVII. yüzyılda yetişen Nef'î'dir.
LİZBON « Dünya Coğrafyası
Portekiz'in başşehri. Tagus nehri ağzında, denizden 15 kilometre içerde bir şehirdir.Nüfusu 790.000 dir. Dünyanın en güzel limanlarından biridir.