Nedir

EZAN « Din

Müslümanları, namaz kılmağa, ibadet etmeğe çağırmak için, minareden, müezzin tarafından yüksek sesle okunan bir çağrıdır.

Ezan, abdestli olarak, minareden ya da minare işi gören yüksekçe bir yerden okunur. Namaz vakti olduğunda okunur. Ezan okuyana müezzin denir.

Ezanın okunması ve şekilleri, Peygamber Muhammed'in sağlığında kararlaştırılmıştır.

Ezan, kutsal sözlerden meydana gelmiştir. Namaz vaktini ilân eder. Her Müslüman toplumu, ezanı kendi dilin de okuyabilir. Beş vakit namaz için okunur. Vacip kadar kuvvetli sünnettir.

Ezanın Arapçası şudur:

“Allahüekber, Allahüekber, Allahüekber, Allahüekber. Eşhedü en lâ ilahe illallah, eşhedü en lâ ilahe illallah. Eşhedü enne Muhammeden resûlullâh, eşhedü enne Muhammeden resûlullâh.

Hayye ales-salât, hayye alessalât. Hay-ye alel-felâh, hayye alel-felâh. Allahü ekber, Allahü ekber,lâilâhe illallah.”

Ezan, Türkiye'de uzun süre Türkçe okunmuştur. Fakat, 1950 yılında Arapça okunmağa başlanmıştır.

Türkçe ezan şöyledir:

“Tanrı uludur, Tanrı uludur. Tanrı uludur, Tanrı uludur.

Şüphesiz bilirim bildiririm Tanrıdan başka yoktur tapacak. Şüphesiz bilirim bildiririm Tanrıdan başka yoktur tapacak. Şüphesiz bilirim bildiririm Tanrının elçisidir Muhammed, şüphesiz bilirim bildiririm Tanrının elçisidir Muhammed.

Haydin namaza, haydin namaza. Haydin felaha, haydin felaha. Tanrı uludur,Tanrı uludur. Tanrıdan başka yoktur tapacak.”

Ezanın, sabah namazında okunması sırasında ufak bir, değişikliği vardır. O da şudur: “Hayye alel-felâh” okunduktan sonra, bu araya iki defa okumak üzere “Essalât ü hayrün minen nevm” (Namaz uykudan hayırlıdır) sözü eklenir.

EBCED HESABI « Dünya Tarihi

Eski alfabedeki harfleri hesap ederek tarih düşürme usulü. Eski alfabelerin her biri bir rakamla değerlendirilir ve bunlar hesap edilerek yazılan bir ibareden bir anlam ve tarih çıkarılır.

Bu usul, eski tarihçiler ve şairler tarafından çok kullanılmıştır. Ezberde kolayca kalan bir şiir aracı ile, bu olayın tarihini bulmak kolay olduğu için anıtların tarihleri ve ünlü kişilerle İlgili çeşitli tarihler, çoklukla bu usulde yazılmış mısralarla tespit edilmiştir.

Meselâ , Mimar Sinan’ın mezar taşında olan “gicdi bu demde cihandan biri mimaran Sinan” mısraı, ebced usulüne göre hesap edildiği takdirde, Mimar Sinan'ın eski tarihe göre ölüm yılı olan 996 rakamı çıkar.

METEOROLOJİ « Bilim ve Sanat

Hava olaylarından ve onların etkilerinden söz eden bir bilim, Meteoroloji, hava olaylarım fizik matematik ve istatistik metotlarına göre inceler.

BUĞDAY « Bitkiler

Buğdaygiller familyasının en önemli bir bitkisi. Yıllık bir bitki olan buğdayın kökü saçaklı, yaprakları şerit gibidir. Ekilen tohumlar, iyi toprakta bir kaç gün içinde filizlenir. Olgunlaşma zamanı gelince buğday başak vermeğe başlar. Her başakta 10-100 kadar buğday tanesi bulunabilir. Buğday taneleri ilkin yeşil, sonraları koyu krem rengini alırlar. İnsanların, besin olarak kullandıkları en önemli üç- dört cins tahıl arasında bulunmaktadır. Unun ve ekmeğin en çok yapıldığı bitki, buğdaydır. Bu sebeple buğday, ekmek şeklinde dünyanın en medenî bölgelerinde de kullanılmaktadır.

Tarihten önceki devirlerden beri insan ve kısmen hayvan besini olarak kullanılagelmiş olan buğday, a -içindeki protein, nişasta ve vitaminler bakımından önemli bir besin olması, b - kolayca korunabilmesi, c - kolayca ekilebilmesi ve yetiştirilmesi, d - nişasta ve alkol sanayinde kullanılan bir ham madde olması bakımından, insanlar tarafından kullanılan en önemli besin maddelerinden biri olmak durumunu muhafaza etmektedir.

Buğday, ülkemizde yetiştirilen ziraat ürünleri arasında, birinci plânda yer almaktadır.

EDEBİYAT-I CEDİDE « Edebiyat

1896 yılından itibaren, Servet-i Fünun dergisinde yazı yazan ve Batı kültürünün etkisi altında yetişen sanatçıların meydana getirdikleri edebiyat hareketi. Bu edebiyat hareketine Servet-i Fünun dergisinde başlandığı için “Servet-i Fünun edebiyatı” da denmektedir. 1901 yılında, dergisinin Abdülhamit II. tarafından kapatılmasına kadar toplu halde süren Edebiyat-ı Cedide hareketinde yetişen sanatçılar, Türkiye'nin, Avrupalılaşma hareketi ile yükseleceğine inanmışlar ve din dışı eserler vermişlerdir. Bu edebiyatta da, Tazminat edebiyatındaki gibi, Fransız edebiyatı örnek tutulmuş, hikâye, roman ve şiir, alanında Realizm, Natüralizm, Parnasizm, Sembolizm akımlarının etkisi altında kalınmıştır. Fakat, Tanzimat edebiyatı sanatçıları kadar açık olarak toplum meseleleri ile ilgilenmemişler, kullanılması yasak olan ve toplumla ilgili bir takım kavramlar yerine, aşk, merhamet gibi temalar üzerinde eserler vermişlerdir. Böylece Tanzimat devri edebiyatında yer alan “Toplum için sanat” görüşü yerine, “sanat için sanat” görüşü benimsenmiştir. Bu görüş sonucu olarak da. Edebiyat-ı Cedide topluluğu, halk kitleleri tarafından anlaşılmayı arka plâna atmış, dil de, Tanzimat sanatçılarından daha geriye yönelmeğe başlamıştır.

Edebiyat-ı Cedide şiirinde, günlük en basit olaylar konu olmuş. Divan edebiyatı ile ilgili şekiller yerine, Fransız edebiyatındaki nazım şekilleri alınmış, şiir nesre yaklaştırılmış, kafiyenin kulak için olduğu kabul edilmiştir. Hikâye ve roman türlerinde teknik kuvvetlenmiştir.

Edebiyat-ı Cedide topluluğunun başlıca sanatçıları şunlardır : Tevfik Fikret, Halit Ziya Uşaklıgil, Süleyman Nazif, Hüseyin Siret Özsever, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın H. Nazım, Celâl Sahir Erozan, Faik Âli Ozansoy.

KULA « Türkiye Coğrafyası

Manisa iline bağlı bir ilçe. Yüzölçümü 953 kilometrekare, nüfusu 31.662 dir.

Yüzeyi çoklukla dik meyilli sırtlardan ve vâdilik alanlardan ibarettir, ilçe halkının başlıca geçim kaynağı, geniş ölçüde olmamakla beraber tarla ekimi ve hayvancılıktır. Fakat asıl geçim kaynağını halıcılık dokumacılık ve tütün ekimi meydana getirmektedir.İlçe merkezi 8.516 nüfuslu Kula kasabasıdır.

Destekliyoruz arkadaş - arkadas - partner - partner - arkadaş - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy