Nedir

ŞAPKA KANUNU « Tarih

Büyük Atatürk'ün, Türk milletinin batılılaşması yolunda yapmış olduğu devrimlerden biri. Kurtuluş Savaşı'nın kazanılması ile Türk milletinin hakları, bütün dünya devletleri tarafından tanınmış oldu. Bundan sonra Atatürk, Cumhuriyeti ilân ederek, Türk toplumunun yönetiminde, Batı anlayışında bir yönetim şeklini kabul ettirmiş oldu. Bu yeni rejimle birlikte, Batı medeniyetini daha derinden benimseyebilmemiz için, yapılması gerekli pek çok şeyler vardı. Yazımız, kıyafetimiz kanunlarımız, eğitim sistemimiz v.b. değişmesi gerekli müesseseler arasında idi. Bunları sırası geldikçe gerçekleştirme yoluna giden Büyük Atatürk'ün, bu yoldaki devrimlerinden biri Şapka Kanunudur.

1925 yılından itibaren, fes yerine şapka giyilebilmesi yolunda çeşitli tartışmaların olduğu bir sırada, Büyük Atatürk, 24 Ağustos 1925 günü Kastamonu'ya, başında şapka olduğu halde gitmiş ve şapkanın, bir medeniyet zihniyetini de gösterdiğini işaret ederek, bu değişikliği giyinmemizle de ispat etmek zorunluluğunda olduğumuzu belirtmiştir.

Atatürk'ün bu sözleri ve çağrısı üzerine, aydınlar, fes yerine şapka giymeğe başlamışlardır. Büyük Millet Meclisinin 25 Aralık 1925 tarihinde kabul ettiği Şapka Kanunu ile de, fes yerine şapka giyimi, resmen kabul edilmiştir.

DENİZ TAŞITLARI « Ulaşım

Denizlerde yük ve yolcu taşımak için kullanılan vasıtalara verilen ad. Ufak kayıktan büyük transatlantiklere kadar bütün deniz vasıtalarına bu ad verilir.

Deniz taşıtları yapımı, ilk, çağlardan beri insanlar tarafından geliştirilmiştir. Suyun taşıma gücünü gören ilk çağ insanları, bunun sebeplerini incelemeden, denizin bu gücünden faydalanma yoluna gitmişlerdir. Bu sebeple, ilk medeniyetlerde, deniz taşıtlarının, önemli bir yer tuttuğunu görürüz.

Deniz taşıtlarında ilk adımlar, Akdeniz çevresinde medeniyet kurmuş olan mîlletlerde görülmüştür. Mısırlılar, Fenikeliler, Yunanlılar, uzun yüzyıllarda, Akdeniz'e ve çevresine, yaptıkları ve git, tikçe geliştirdikleri deniz taşıtları ile egemen olmuşlardır. Yine bu çağlarda, Uzakdoğu'da Çinlilerin, çeşitli deniz taşıtları yaptıkları bilinmektedir.

Orta çağ'ın ilk Samanlarında deniz taşıtlarında fazla bir ilerleme görülmez. Fakat 1.000 yıldan beri Çinlilerin biledikleri sanılan pusulanın Araplar aracılığı ile Avrupa ya ulaşması, deniz taşıtları yapımında, büyük bir gelişmenin başlamasına yol açmıştır. Pusula ile, denizler aracılığı ile bilinmeyen çok uzak yerlere kolaylıkla gidilebilme imkânının sağlanması, deniz taşıtlarının gelişmeşin de önemli rol oynamıştır. Bu sebeple, Orta Çağ'da Portekizliler, Venedikliler, Cenovalılar, İspanyollar, gemi yapımında çok ilerlemişler, yeni yeni karaların keşfedilmesi yolunda büyük gayretler sarf etmişlerdir.

Deniz taşıtlarında, bu çağlardaki önemli bir gelişme, yelkenli gemilerin daha çok gelişmesi ile olmuştur. Böylece büyük çapta deniz taşıtlarının yapılabilmesi imkânı sağlanmıştır.

Fakat, deniz taşıtlarında asıl geliş, meyi buharlı gemilerin yapılması sağlamış bu suretle gemilerin tonilatolarında büyük bir artma olmuş, zamanla bu gelişme, gemilerin yapımına da girerek, tahta tekneler yerine, demirden gemiler yapılmaya başlanmıştır. Böylece medeniyetin ilerlemesi ile deniz, taşıtlarında ilerlemeler kendini göstermiş, deniz taşıtlarına, türbinler uygulanmış , deniz taşıtlarının cinslerinde artma olmuş, son yıllarda da atom enerjisinin deniz taşıtlarına uygulanması yoluna gidilmeye başlanmıştır.

En büyük gelişme günlerini yaşayan deniz taşıtları, bugünkü medeni dünyanın en önemli taşıtları olmak özelliğini muhafaza etmektedirler. îlk çağların 30 . 50 tonluk deniz taşıtlarının yerini, bugün 60.000 - 70.000 tonluk deniz taşıtları almıştır.

Başlıca deniz taşıtları : Bugün kullanılmakta olan başlıca deniz taşıtları şunlardır:

Transatlantik - Gemi tiplerinin en büyüğü ve en hızlısıdır. Tonilâtoları çok kere 25.000 in üzerindedir, hızlan da saatte 25 mil kadardır. Yolcuların rahat etmeleri için her türlü konfor düşünülerek yapılmıştır.

Yolcu gemileri -Hem yolcu, hem de yük taşıyabilen gemilerdir. Hızlan saatte 15 mil, tonilâtoları da 10.000 ton kadardır.

Şilepler. - Yalnız yük taşımak ü-zere yapılmış gemilerdir. Tonilâtoları çok kere 5.000 den başlar. Hızları 14 mil civarındadır, Mal yüklemek, boşaltmak için kuvvetli vinçleri ,Tanker, Akaryakıt taşımak için özel bir şekilde sarnıç halinde ambarları olan teknelerdir.

Bunlardan başka özel amaçlar için yapılmış olan gemiler vardır. Sığ yerler, deki çamuru temizleyen “tarak dubaları” büyük gemileri limana girip çıkarlarken çeken “römorkörler”, soğuk denizlerdeki buzları parçalama gemileri, ölçü ve harita gemileri, trenleri taşıyan feribotlar, otomobil ve arabaları taşıyan araba vapurları vs. gibi tekneler deniz taşıttan çeşitlerindendir.

ULUS « Türkiye Coğrafyası

Zonguldak iline bağlı bir ilçe. Yüzölçümü 717 kilometrekare, nüfusu 27. 835 dir. Yüzeyi ormanlarla kaplı dağ kümelerinden ve derin vadilerden ibarettir. Halkın başlıca geçim kaynağı tahıl ekimi ve hayvancılıktır. Merkezi 1.121 nüfuslu Ulus kasabasıdır.

BEDEN EĞİTİMİ « Sağlık

İnsan bedeninin, maddî kuvvet ve kabiliyetlerinin, fikir ve ruh eğitimine paralel, hijyen kaidelerine uygun olarak aletli ya da aletsiz oyun ve spor gibi hareket şekilleriyle geliştirilmesi.

Beden eğitimini, insan vücudunu ilgilendiren müspet bilimlerin prensiplerine göre düzenlemek fikri, yakın çağlara ait bir fikir olmakla beraber; insanın hayat belirtilerinden biri olan hareketle vücudu geliştirme fikri, insanlığın doğuşu ile başlamıştır. İlk insanlar, geçinmelerini sağlamak, nesillerinin savunmasını yapabilmek için sistemsiz, fakat belli bir amacı olan faaliyetlerde bulunmuşlardır. Bu faaliyetler, medenileşmenin ve toplu halde yaşamanın az olduğu nispette artan bir özellik gösterir. İlk insanlar savunucu ve saldırıcı âletlerinin azlığını, koşmak, tutmak, boğuşmak, kaçmak gibi beden hareketleri ile gidermeğe çalışmışlardır.

Fakat zamanla ve toplu halde yaşamanın çoğalması, medenileşmenin artması sonucu, hayatın tehlikesiz hale gelişini sağlamış eski bedenî faaliyetlerin büyük bir kısmı ortadan kalkmıştır.

Klâsik ilk çağ kültüründe, özellikle eski Yunanistan'da ahenkli bir beden ve ruh tekâmülü insan için en üstün mükemmeliyet olarak kabul edilmiştir. Böylece ilk insanların hayatî zorunluluklarından çıkan hareketlere benzer koşma, atlama, disk ve mızrak atma, güreş gibi beden hareketleri gelişmiştir. Fizyolojik bakımdan üstün bir değer taşıyan bu hareketlerde çeşitli organların sağlamlaşması, bedenin gelişmesine ve klâsik kültürün mükemmel insan ideâlinin tamamlanmasına yardım etmiştir. Eski Yunanistan'da beden eğitimi, hayat rejiminin ayrılmaz bir bölümü olarak kabul edilmiştir.

Romalılarda ise beden eğitimi, askeri kabiliyetleri geliştiren bir vasıta olarak kabul edilmiş ve beden eğitimlerinde askerî amaca hizmet eden ne varsa esas olarak alınmıştır.

Hıristiyanlığın başlaması ile beden eğitimi anlayışında temelden bir değişme görülür. Ortaçağ kilisesi ruhla bedeni birbirinden ayırmış, ruha daha fazla şahsiyet vermiş ve beden kültürünü tamamen ret ve inkâr etmiştir. Rönesansın başlaması ile de beden eğitiminde yeni bir hareket görülür. Rönesansla birlikte fert ve tabiat yeniden ele alınmış, bunun sonucu olarak beden eğitimi yeni bir sekle sokulmuştur. Fakat devam eden kilise baskısı sonucu beden eğitimi askerlere, şövalyelere ait bir özellik olmaktan öte gidememiştir.

Barutun icadı, askerlice hazırlanış üzerinde birtakım değişikliklerin meydana gelmesine sebep olmuş, eskrim, güreş ve binicilik gibi hareketler, askerliğin dışında bir spor olarak gelişmeğe başlamıştır. Fakat bunlar da, toplu olarak halk kitlelerine mal edilen bir eğitim sistemi olmaktan çok, eğlence konusu olacak şekilde yapıla gelmiştir.

Beden eğitimini, insan vücudunu ilgilendiren prensiplere göre düzenlemek fikri ve beden eşitimi müesseselerinin meydana gelmeğe başlaması, XVIII. yüzyılın ikinci yarısından itibarendir.

Bu fikir, bir bütün halinde, ilk defa Guts Muths (1759 - 1839) tarafından ele alınmıştır. G. Munths, gençliği klâsik İlkçağ örneğine göre yetiştirmek istemiş, beden eğitiminde temel prensipleri kurarak bedenin gelişmesi yanında hür bir şekilde şahsiyet gelişimini de ele alarak modern beden eğitimi hareketinin gerçek kurucusu olmuştur. Beden eğitiminin bütün halka yayılması fikrini de ortaya atan H. Pestalozzi (1746 - 1827) dir.

XIX., yüzyılın ilk yansından itibaren beden eğitimi, milliyetçilik akımlarının kuvvetlenmesi ve savaş hallerinin bütün milletleri ilgilendirir duruma girmesi ile, bir halk meselesi haline getirilmiştir. Askerliğe hazırlama için meydana getirilen (ilk olarak Almanya'da Alman milliyetçisi P.L. Jahn tarafından ortaya atılmıştır) bu beden eğitimi şeklinin yanında; hareketlere koruyucu ve düzeltici bir karakter vererek organları üstün bir kabiliyete ulaştırmayı, bedeni geliştirmeyi ve mükemmel insanlar yetiştirmeyi ön plânda tutan İsveç jimnastik sistemi ortaya çıkmıştır.

İsveç jimnastiğinin eğitici değeri bütün dünyada kabul edilmeğe başlanmış ve XIX. yüzyılın sonlarında, beden eğitiminde bir sentez unsuru sayılan spor hareketleri de geniş yayılma alanları bulmuştur. Böylece, karakterin meydana gelmesinde büyük etkisi olan spor hareketleri, bütün memleketlerde gençlik terbiyesinin lüzumlu bir faktörü olarak değerlendirilmiştir.

Türklerde beden eğitimi: Türkler, ilk vatanları olan Ortaasya'da coğrafi, siyasî ve sosyal şartlar sonucu savaşçı bir millet olmuşlar ve bunun sonucu olarak da savaşa ve mücadeleye hazırlayıcı beden eğitimlerine önem vermişlerdir. Binicilik, okçuluk, av, güreş, kılıç kullanma, ağırlık kaldırma ve atma gibi spor hareketleri önem verilen beden hareketleri arasında yer almıştır. Çeşitli adlar altında kurulan Türk devletlerinde bu eğitim sistemi, müşterek bir gelenek halinde devam edegelmiştir. Bu arada Osmanlı İmparatorluğunda da, gelenek halinde bu sporlara büyük önem verilmiştir. Yeniçerilerin ve başka askerlerin yetiştirilmesinde, gelenek halinde olan spor hareketleri ön plânda yer almışlardır. Beden eğitiminin, savaş gücünü arttıran ve mücadeleyi kuvvetlendiren bir vasıta olmak yerine bir eğitim unsuru sayılması Tanzimat'ın ilânından sonra olmuştur. Bu hareket sonucunda, Galatasaray Lisesinde beden eğitimi dersi konmuş, bundan sonra da, Avrupa'da yer etmeğe başlayan çeşitli spor faaliyetleri bizde de gelişmeğe başlamıştır. Cumhuriyetin ilân edilmesi ile de, beden eğitimi, yeni bir anlayışla ele alınmış, öğretici elemanları yetiştirici müesseseler açılmış, beden eğitimi bu yeni anlayışla bütün okullarda uygulanmaya başlamış, millî spor birlikleri kurulmuş ve bu çeşit hareketler devletin de yardımım görmeğe başlamıştır.

KEŞİFLER « Genel Coğrafya

Gizli olan ya da başkalarınca bilinmeyen şeyleri meydana çıkarma.

Keşifler, çoklukla tarihin gidişini değiştirmiş, medeniyetin gelişmesini sağlamış önemli olaylardır. Keşif demek, tabiatte var olduğu halde, yapılan araştırmalar sonucunda, sonradan meydana çıkarılan gerçekler demektir.

Keşifler, tarihte önemli bir konudur. Çünkü, coğrafya alanında yapılan keşiflerle, bilinen dünya daha da genişlemiş, meydana çıkarılan yeni yerler, tarih bakımından, milletlerin daha medenî olmasına, daha geniş alanlara yayılmasına yol açmıştır.

İlk çağların tarihini okurken, yalnız Orta Asya'da, Avrupa'da Afrika'nın kuzeyinde, Anadolu ve Mezopotamya yörelerinde yaşayan milletlerin tarihini görmüş olduğumuzu hatırlamalıyız. Orta Çağ'ın sonlarına kadar, Akdeniz'in dışına çıkılmadığını da, gözönüne getirmeliyiz. Keşifler, yeni bir çağ getirdi: Pusula'nın bulunarak gemicilikte uygulanması ile, Avrupalı denizcilerde, yeni yeni denizlere açılmak yolu başladı. Bunun birçok sebepleri arasında özellikle, Haçlı Ordularının, Doğuya doğru olan akınlarında, Doğu'nun paha biçilmez kumaşlarına, baharatına, diğer birçok eşyasına karşı olan hayranlık başta gelir.

Osmanlıların İstanbul'u ele geçirdikten sonra Doğu'nun önüne bir duvar gibi gerilmesi, Avrupalıları, Doğu'daki bu değerli şeylere kavuşmak için, başka yollar aramaya şevketti. Bu aralar, pusula da denizcilikte kullanılmaya başlandığı için, Doğu'ya, Hindistan'a gideceğiz diye Akdeniz'den açılarak, Atlas Okyanusuna, Batıya doğru deniz gezileri başladı.

O zamanlar, dünyanın yuvarlak olduğu bilinmiyordu. Akdeniz'den dışarı çıkılıp, Atlas Okyanusu'nda ilerlerken, dünyanın öbür ucuna, yani Doğu'ya, yani Hindistan'a ulaşacaklarını sanıyorlardı.

Genel olarak bu düşüncelerle, Avrupalı denizciler, büyük deniz seferlerine başladılar. Ülkelerinin daha zengin, kendilerinin daha kuvvetli olmasını isteyen Avrupalı hükümdarlar da, bu yolda denizcilere yardım ettiler. Onların büyük gemiler yapmasını, çok sayıda tayfalarla, denizlere açılmalarını sağladılar.

Bu geziler, yeni yerlerin keşfedilmesine ve Avrupa'ya bağlı yeni yerlerin bulunmasına yol açtı. Böylece Avrupa daha zenginleşti, daha medenî bir kara parçası oldu, dünyada yeni bir çağ başladı. Afrika kıyıları:

Portekizli bir gemici olan Vasko Da. Gama, kralın isteği üzerine, Hindistan'a gidecek Doğu yolunu bulmak için geziye, çıktı. Afrika'nın, Atlas Okyanusu'ndaki. Batı kıyılarını, güneye doğru dolaşarak. Afrika'nın en güney kıyılarına vardı. Buradan Doğu'ya dönerek Hindistan'a kadar ulaştı (1498). Yeni Dünya: Amerika:

Portekiz kralı gibi, İspanya kraliçesi de Hindistan'a gidecek yolun bulunmasını istiyordu. Hindistan'a, Batıya doğru çıkılacak bir deniz yolculuğu ile varılacağını sanan Kristof Kolomb'a, gerekli yardımı yaptı. Kristof Kolomb, 1492 yılında, Hindistan'a vardığını sanarak, yeni bir kara parçasını, Amerika'yı keşfetti

1520-21 yıllarında da, başka bir Portekiz denizcisi olan Macellan, Batıya doğru uzun bir yola çıktı. Amerika'nın en güneyini dolaştı (Buraya, Macellan Bogazı adı verildi). Büyük Okyanus'a çıktı. Filipin adalarına kadar ulaştı. Böylece bütün dünyayı dolaşan ilk denizci oldu. Keşiflerin sonuçları:

Coğrafya alanında yapılan geniş çaptaki bu keşifler, önemli sonuçlar getirdi. Bunlardan başlıcası, dünyanın yuvarlak olduğudur. Bundan başka dünya, da bulunan karalar, denizler hakkında geniş bilgiler edinildi, hayvanlar ve bitkiler hakkında yeni yeni bilgiler elde edildi. Yeni ticaret alanları ve ticaret konuları meydana çıktı. Avrupa ülkeleri, yeni bulunan bu yerlerden elde ettikleri malları satarak, zengin oldular. Bu milletler, dünyanın her tarafında sömürgeler kurdular. Avrupa'nın zengin oluşu, güzel sanatlara ve bilime verilen önemi arttırdı, böylece Rönesans başladı. Bilim de, çeşitli alanlarda; önemli gelişmeler kazandı. Avrupa'nın bu ilerlemesi ve zengin olması ile Akdeniz ve Doğu ülkeleri, eski önemlerini kaybettiler.

BOMBARDIMAN « Dünya Tarihi

Denizden, karadan ve havadan, ağır silâhlarla belirli bir bölgeye ya da hedefe yapılan devamlı ve toplu ateş. Bombardıman tam bir hedefe yöneldiği gibi, geniş bir alanı da hedef alabilir. Amaçlarına ve tekniğine göre değişir.

Bombardımanlar topun icadından öncede yapılmışsa da, tarihte karadan ve barutla yapılan topun ilk büyük bombardımanı Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u kuşattığı sırada olmuştur.

Bugünkü anlamıyla ilk bombardıman ,1812 de Trablus Savaşında İtalyanlar tarafından ve uçaklarla yapılmıştır.

Bundan sonra Birinci Dünya Savaşında uçaklarla geniş çapta olmamakla beraber, bombardımanlar yapılmıştır. Fakat İkinci Dünya Savaşında geniş çapta uçakla yapılan bombardımanlar, bu savaşın sonucuna etki yapan başlıca sebeplerden biri olmuştur.