Nedir

İSPANYA « Dünya Coğrafyası

Güneybatı Avrupa'da bir devlet. İberik yarımadasının büyük bir bölümünü kaplar. Fransa'dan Pirene Dağları ile, Afrika'dan Cebeli tank Boğazı ile ayrılır. Kuzeybatıda Atlas Okyanusu, batıda Portekiz, güneydoğu ve doğuda Akdeniz ile sınırlıdır. Yüzölçümü 505.521 kilometrekare, nüfusu 31.500.555 dir. Başşehri Madrit'tir.

Coğrafya : İspanya, çoğunluğu ağaçsız ve kireçli topraklardan meydana gelmiş, denizden yüsekliği 300 — 900 metre arasında değişen bir yayla ülkesidir. Bu yayla, dağlarla kuşatılmıştır. Kuzeydeki Pirene Dağlan, İspanya ile Fransa arasında doğal bir sınır durumundadır. Bu dağların yüksekliği, 3.400 metreyi bulur. Güneyde bulunan Sierra Nevada Dağlan, İspanya'nın en önemli dağlarıdır. Bunların yükseklikleri 3.500 metreye ulaşır. Bunlardan başka Kentabriya Dağlan, İber Dağlan, Sierra de Gata Dağları önemli dağlardır. İspanya' nın nehirleri arasında en önemlileri Ebro ile Guadalquivir'dir. İspanya'da önemli bir göl yoktur. İspanya'nın iklimi, Atlas Okyanusunun ve Akdeniz'in etkisi altındadır. Atlas Okyanusu kıyılarında iklim kışlar yağışlı ve serin, yazlar sıcak geçer. Akdeniz kıyılarında ise tam bir Akdeniz iklimi görülür.İspanya, genel olarak bir tarım ülkesidir. Halkının dörtte üçü tarımla uğraşır. Ancak, tarım araçları, ilkel durumdadır. Buğday, mısır, zeytin, pirinç, darı elde edilen önemli ürünlerdir. Bu arada hayvancılık, balıkçılık, meyvecilik de oldukça gelişmiştir. Şarap ve şeker önemli endüstri ürünleridir.

Tarih: İspanya'nın eski halkı Keltler ve Iberler'dir. M. Ö. Fenikeliler ve Kartacalılar, Akdeniz kıyılarında sömürgeler kurmuşlardır. Kartacalılar'ı Romalılar sürmüşler ve M. S. 400 yılına kadar İspanya'da egemen olmuşlardır. Beşinci yüzyılın başlarında İspanya'yı Gotlar, Vandallar istilâ etmiş, altıncı yüzyılda da Vizigotlar gelmiştir. Sekizinci yüzyıla kadar İspanya'da Vizigotlar egemen olmuşlardır. Araplar, 711 yılında İspanya'ya gelmişler ve 1492 yılına kadar kalmışlardır. Araplar zamanında İspanya'da büyük mimarlık eserleri meydana getirilmiştir.

Araplar'ın egemenliğine 1492 yılında son verilmesi üzerine, İspanya'da kurulan krallık, parlak devirler yaşamaya başlamış ve İspanya bu zamanlarda Avrupa'nın en güçlü devletlerinden biri olmuştur.

İspanyollar, denizcilik alanında da büyük gelişmeler göstermişler, yeni yeni keşiflerde bulunmuşlar ve dünyanın çeşitli bölgelerinde sömürgeler kurmuşlardır.

Ancak, İspanya'da on yedinci yüzyılda gerileme başlamıştır. Sömürgelerinin çoğunu kaybetmiş, bir ara krallığa son verilerek cumhuriyet ilân edilmiş, sonradan yeniden krallık kurulmuştur. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, küçük bir devlet durumuna gelen İspanya'da da iç kargaşalıklar olmuş, 1931 yılında cumhuriyet ilân edilmiş, 1936 yılında da çıkan bir iç ayaklanma üç yıl devam etmiş, 1939 yılında General Franco, İspanya'da yönetimi eline almıştır. Bugünkü İspanya, General Pranco'nun diktatörlüğü altında yönetilmektedir.

BELGRAD BARIŞ ANTLAŞMALARI « Tarih

Osmanlı Devleti ile Avusturya ve Rusya arasında 18 Eylül 1739 tarihinde imza edilen antlaşmalar, 1733 te Lehistan kralı August II. ölümü üzerine tahta seçilecek kral yüzünden Osmanlı Devleti, Fransa, Rusya ve Avusturya arasında anlaşmazlık çıkmış, Fransa, Rusya'ya savaş açmış; bu savaşa, Rusya'nın yanında Avusturya da katılmıştır (1733). Fransa bu sıralarca Osmanlı Devletini de savaşa katmak istemiştir. İran savaşlarından yorgun çıkan Osmanlıların savaşa girmek için tereddüt ettikleri bu sıralarda (1736), Ruslar Azak kalesine hücum ederek almışlar, Kuburun ve Bahçesaray'ı tahrip etmişlerdir. Bunun üzerine Osmanlılar savaşa başlamış ve Dobruca'ya kadar ilerlemişlerdir. Bu sıralarca Ruslarla beraber savaşa katılmak için hazır olmayan Avusturyalılar arabuluculuk teklif ederek Osmanlıları oyalamışlar ve Tuna nehrini geçmelerine bu şekilde engel olabilmişlerdir. Fakat bir süre sonra Osmanlılara savaş açmışlardır. Durmuş olan savaş yeniden başlamış, Osmanlı ve Avusturya orduları arasında Bosna'da Sırbistan'da ve kuzeyde Bulgaristan'da devam eden savaşlar, Avusturyalıların yenilgisi ile sonuçlanmış, sadrazam Yeğen Mehmet Paşa komutasındaki Osmanlı orduları Belgrad önlerine kadar zaferle ilerlemişlerdir. Avusturyalıların bu yenilgileri sıralarında Ruslar da Kırımdan çekilmek zorunda kalmışlar ve böylece Rus'ların bütün plânları bozulmuştur. Ruslar, perişan bir halde Ukrayna’ya çekilmek zorunda kalmışlardır. İki cephede de savaşın Osmanlıların zaferi ile sonuçlanmasına rağmen Sadrazam Yeğen Ahmet Paşa, ilkbaharda yeniden savaşa başlamıştır. Fakat bu savaş fazla devam etmemiş, ilkin Avusturyalılar, Rusya’dan ayrı olarak Osmanlılarla barış antlaşması imzalamak zorunda kalmışlardır. 18 Eylül 1739 da Belgard, Kuzey Sırbistan, Küçük Eflâk Osmanlılara geri veriliyor. Tuna ve Sasa, Osmanlı Devleti ile Avusturya arasında sınır oluyordu.

Bunun üzerine Rusya yalnız başına savaşa devam edememiş, Belgrad'da bulunan Fransız elçilerine Rusya namına barış imzalamak yetkisini vermiştir. Rusya ile Osmanlılar arasında imzalanan bu antlaşmaya göre de Osmanlı Devleti Rusya çariçesine İmparatoriçe unvanı verilmesi için müzakereyi kabul edecek, Azak Rusya'da kalacak, fakat kalesi yıkılacak ve çevresi iki devlet arasında sınır olacaktır. Ruslar, işgal ettikleri yerleri Osmanlılara geri verecekler, Karadeniz’e Rus bayrağı taşıyan ticaret ve savaş gemileri giremeyecektir.

Bu iki antlaşma ile Osmanlı Devleti, daha önce kaybettiği yerleri yeniden aldığı gibi, kuvvetli iki düşmana birden karşı koyabileceğini göstermiştir.

DİVAN EDEBİYATI « Edebiyat

İslâm medeniyeti çağlarında, Türk aydınlarının, Divan şiirini meydana getiren dil ve sanat anlayışlarıyla meydana koydukları genel edebiyat akımına verilen ad. Bu edebiyata, “Klâsik Türk Edebiyatı” ve “yüksek zümre edebiyatı” adları da verilir. Bu edebiyat islâmlığın kabul edilmesinden sonra, türkler arasında yetişen aydınların edebiyatıdır. Bu bakımdan Divan edebiyatı bütün Türk edebiyatı ölçüsünde bir yüksek zümre edebiyatı olarak tanımak doğrudur. Divan edebiyatının, bütün bu adların dışında, genel olarak “Divan edebiyatı” adı ile bilinmesinin sebebi, şairlerin hazırladıkları manzume dergilerine “divan” adı vermeleridir.

Divan edebiyatı, dünyanın en ömürlü bir edebiyat akımıdır. Bu edeebiyat, bir Türk edebiyatı olmadan önce İran'da Acem diliyle ve İranlı şairler tarafından işlenmiş olan bu edebiyat İslâmlıktan önceki ve İslâmlığın ilk devrelerindeki Arap edebiyatının geniş etkileri altında başlamışsa da zengin bir edebiyat akımı haline gelmesi, acem şairleri ile olmuştur. Böylece, Acem şairleri, kısa bir zamanda İran sarayının ve İran aydınlarının yüksek bir edebiyatını meydana getirmişlerdir. Türkler, X. yüzyılın ikinci yarısından itibaren kitleler halinde İslâmlığı kabul etmeğe bağlamışlardır. Türklerin İslâmlığı kabul etmeğe başlaması ile bir yandan bu din Ön Asya da da yayılıp kuvvetlenmiş, bir yandan da Türk toplumunda ve Türk medeniyetindeki bu kökten değişme ile birlikte Türk edebiyatında da, dil, konu, vezin, şekil bakımlarından değişmeler meydana gelmiştir. Böylece büyük merkezlerde yetişen ve Arap İran medeniyetinin etkisi altında kalmağa başlayan Türkler, Arap-İran edebiyatları tarafında yeni bir edebiyat kurmaya başlamışlardır. Divan edebiyatı adım alan yeni bir edebiyatın temelini atmışlardır.

İslâm medeniyeti etkisi altındaki Türk edebiyatı, XI. yüzyıldan itibaren ilk eserlerini vermeye başlamışlardır.

Divan edebiyatında his ve hayal tarafı kuvvetli, efsane ve masal kültürü zengindir. Duygular ve düşünceler özene bezene işlenerek türlü edebî sanatlarla renklendirilmiş, süslü, ahenkli mısralar haline getirilmiştir. Yüzlerce teşbih ve istiare, her şairde yeni bir söyleyiş ustalığı ile aynı tarz şiirlerde yer almıştır. Böylece yüzyıllarca birbiri ardı sıra gelen şairler, duygu ve düşüncelerini hep aynı malzeme içinde söylemeğe alışmışlar ,bir beytin, bir cümlenin en güzelini, hiç işlemeden söyleyebilmek sırrına erişmişlerdir.

Böylece, Divan edebiyatı,

a) Aruz gibi klâsik bir vezinle,

b) Kaside, gazel, mesnevi, rubaî gibi birçok sanatkârlar tarafından tekrar tekrar yazılan klâsik konularla,

c) Leylâ ve Mecnun, Hüsrev ve Şirin, Yusuf ile Zeliha gibi birçok yazılan klâsik konularla,

d) İslâm dini ve tasavvuf felsefesi gibi dinî-felsefi müşterek bir kültürle,

e) Beyitler üzerinde ısrarla işleyişlerden doğan süsleyici bir sanat anlayışıyla meydana gelmiştir.

Divan edebiyatında, yalnız şiir gibi küçük manzum eserlerde değil; mesnevi

gibi uzun manzum masallarda bile, eserin bir “bütün” halindeki toplu güzelliğinden çok, mısra, beyit gibi en küçük parçaların işlenmiş güzelliklerine önem verilmiştir. Aynı “süsleyicilik”, mensur eserlerin cümlelerine de tatbik edilmiştir.

Birkaç yüzyıl devam etmiş olan Divan edebiyatı, Osmanlı İmparatorluğunun, yeni bir medeniyete kapılarını açmağa başlaması ile eski özelliğini ve önemini kaybetmeye başlamıştır. XIX. Yüzyılın ilk yarısında, Ortaçağ düzeniyle idare edilmekte olan Osmanlı İmparatorluğu'nun ilerleyen Avrupa karşısında, siyasal olarak dayanabilme gücünün, ancak, bu yeni medeniyete ayak uydurabilmesi, Batı esaslarına göre devlet durumlarının yeni baştan düzenlenmesi ile mümkün olabileceği, devlet ve fikir adamlarında yerleşen başlıca fikir olmağa başlamıştır. Böyle zorunlu bir düşünce ile, yapılacak yeniliklerin ana çizgilerini belirten bir ferman, 1839 tarihinde, “Tanzimat Fermanı” adı ile yayınlanmıştır. Bu fermanın yürürlüğe girmesi ile başlayan Tanzimat devrende, dağınık bir halde yapılmış olan Batılaşma hareketleri, derli toplu bir hale getirilmiş ve devletin bütün kurumları, Batı esaslarına göre yeni baştan düzenlenmiştir.

Toplum hayatında belirmeğe başlayan bu değişiklikler, edebiyat üzerinde de etki yapmıştır. Batı kültürünün etkisi altında yetişmeğe başlayan nesiller böylece, Batı edebiyatı yolunda, yeni bir geleneğin yer etmesi ile Türk edebiyatı, şekilden düşünceye, dil kurallarına kadar önemli değişmelere uğramıştır.

Böylece, Divan edebiyatı da, devrini bitiren bir edebiyat akımı özelliği kazanmıştır.

ALEV « Kimya

Bazı gazların buharların yanması sırasında görülen ışık olayına verilen ad. Bir alevde, meselâ bir mum alevinde üç bölge ayırt edilir: İç bölge veya çekirdek bölge, ışıksız olan bir bölgedir. Yanan cisimden meydana gelen gaz ve buharla kaplıdır, sıcaklık derecesi en düşük olan bölgedir. Orta bölgede tam bir yanma olmaz. Mevcut olan sıcaklık yüksekliği yüzünden yanan cismin yaydığı gazlardan karbon meydan gelir ve karbon parçacıkları da korlaşarak ışık saçarlar En dış bölgede oksijenle, yani hava ile fazla temas olduğu için tam bir yanma olur. Bu bölgede sıcaklık en yüksek derecededir.

Yanma olayı, havadaki oksijen alınmasıyla olur. Bu sebeple alevin ışık verme derecesi alman oksijen miktarına bağlıdır. Bol oksijen bulunması hallerinde, alevdeki bu üç bölge birbirine karışır ve daha şiddetli yanma olur, daha çok alev çıkar. Oksijen az olması halinde ise, korlaşmayan karbon parçacıkları fazla is meydana getirirler. Böyle is çıkaran bir aleve fazla oksijen verilirse ışık miktarı artar.

BÜYÜ « Din

Bir inanç sonucu, tabiattaki kuvvetlerin yardımı sağlanarak istenilen araçları elde etmek ümidiyle yapılan birtakım sihri işler. Büyüler, çok tanrılı dinlerden tek tanrılı dinlere geçildiğinde devam edegelen gelenek ve inanış artıklandır. Müslüman ve Hristiyan topluluklarında “büyü” diye gösterilen bir çok hareketlerin aynına ve benzerlerine başka dinlerde rastlanması bu sebeptendir.

Büyü adı altında gösterilen işlemler çoğu zaman şu amaçlar için yapılır: İki kişiyi birbirinden ayırmak, iki kişinin birbirini sevmesini sağlamak, İnsanın bazı yeteneklerini yok etmek, bir insana kötülük etmek, ona zarar getirmek v.b.

TERMOMETRE « Kimya

Bir cismin sıcaklığını ölçmeye yarayan âlet. İlk termometre, 1614 yılında ünlü bilgin Galile tarafından yapılmış, gittikçe evrim kazanarak, bugün kullanmakta olduğumuz termometrelerin meydana gelmesine yol açmıştır. Bugün kullanmakta olduğumuz termometreler, 1742 yılında Andres Celsius tarafından bulunmuştur.

Termometreler, genel olarak, ince bir cam tüp halindedirler. Bu tüpün alt tarafında şişkince olan bölümde, cıva deposu vardır. Sıcaklık karşısında genişlemeye uğrayan cava, bir sütun halinde, cam tüp içinde yükselir, önceden tespit edilmiş derece miktarlarına göre, civanın bu yükselmesine sebep olan sıcaklık, tespit edilmiş olur.

Genel olarak Santigrat, Fahrenheit, Reomür olmak üzere üç çeşit termometre vardır. Bunlar, genel yapı bakımından birbirlerinin aynıdır. Değişik olan, üzerlerinde bulunan rakamlardır. Bu da, kaynama derecesinin, her üçünde değişik olarak alınmasından ileri gelmektedir. Suyun donma derecesi, her üç termometrede “0” olduğu halde, kaynama derecesi, Santigratta 100, Fahrenhelt'ta 212, Reomür'de 80 olarak kabul edilmiştir.Oiva termometrelerinden başka madensel ve alkollü termometreler de yapılmıştır.

Destekliyoruz arkadaş - arkadas - partner - partner - arkadaş - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy