Nedir

CENDERE « Fizik

Basınç yolu ile cisimleri sıkıştırmaya ya da cisimler üzerinde damgalar vurmaya yarayan âlet ve makinelere verilen genel ad. Endüstrinin hemen hemen bütün kollarında pek çok kullanılmakta olan cendereler, kullanılma yerlerine göre cisimlerin hacimlerini küçültmek ya da cisimler üzerine istenilen bir damgayı vurmak için kullanılan “asıl cendereler” ve katı cisimlerdeki yağ ve sıvıları çıkarmak için kullanılan sıkma ve ezme cendereleri olmak üzere iki bölüme ayrılırlar. Hangi çeşit olursa olsun, cenderelerin çalışma prensibi aynıdır, ve enerjinin korunumu prensibine göre, küçük bir kuvvetle büyük bir kuvvet elde edebilmek esasına göre yapılmıştır. Endüstride kullanılan cendereler, başlıca hareketli tablah cendereler, su cendereleri, silindirli cendereler olmak üzere üçe ayrılır. Bunlardan başka ev işlerinde kullanılan el cendereleri de (damgalama, limon, meyve, üzüm sıkma, püre yapma gibi) cendereler de vardır.

Su cenderesi: Hidrolik presler adıyla da anılan su cendereleri, Pascal tarafından düşünülmüş ve 1796 da İngiliz mühendisi Bramah tarafından yapılmıştır. Çalışma prensibi, basıncın sıvılar yolu ile nakledilmesine ait Pascal prensipine dayanmaktadır. Böylece, küçük bir kuvvetle çok büyük bir kuvvet elde edilmiş olunur. Su cenderesi, birbirine bağlı ve su ile dolu (C) ve (E) gibi iki silindirik kaptan ibarettir. Bu silindirler için de kesitleri farklı (A) ve (B) pistonları aşağı-yukarı doğru hareket ederler. (A) pistonu, kaldıraç kolu ile basılınca (C) deki su, (E) ye geçer. Böylece yapılan basınç iletilmesi sonucunda (B) pistonu yukarı kalkar.

Su cenderelerinde, tatbik edilen küçük bir (f) kuvveti, kesit (s) olan küçük piston üzerine tatbik edildiğinde f/s basıncı, sıvı vasıtası ile her tarafa aynen nakledilir. Bu basınç, kesiti S olan büyük piston üzerine etki yapınca, meydana gelen kuvvet, bu pistonun S kesiti ile F basıncının çarpımına eşit olur. F = f/s. S = S/s.f

Bu duruma göre, S, s den 10, 100, 1000 kere büyük olursa F, f den 10, 100, 1000 defa büyük olur.

BAĞIŞIKLIK « Sağlık

Bağışık olma hali, muafiyet. Eskiden beri iki olay dikkati çekmiştir. Ölümden az bir zaman sonra insan ve hayvan vücudunda, canlı organizmalarda görülmeyen çürüme olayının meydana gelmesi; bazı bulaşıcı hastalıklardan sonra, organizmada bu hastalıklara karşı bir duyarsızlığın belirmesi. Bu duyarsızlık hali bağışıklığı meydana getirir. Bu özellik ya şahsın kendine aittir, buna doğal (tabiî) bağışıklık denir, ya da sonradan meydana getirilir, buna da edinsel (kisbi) bağışıklık denir.

Doğal bağışıklık:İnsan ve hayvanların iç ve dış yüzeylerinde milyonlarca mikrop vardır. İnsan ve hayvan canlı bulundukça vücuttan içeri giremeyen, bu sebeple zararsız olan bu mikroplara (saprofit) denir. Canlı organizmalarda bu mikropların içerlere girmelerine engel olan bir karşı koyma vardır. Bu durum doğal bağışıklığı meydana getirir. Ölümden sonra, organizmanın karşı koymasını kaybetmesi üzerine saprofit olan bu mikroplar, vücudun içine girerek çürüme olayını meydana getirirler.

Doğal bağışıklık, bir hayvan türünün, belli bir mikroba karşı olan bir özelliğidir. İnsan, hayvanlarda hastalık yapan bazı mikroplara karşı (tavuk kolerası) doğal olarak bağışıktır. Bu bakımdan doğal bağışıklık insanları ya da bir hayvan türünün bütün fertlerini içine alan bir bağışıklıktır.

Edinsel bağışıklık : Bu hal, doğal bağışıklığın aksine toplu olarak insan türüne ait olmayıp, tamamen şahsın kendine mahsustur. Bazı bulaşıcı hastalıkları geçiren insanlar, o hastalığa bir daha nadir olarak yakalanırlar. Bir hastalığın ikinci bir infeksiyonuna karşı bağışıklığın meydana gelmesi, (edinsel bağışıklık) sonucudur. Çiçek, suçiçeği, kızamık, kızıl, boğmaca, tifo, gibi bazı bulaşıcı hastalıkları geçirenler, uzun zaman, tatta ömürleri boyunca bu hastalıklara bir daha yakalanmazlar. İnsan ve hayvan organizmaları ile ilgili bu iki bağışıklıktan başka çeşitli durumlarda meydana getirilen sun'î bağışıklık da vardır. Suni bağışıklık aktif ve pasif olmak üzere iki şekilde yapılır.

Aktif bağışıklık : Bu usulde mikroplar ya da onların toksinleri aşı maddesi olarak kullanılır. Aşı maddesi olarak kullanılan mikroplar ya da onların toksinleri, doku hücrelerini uyartarak, dolayısıyla hastalık yapan tabiî mikropları taklit ederek, organizmanın karşı koyma gücünü çoğaltırlar. Organizmayı, hastalık yapan mikroplara karşı daima uyanık bulundurmak için yapılan bu aşılar, bir hastalığa yakalanma ihtimalleri belirdiği zamanlarda, koruyucu bir tedbir olarak yapılırlar ve ufak dozlar halinde şırınga edilerek bu karşı koyma gücünün artmasına yararlar.

Passif bağışıklık : Bağışıklık kazanan bir hayvanın serumunun alınarak insan vücuduna şırınga edilmesi ile meydana getirilen bağışıklıktır. Hastalığa yakalanıldığı ve acele bir karışmayı gerektiren hallerde yapılır. Bu bakımdan bu çeşit bağışıklığın koruyucu özelliğinden çok kurtarıcı özelliği vardır

BAYBURT « Türkiye Coğrafyası

Gümüşhane iline bağlı bir ilçe, yüzölçümü 3.585 kilometrekare, nüfusu 95.601 dir. Gümüşhane’nin doğusunda bulunan Bayburt'un yüzeyi geniş ormanlarla örtülü dağlık alanlardan ve Çoruh ırmağının suladığı vadilerden ibarettir. Halk, geniş tarla ekimi ve hayvancılıkla geçinmektedir.

İlçe merkezi olan Bayburt kasabası 13.332 nüfuslu bir kasabadır.

VEZİRKÖPRÜ « Türkiye Coğrafyası

Samsun iline bağlı bir ilçe. Yüzölçümü 1.514 kilometrekare, nüfusu 56.489 dir. İlçenin yüzeyi hafif dalgalı, yer yer ormanlarla kaplı sırtlarından ibarettir. Halkın başlıca geçim kaynağı buğday, arpa ve pancar ekimidir. Merkezi 6.873 nüfuslu Vezirköprü kasabasıdır.

EVEREST « Dünya Coğrafyası

Asya'nın ve dünyanın en yüksek tepesi. Everest, Himalâya dağlarının en yüksek tepelerinden biridir. Yüksekliği 8.882 metredir. Yüksekliğini, 1841 yılında ilk olarak Everest adlı bir İngiliz harita subayı ölçmüştür. Everest adı bu yüzden verilmiştir. 1953 yılında da tepesine İngiliz dağcılar çıkmağa muaffak olmuşlardır.

FECR-İ ÂTİ EDEBİYATI « Edebiyat

Türkiye'de 1908 Meşrutiyet devrimi ardından yapılan ilk edebî hareket. Fecr'i Âti gerçekten bir edebî akım ya da bir edebî okul değildir. Bu hareket, hemen hemen devrin genç yazarları ve şairleri tarafından yapılan birkaç hevesli toplantıdan ibaret kalmıştır. Serveti fünuncuların dağılışından 1908 devrimine kadar geçen bir kaç yıllık sessiz devrin hazırlayıp yetiştirdiği genç yazarlar, Servet-i Fünun edebiyatı gibi toplu bir hareket yapmak istemişler, fakat, türlü sebeplerle bunda başarıya ulaşamamışlardır. Bu harekete katılan sanatçılar, sonradan ayrı ayrı edebî yollardan yürüyerek, XX. yüzyıl Türk edebiyatının ünlü kişileri arasında yer almışlardır.

Fecri Âti'yi meydana getiren genç yazarlar, 11 Şubat 1909 tarihli Servet.i Fünun dergisinde, bir beyanname yayımlayarak amaçlarını açıklamışlar, fakat kuruluşlarının üçüncü haftasında, 31 Mart olayı yüzünden dağılmışlardır. Bir süre sonra yeniden toplanmak istemişlerse de, uzun ömürlü bir birlik meydana getirememişlerdir.

Fecrî Âti ile işbirliği yapmayı vaat ederek, bu edebî toplantıya cesaret veren Faik Âli ve Celâl Sahir gibi iki Servet-i fünuncunun dışında, bu akımın kurulması için harekete geçildiği zamanlar da Fecri Âti kadrosunda yer alan sanatçılar şuhlar olmuştur. Ahmet Haşim, Ahmet Samim, Ali Süha, Cemil Süleyman, Emin Bülent, Fazıl Ahmet, Fuat Köprülü, Hamdullah Suphi, İzzet, Melih, Mehmet Behçet, Refik Halit, Şehabettin Süleyman, Tahsin Nahit, Yakup Kadri.

Destekliyoruz arkadaş - arkadas - partner - partner - arkadaş - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy