Nedir

VİNÇ « Teknik

Ağır cisimleri kaldırmakta kullanılan bir makine. Bu makinenin en önemli kısmı elle, ya da vitesle verilen bir güçle hareket eden bir çark çemberidir. Bu çember dönerek üzerine sarılı bir ipi ya da kabloyu harekete geçirir. Vinç, ağır cisimleri sadece kaldırmakta değil, aynı zamanda bir yerden alıp başka bir yere nakletmekte de kullanılır. Çark çemberine ilâveten vinçler çok zaman genel olarak sabittir. Bununla beraber, bir kulaklı tekerlek de bulunur. Rıhtım boylarında raylar üzerinde hareket eden yarı hareketli vinçler olduğu gibi, büyük kamyonlara monte edilmiş seyyar vinçler de mevcuttur. Gemilerin güvertelerindeki vinçler ise ufak baharlı makinelerle veya elektrikli motorlarla çalışır.

BODRUM « Türkiye Coğrafyası

Muğla iline bağlı bir ilçe. Yüzölçümü 700 kilometrekare ,nüfusu 24.698 dir. İlçe, Muğla'nın güneybatı ucundadır. Kuzeyini Ege Denizinin Mandalya körfezi, batısı Ege Denizi, Güneyini Ege Denizinin Kerme körfezi çevrelemektedir. Yüzeyi, batıya doğru yarımada şeklinde uzanmış engebeli alanlardan ibarettir. Pazar, Söğüt ve Asar dağlarının dik meyilli yamaçları, ilçenin hemen hemen bütün yüzeyini kaplar. Halk özellikle portakal ve limonculukla geçinmektedir.

İlçe merkezi olan Bodrum kasabası, 5.040 nüfuslu bir kasabadır. Ege Denizi kıyısında tarihî Halicarnassos şehrinin üzerinde kurulmuştur. Çevresi portakal, mandalina ve zeytin ağaçları ile süslenmiştir.

AKVARYUM « Biyoloji

Su bitkilerini ve su hayvanlarını canlı olarak korumaya ve incelemeye yarayan camdan yapılmış kaplar. Akvaryumların en basit şekilleri bir çok evlerde süs olarak kullanılan ve içinde kırmızı balık bulunan cam kavanozlardır.

Çok eski zamanlardan beri bilinen akvaryum'u Çinliler kullanmışlardır.On yedinci yüzyıldan itibaren de Avrupa'da kullanılmaya başlanmıştır.

Akvaryumlarda, ya tatlı sularda yaşayan balıklar ve çeşitli bitkiler veya deniz sularında yaşayan, çeşitli deniz hayvanları bulunur. Bu şekil akvaryumlar, çoğu zaman dört köşeli kaplar şeklinde yapılır. Dibinde yıkanmış ve kaynatılmış nehir veya deniz kumu bulunur. Yer yer çeşitli bitkiler yerleştirilir. İçine su doldurulduktan sonra hayvanlar konur.

Akvaryumlarda, içine konulan deniz hayvanlarının alıştığı suyun yaşadığı çevrenin sıcaklığına uygun olması; suyun belirli zamanlarda havalandırılarak, hayvanın solunumu için gerekli oksijenin temin edilmesi; hayvanların ihtiyacı olan besinlerin verilmesi, dikkat edilmesi gereken hususlardandır.

AKSEKİ « Türkiye Coğrafyası

Antalya iline bağlı bir ilçe. Yüzölçümü 2390 kilometrekare, nüfusu 27.410 dır. Antalya'nın orta ve kuzeyinde olan Akseki ilçesi, Batı Torosların güney ya maçları üzerinde bulunmaktadır. Yüzeyi çok sarp olduğu için hayvancılık ve tarla ziraatinden çok, ormanlardan elde dilen kerestelerle yapılan ticaret ön safhadadır.

İlçenin merkezi olan Akseki kasabası 2514 nüfusludur. Romalılar devrinden kalma tarihî bir kasabadır. O devirden kaldığı sanılan burç harabeleri ile bu tarihî özelliğini muhafaza etmektedir.

BAĞDAT KÖŞKÜ « Mimari Sanatı

İstanbul'da bulunan Osmanlı anıtlarının en güzellerinden biri. Yapılmasına 1634 yılında başlanmış ve 1638 yılına kadar sürmüştür. 1638 yılında Bağdat'ın tekrar zapt edilme hatırası olarak “Bağdat Köşkü” adı verilmiştir. XV.yüzyıl Türk sanatının en güzel örneklerinden biridir. İçi ve dışı çinilerle kaplıdır. Mimari kesin olarak bilinmemekle beraber, zamanın mimarbaşısı Kasım'ın eseri olduğu sanılmaktadır. Köşk, sekiz köşeli geniş bir plân üzerine inşa edilmiştir.

AŞIK EDEBİYATI « Edebiyat

XV. yüzyıldan sonraki Türk halk edebiyatı geleneğinde, “âşık” diye adlandırılan sanatçıların meydana getirdikleri eserlerin bütününe verilen ad. Âşık edebiyatı XV. yüzyılın ortalarından günümüze kadar edebiyatımızın bir kolunu meydana getirir.

Tarih : Eski Türklerde; Âşık edebiyatının yerini tutan iki gelenek vardı: Dinî mistik halk edebiyatı ve destan geleneği.

Eski çağlarda, destanları anlatan â-şık'lara “ozan” denirdi. Ozanlar, göçebe hayatı yaşamakta olan Türk kavimleri arasında dolaşırlar, ellerindeki “kopuz” adlı sazlarını çalarak geçmiş kahramanların maceralarını anlatırlardı. Dede Korkut kitabı, destanî hikâyecilik sanatının son ürünlerinden biridir. Türklerin İslâmlığı kabul etmesinden sonra sözlü Âşık edebiyatı geleneği, dinî-mistik bir özellik kazanmıştır. Bu edebiyatın Anadolu'daki ilk zengin örnekleri Yunus Emre'nin şiirlerinde görülür.

Bu iki gelenekten sonra asıl kendi özellikleriyle Âşık edebiyatı Anadolu'da

XV. yüzyılın sonlarında gelişmeye başlamıştır. Bir taraftan din konularında cüretli tasavvuf görüşlerine dayanan mizahlı, nükteli Bektaşi şiirinin temeli kurulurken, bir taraftan da asıl karakteristik din dışı âşık edebiyatı da bu yüzyıllarda büyük bir gelişme kaydetmiştir.

XVI. ve XVII. yüzyıllarda yetişen Kul Mehmet, Öksüz Dede, Köroğlu, Kul Mustafa, Gevheri. Âşık Ömer, Karacaoğlan gibi şairlerle Âşık edebiyatı Anadolu'da büyük bir gelişme göstermiş, hattâ bazı halk şairleri, Âşık geleneğinin çerçevelerini aşmışlar, Âşık edebiyatının temsilcisi olmakla beraber, Türk edebiyatının da büyük şairleri arasında sayılmağa hak kazanmışlardır. XVIII. yüzyıl Âşık edebiyatı, daha önceki yüzyıllardaki kadar kuvvetli şahsiyetler yetiştirmemesine rağmen, aynı özelliklerle devam etmiş XIX. yüzyılda ise Dertli, Seyranî, Dadaloğlu, Erzurumlu Emrah gibi şairlerle geniş alanlara yayılan bir edebiyat olmuştur. Bu sanatçılar, Âşık edebiyatı geleneğinin daha da canlanmasını sağlamakla kalmamışlar, ölümlerinden sonra da kişilikleri unutulmayan ünlü sanatçılar olmuşlardır.

XIX. yüzyılın sonlarından itibaren Âşık edebiyatı geleneği, İstanbul'da yerini başka bir geleneğe semaî kahveleri geleneğine bırakmıştır. Millî edebiyat akımı başlarken Âşık edebiyatı, aydın zümrenin şiir anlayışına etki yapmış. Rıza Tevfik,, Ziya Gökalp gibi şairler yeni konuları Âşık edebiyatının tekniği ile ifade etmeği denemişlerdir. Cumhuriyetin ilânından sonraki şiir akımlarında halk şiirinin, bu arada Âşık. edebiyatının pek çok etkisi olmuş, fakat halk şiirini taklit etmeye ve halk şiir dilinin ifade imkânları ile modern şiirin zenginleşmesine yol açan yeni şiir akımlarımız doğmuştur.

Âşık edebiyatı geleneği zamanımızda eski özelliği kaybetmesine rağmen, bugün de orjinal eserler yaratanlara Taslıyoruz. Şarkışlalı Veysel, Yusufelili Huzûrî, Ali İzzet, Âşık İhsanı, Dursun Ceylânî gibi âşıklar.

Özellikleri: Âşıkların yarattıkları ve çevrelerine naklettikleri eserler, hikâye ve şiir olmak üzere başlıca iki türe ayrılır.

Halk hikâyeleri adı verilen âşıkların anlattıkları hikâyeler, nazım-nesir karışığı özel bir şekil gösterir. Kahramanlık hikâyeleri, âşık hikâyeleri, bazı halk şairlerinin hayatlarını anlatan hikâyeler bu çeşidin başlıca gruplarıdır. Bu hikâyelerde anlatma sanatının olduğu kadar, çalma hünerinin de önemli yeri vardır.

Âşık edebiyatı şiiri konu bakımından a) Destanlar (tarihî önemi olan olayları, âşıkların çevresi için üzerinde durmağa değer sel, yangın gibi olayları konu edinen uzunca manzumeler), b) taşlamalar (yergi şiirleri), c) Güzellemeler (aşk şiirleri, tabiat tasvirleri), ç) Ağıtlar (bir ölüm sebebiyle söylenmiş şiirler), d) Koçaklamalar (kahramanlık ve savaş şiirleri), e) Muammalar (bilmeceye benzer şiirlerle bunların cevaplarından ibaret manzumeler), f) Ahlâkî konuları işleyen manzumeler gibi çeşitlere bölünür.

Bu manzumeler, daha çok heceli şekiller içinde işlenmiştir. Her manzume çeşidine göre hece şekilleri değişmeler gösterirse de genel olarak durakları 6 + 5 ya da 4+4+3 olan 11 ili, ya da durakları 4+4 olan 8 li ve dörder mısralı kıtalar meydana gelen şekiller kullanılmıştır.

Aslında bir sözlü gelenek olan gelecek nesillere ya sözlü kaynaklarla, ya da yazılı kaynaklarla geçen Âşık edebiyatı Türk şiirinin başlıca kıymetlerinden birini meydana getirmektedir.