İLİÇ « Türkiye Coğrafyası
Erzincan iline bağlı bir ilçe. Yüzölçümü 1.271 kilometrekare, nüfusu 16.971 dir. Yüzeyi, çoklukla çıplak ve sarp dağ yamaçlarından meydana gelmiştir. Başlıca geçim kaynağı tarla ekimi ve hayvancılıktır.İlçe merkezi 895 nüfuslu İliç kasabasıdır.
BAB-I ALİ « Tarih
Osmanlı İmparatorluğu'nda sadrazamlık makam ve dairesine verilen ad. Eskiden genel olarak doğuda, halk işlerinin hükümdar saraylarının kapısında görülmesinden dolayı, Türk hükümdarlarının sarayları için kullanılan “kapı” sözü, Osmanlılarda “saray kapısı” anlamına gelmiş, sonraları bu deyim sadrazamların saray ve konakları hakkında kullanılmıştır. Yüksek kapı demek olan (Bâib-ı âli), Sadrazam sarayının kapısı ,onun sarayı ve tabiatıyla, burada görülen devlet ve hükümet işleri anlamında kullanılmıştır. Zamanla bu deyim, anlamını biraz daha genişletmiş, Osmanlı hükümetini, onun merkezini, idare ve otoritesini ifade eder olmuştur.
BALON « Bilim ve Sanat
Atmosfer içinde yükselmek ya da orada dengede durmak için hafif ve gaz geçirmez kumaştan yapılmış, yoğunluğu havanınkinden az olan bir gazla doldurulmuş küresel, sucuk biçimindeki vasıtalara verilen ad. İstenilen yere götürülebilen cinsten olmayan balonların genel olarak ipekten yapılmış bir “zarf”ı vardır. Bu zarf gazın geçmemesi için keten yağı ile sıvanmıştır. Küresel balonlarda üst yarım küreyi tamamıyla örten bir file bulunur. Bu filenin ipleri sert odundan yapılmış bir halkaya tespit edilmiştir. Bu halkaya asılan “sepet”te adamlar, “safra” adı verilen kum torbaları ve çeşitli eşya bulunur. Küresel balonların alt kısmı “boğaz” adı verilen uzunca bir tüp ile sonlanmıştır. Bu tüp, balon çok şiştiğinde içerdeki gazın kaçmasını sağlar. Bir balon hareket edeceği zaman şişirilir. Balonun daha da yükseklere çıkmasını isteyen baloncu, sepetin içindeki safra'ları boşaltır. Balonun inmesini sağlamak için de balonun boğaz kısmında bulunan tüpe bağlı olan ve sepete kadar inen bir ipi çekmek gerekir. Bu suretle balonun içindeki gazın kaçması ve balonun inmesi sağlanmış olur. îlkin havagazı, hidrojen gibi yanıcı gazlarla hidrojenden iki kere daha yoğun alan Helyum gazı ile doldurulmuştur. Balon üzerinde yapılan uzun araştırmalardan sonra ve bilhassa patlamalı motorun icadından sonra sevk edilen cinsten balonlar yapılmıştır. Önceleri buhar ve elektrik motorları ile işleyen sucuk şeklinde balonlar yapılmıştır.
İlk hava balonları, Mongolfier Kardeşler denilen kâğıt fabrikatörü Joseph Jacques Etienne Montgolfier (1745 -1799) tarafından 1783 yılında Annonay' de uçurulmuştur. Bundan sonra hidrojen gazı ile doldurulmuş olan balonlar uçurulmuş ve 1785 de Blanchard, Jeff-ries ile birlikte Manş'ı geçmeyi başarmıştır. 1883 de Renard ve Kreba tarafından, elektrik motoru ile hareket eden, hareket noktasına geri gelmeğe muvaffak olan ilk sevk edilebilen balon yapılmıştır. 1900 yılından sonra balonculuk önemli gelişmeler göstermiş, Almanlar (1900 da Garf Zeppelin tarafından yaptırılan 130 metre uzunluğundaki balon) ve İngilizler (1919 yılında yapılan, Atlantik üzerinde gidiş dönüş uçuşu yapan R. 34 hava gemisi) tarafından bu alanda önemli başarılar elde edilmiştir.
Birinci Dünya Savaşı'na kadar önemli bir çok işlerde kullanılan balonlar, uçakların büyük gelişme kaydetmesi karşısında önemini kaybetmiş bulunmaktadır. Bugün balonlar çoklukla meteorolojik gözlemlere yarayacak olan barometre, termometre, elektrometre gibi yazıcı âletleri taşıyarak, meteorolojik bulgular için kullanılmaktadır.
BİGA « Türkiye Coğrafyası
Çanakkale iline bağlı bir ilçe. ilçenin yüzölçümü 1.327 kilometrekare, nüfusu 73. 206 dır. ilçe Çanakkale'nin kuzey doğusunda Marmara Denizi kıyısında ve Anadolu yakasında bulunmaktadır Yüzeyi, ormanlarla kaplı dağ yamaçlarından ve geniş, hafif dalgalı düz ovalar dan ibarettir. Tahıl, çeşitli sebzeler, tütün yetiştirilmektedir. Halkı çiftçilik ve balıkçılıkla geçinmektedir.
Merkezi olan Biga kasabası 10.831 nüfuslu bir kasabadır.
DARPHANE « Devlet
Madenî para basımı yapılan yer. Para basımı, bugün hemen hemen bütün ülkelerde, hükümetlerin kontrolü ve idaresi altında bulunan “darphane” lerde yapılmaktadır.
Para basımı, ilk zamanlarda, devletler tarafından kontrol altına alınmış durumda değildir. Özel kişiler, serbest olarak sikke darbettirebiliyorlardı. Fakat, madenî paranın, kullanılmasının artması ve özel kişilerin darbettikleri sikkelerin her alışveriş sırasında, kontrole tâbi kılınması zorunluluğu bunların ayarına bakmak ve gram olarak miktarını tartmak çeşitli aksaklıklara sebep olduğu için, para basımı (sikke darbı) hükümdarların kontrolü altına (atonniıştfc. Böylece, alış - verişe mübadelesinde kullanılmakta olan “tartılmış para” devrinden, “sayılan para” devrine geçilmiştir.Bugün, eskiden beri gelen bir fikrin devamı olarak para basımı (darp hakta) bir istiklâl, egemenlik işareti ve devletin en önemli haklarından biri sayılmaktadır.Para yapımı için kullanılacak madenin aynı ayarda, eşit ağırlık ve boyda sikkelere bölünmesi ve bu sikkeler üzerine sikkenin değerinin ve bunları çıkaran devletin işaretlerinin basılması, darphanede yapılan başlıca işlerdendir.
Türkiye'de durum : Osmanlı Devleti'nin ilk zamanlarında, komşu beylikler tarafından kullanılmakta olan sikkeler kullanılmıştır. Osmanlı Devletinde ilk para basımı, 1313 yılında yapılmış ve bunlara “akçe-i Osmanî” adı verilmiştir. Bundan sonra her padişahın hükümdarlığa geçişi yıllarında yeniden para basımı yapılmıştır. Cumhuriyet devrinde ilk altın sikke, 5 Ekim 1925 te, Bakanlar Kurulu kararı ile darbedilmiştir. Bu tarihten sonra, çeşitli kıymetlerde gümüş, bronz, nikel ve karışım sikkeler darbedilmiştir.
HALİFELİK « Din
Peygamber Muhammet'in vekilliği halife sıfatı, unvan ve makamı.
Halifelik Peygamber Muhammet'in ölümünden sonra Müslümanlar tarafından geçim yolu ile gelen ilk dört halife devrinden (Hulefayı Raşidin)sonra, Emevî, Abbasî ve Osmanlı hanedanlarına geçmiş, babadan oğula geçen bir unvan olarak kullanılmıştır.
Dördüncü halife, Ali'nin Küfe mescidinde namaz kıldırırken İbni Mülcem adlı birisi tarafından zehirli bir kılıçla yaralanması ve birkaç gün sonra ölmesinden (661) sonra, Kûfeliler, yerine büyük oğlu Hasan'ı halife seçtiler. Irak Müslümanlarının çoğu Hasan'ı halife olarak tamdılar. Ancak Suriye ve Mısır Emevîlerinden Muaviye'nin egemenliğini tanıdı, iki taraf arasında bir savaşın baş göstermesine doğru, kuvvetsiz kalan halife Hasan, Muaviye lehine halifelikten ayrıldığını bildirdi. Bir süre sonra Hasan'ın kardeşi Hüseyin'in Kerbelâ'da öldürülmesi üzerine de tamamen Emevîlere geçmiş oldu. Emevîler devrinde, halifelik ,Emevî hükümdarlarının imtiyazında olan bir unvan durumuna gelmiştir. Emevî hanedanından 14 halife gelmiştir.
Emevîlerin saltanatının son bulması, Emevî devletinin yıkılması üzerine (750) halifelik makamı, Peygamber Muhammet'in amcası Abbas'ın neslinden gelen Abbasî ailesine geçmiştir. Abbasî egemenliğine 1258 yılında Hülâgû tarafından son verilmesi üzerine, bu tarihe kadar gelen 37 halife Zahirin oğlu Ahmet'in Mısır'a sığınması ve Baybars'ın yardımı ile 1261 yılında Mustansır adiyle halife ilân edilmesi üzerine Abbasî halifeliğinin Mısır kolu devri başlamıştır. Fakat, siyasî bir egemenlikten kuvvet alamayan bu halifelik, çok sönük olarak geçmiş ve bu koldan gelen 17 halife ne İslâm tarihinde ne de siyasî tarihte bir iz bırakmamıştır. Abbasilerin Mısır kolunun halifeliği, Yavuz Sultan Selim Mısır'ı işgal ettiği 1517 yılma kadar sormuştur. Yavuz Sultan Selim, Mısır'daki Memlûk devletini yıkınca, son halife Müvekkil' İstanbul'a getirmiş ve Ayasofya'da yapılan bir törenle Müvekkil'den halifeliği devralmıştır. Bu tarihten sonra halifelik, Osmanlı hükümdarlarına babadan oğula kalmak suretiyle geçmiştir.
Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı'ndan yenilgi ile çıkması ve Anadolu'da Millî Mücadelecin başlaması ile, Osmanlı saltanatı, halifelikle birlikte eski önemini ve kuvvetini kaybetmiş, son Osmanlı hükümdarı Vahdettin'in İstanbul'dan kaçması üzerine de 1 Kasım 1922 de saltanat Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bar kararı ile halifelik unvanı Osmanlı Veliahdı Abdülmecit Efendi'ye verilmiştir.
Ancak, aradan çok geçmeden, 3 Mart 1924 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından halifeliğe de son verilmiş, Osmanlı hanedanının Türkiye dışına çıkarılması üzerine de son halife Abdülmecit, Türkiye dışına çıkarılmıştır.