Nedir

BEYİN ZARI HASTALIKLARI « Sağlık

Beyin ve omuriliği dışardan içeriye doğru saran üç zarın iltihapları, kanamaları ve urları sonucu meydana gelen hastalıklar. İltihapları: Bu zarların iltihaplarına “menenjitleri” denir. Çeşitli bulaşıcı hastalıkların seyri sırasında meydana gelebildiği gibi, mikropların çeşitli yollarla bu yollara girmesi ile de meydana gelebilir. Kanamalar : Yaralanmalar, beyin damarlarının âfetleri, kan bozuklukları v.s. sebeplerle meydana gelen kanamalar, üç zarın herhangi bir bölümünde olabilir.

Beyin zarı hastalıkları da, beyin hastalıkları gibi, beyini ve bütün organizmayı ilgilendiren önemli hastalıklardandır. Bu hastalıklar sonucu, beyinde önemli bozukluklar meydana gelebileceği gibi, bunun sonucu da bütün organizmada önemli bozukluklar ve bunların derecelerine göre de ölüm meydana gelir.

CAM MOZAİK « Bilim ve Sanat

Küçük küp şeklinde kesilen renkli camlardan yapılmış duvar resimlerine verilen ad. Renkli küçük taş parçalarından yapılmış "taş mozaikler" önceleri Pompei'de kullanılmış; bu şekil esas alınarak süsleme cam mozaik doğmuştur. IV. Yüzyıldan başlayarak birçok kiliselerin duvarları cam mozaikten yapılmış duvar resimleri ile süslenmiştir. Bugün cam mozaik, daha yaygın olarak kullanılmaktadır. Türkiye'de çini mozaik ve çini kaplama kullanıldığından cam mozaik önem taşımaz.

RADİKALİZM « Politika ve Siyaset

Devletin tam ve demokratik bir tarzda yeniden düzelmesini esas alan politika sistemi.

DÜNYA « Astronomi

Üzerinde yaşadığımız yer yuvarlağı. Güneş sisteminin gezegenlerdendir. Güneşten uzaklık bakımından üçüncü (Güneşten ortalama uzaklığı 149.481.000 km.), bu sistemdeki büyüklüğü bakımından beşinci (yüzölçümü 509.200.000 kilometrekare) dir. Dünyanın ağırlığı 5.977 trilyon ton, hacmi 1.082.841.310.000 kilometreküp, ekvatordaki çemberi 40.076. 423 metre, ekvatordaki çapı 12.726 kilometredir. Dünyada yaşayan insanların sayısı 2.995.000.000 dur.

Dünyanın oluşu : Dünyanın oluşu hakkında birçok teoriler vardır. Bunların en önemlilerinden! biri olan “KantLaplace teorisi”ne göre, Dünyanın güneşten kopmuş, yuvarlak ve kızgın ateş; halinde bulunan bir parça olduğu sanılmaktadır. İlkin dünyanın, güneş ve öbür gezegenlerle birlikte bir kütle halinde bulunan bir parça olduğu sanılmaktadır.İlkin dünya, güneş ve öbür gezegenlerle birlikte bir bütün kütle halinde bulunuyordu. Merkezi parlak olan bu kütlenin çevresi gaz ve buhar moleküllerinden yapılmıştı. Bu büyük kütle, çok soğuk olan uzayda dönerken, sahip olduğu ısının bir kısmını çevresine dağıtarak soğumağa başlıyordu.

Bu soğumanın etkisi ile, bu kütlenin bazı cisimleri yoğunlaşmağa başlamış, gaz tabakası da, merkez kısmına yaklaşmış ve hacmi küçülmüştür. Böylece merkezin etrafında bir halka meydana gelmiş, yoğunlaşma sebebiyle kütlenin dönme hareketinin hızı artmıştır. Dönme hızı artan bu kütlenin dış yüzeyinin bütün kısımları aynı zamanda soğuyup yoğunlaşmamış, bazı kısımları gaz kitleler halinde konarak çok uzaklara gitmiştir Bu gaz kütleler, esas kütlenin çekim kuvvetinden kurtulamadıkları için bunun çevresinde dönmeğe başlamışlardır. Halkalar koptukça bu kütle (yani güneşin) nin hacmi küçülmesine başlamışlardır. Halkalar koptukça bu azalmıştır. Hızın azalması ile sonradan kopan halkalar, öncekiler kadar büyük olmadıkları gibi, çok uzaklara da gidememişlerdir.

İlk kopan ve kütlenin çevresinde yer alan parça Plüton olmuş, sırasıyla Neptün, Uranüs, Satürn, Jüpiter, Merih (Mars), Dünya, Venüs, Merkür, birbirini takip etmişler. Böylece dünya, gezici yıldızlar arasında, güneş kütlesinden kopup ayrılan yedinci dereceden bir gezegen olmuştur.

Zamanla ,soğuma sonucu her gezegende çeşitli cisimlerin bir noktada toplanmalarıyla bir çekirdek meydana gelmiş ,bu çekirdek, çevredeki gaz halkanın yoğunlaşmasıyla büyümüş, böylece, gezegenler bazı noktalarda, yoğunluk sıralarına göre, güneş çevresinde dizilerek, aynı yön ve dönme hızı ile hem eksenleri etrafında, hem de bir elips olan yörüngeleri üzerinde dolanmaya başlamışlardır. Sonradan, bu gezegenler de, aynı mekanik olayların, etkisiyle bir ya da birçok uydular (peyk) meydana getirmişlerdir.

Dünya, güneşten ayrıldıktan sonra, yoğunlaşma dolayısıyla kaybettiği ısı ile yavaş yavaş soğumağa başlamış, çevresindeki gazlar sıvılaşmış, üstünde de gayet ince bir kabuk meydana gelmiştir. Bu kabuk, atmosfer tabakasıyla merkezdeki ateş tabakasını birbirinden ayırmıştır.

Bu kabuk, dünya çevresinin her tarafında aynı zamanda soğuyup katılaşmadığı için önce büyük levhalar halinde katılaşan tek parçalar, ateş tabakasının yüzeyinde yüzmeğe başlamışlardır. Zamanla bu yüzden parçalar yan yana gelerek düzensiz bir mozaik meydana getirmişlerdir. Bunlar arasında çeşitli büyük kütlelerden yapılmış ve ağırlıkları fazla olan parçalar, yüzeyleri düz ve üzerinde deniz bulunduğu için ağırlıkları az olanlara nispetle ateş tabakasına daha çok gömülmüşlerdir. Bu sonuca göre, yerkabuğunun kalınlığı her tarafta aynı olmamış, kalınlık, denizlerin altında daha az, karalarda daha çok olmuştur.

Dünyanın soğuması devam ettikçe, kabuğun kalınlaşması fazlalaşmış, ateş halinde olan merkez çekirdeğinin (Barisfer) hacmi küçüldüğünden, kabuğun üzerinde kıvrımlar meydana gelmiş, öbür taraftan çekirdeğin üzerindeki ateş tabakası, içerden kabuğa yaptığı basınç sebebiyle, kabukta meydana getirdiği bazı çatlaklardan dışarı fırlamış, yüzeye çıkarak katılaşmıştır. Aynı zamanda dünyayı saran atmosfer tabakası, kabuktan, yeter derecede ısı almadığından yoğunlaşmağa başlamış, bileşiminde bulunan oksijen ve hidrojen birleşerek, sıcak yağmurlar halinde yeryüzüne yağmağa başlamıştır. Kabuk üzerine düşen sıcak sular, rastladıkları eriyebilen maddeleri (clor, sodyum, baryum gibi) beraberinde sürükleyerek çukurları doldurmuş ve denizleri meydana getirmiştir.

Ateş tabakası (pirosfer) ısısını kaybettikçe, karalar yükselmiş, denizler derinleşmiş; çukurlarda sular soğumağa başlayınca hayatın ilk belirtileri görülmüştür. Bu bileşimdeki ağır maddelerin oranı derinlere inildikçe artar. Meselâ 2.000 kilometre derinlikten bir örnek alıp da çözümleyebilsek demirin oranının çok arttığını görürüz. yer kabuğundaki ağır ve hafif kayaların durumu da, yeryüzünün şekillenmesine, dağlar ve denizlerin meydana gelmesine yol açmıştır.

Dünyanın genel yapılışı : Dünya, İç İçe geçmiş merkezleri bir, küre şeklinde beş esas tabakadan yapılmıştır.

Atmosfer tabakası, kalınlığı 160 Milimetreye kadar varan gaz bir küredir Hidrosfer tabakası, aynı zamanda “su küresi” adı ile de bilinir. Yer yüzümün dörtte üçünü meydana getirir. Fiziksel ve kimyasal etkinlikleriyle yerkabuğunun değişmesinde, önemli rol oynar. İçinde canlılar yaşar.

Litosfer tabakası, “taş küre”adını da alır. Kalınlığı ortalama olarak 60 km., yoğunluğu 2,5r3 tür. Pirosfer tabakası, ateş tabakasıdır, “Magma” adı ile de bilinir. 1,200 km., kalınlığında 475 yoğunluğundadır. Yanardağ lâvları buradan çıkar

Barisfer tabakası, ağır küre adını alır. Dünyanın çekirdeğini meydana getirir. Yoğunluğu II dir. Demir, nikel gibi ağır maddelerden yapılmıştır. Pirosferin sıcaklığı ve üstündeki tabakaların basınçları ile, bir teoriye göre, katı haldedir.

Şekli : Dünya, küreye yakın biçimdedir. Ancak, ekvatordaki çapı 12.756.77S metre olmasına karşılık, kutuplar arasındaki çapı 21.713.834 metredir. Böylece, küre görünüşünde olan dünya, kutuplarda basıklık gösterir. Dünyanın, küreye yakın biçiminde olduğu XV. yüzyıldan sonra anlaşılmağa başlamıştır. Bu yüzyılda Avrupalı gemicilerin uzun gezilere çıkmaları ile dünyanın yuvarlak olduğu kanısına varılmış, sonradan yapılan bilimsel araştırmalarla, dünyanın küreye yakın biçimde bulunduğu anlaşılmıştır.

Hareketleri : Sürekli olarak hareket eden dünyanın iki çeşit hareketi vardır. Bu hareketlerden birisi kendi ekseni etrafında olur ve batıdan doğuya doğrudur. Bu dönmesini 24 saatte tamamlar. Dünyanın kendi ekseni etrafındaki bu dönmesi ile birlikte olan ikinci hareketi ,güneş etrafındadır. Güneş etrafında dünya, elips şeklinde çok geniş bir yörünge üzerindeki hareketini de 365 1/4 günde, yani bir yılda tamamlar. Dünyanın kendi ekseni etrafındaki ve güneş etrafındaki bu iki hareketi, iki önemli olaya sebep verir. Kendi ekseni etrafında dönmesi ile gece ve gündüz, güneşin etrafında dönmesi ile mevsimler meydana gelir. Dünyanın yüzeyi : Dünyanın yüzölçümü 509.200.000 kilometrekaredir. Bunun % 70 denizler 360.600.000 kilometrekare, % 39,u karalar ,148.600.000 kilometrekare dir. Kuzey kutup çevresinde karalarla çevrilmiş bir deniz, Güney Kutup çevresinde denizlerle kuşatılmış bir kara parçası vardır. Bütün karaların 2/3 ü Kuzey Yarımküresindedir. Dünyada, Ekvator dairesi ve kutup noktaları göz önüne alınmaksızın, karaların en çok bulunduğu bölüme “Karalar Yarımküresi”, denizlerin en çok bulunduğu bölüme “Denizler Yarımküresi” denir.

Kuzey ve Güney kutup noktalarından aynı uzaklıkta bulunan ve dünyayı iki eşit parçaya bölen daireye “Ekvator”adı verilir. Dünyanın Ekvatorun kuzeyinde kalan bölümüne “Kuzey Yarım küre”, güneyinde kalan bölümüne “Güney Yarımküre” denir.

Karalar, yer yer büyük kütleler meydana getirmiştir ve büyük kara parçalan, “kıta” adı ile anılır. En büyük kıta Asya'dır. Avrupa, Asya'nın bir yarım adası halindedir. Afrika kıtası Asya’dan ve Avrupa'dan Akdeniz, Kızıldeniz ve Cebelitarık boğazı ile ayrılır. Bu üç kıta, Akdeniz milletlerince, eski çağlardan beri bilindiği için “Eski Dünya” diye anılırlar.

Büyük Okyanus'taki adalar Avustralya ve büyük denizlerle eski dünyadan ayrılmış olan Amerikalar, “Yeni Dünya” kıtaları olarak bilinir. Güney Kutuptaki kara parçasına da Antarktika adı verilir.

Denizler Dünyanın büyük çukurluklarını dolduran ve birbirleriyle bağlantıları olan tuzlu su topluluklarıdır. Bütün denizlerin yüzeyi aynı seviyededir. Yeryüzünde “Okyanus” adı verilen üç büyük deniz vardır. Bunlar, Büyük Okyanus, Atlas Okyanusu ve Hint Okyanusudur.

ÇERMİK « Türkiye Coğrafyası

Diyarbakır iline bağlı bir ilçe. Yüzölçümü 1.005 kilometrekare, nüfusu 28.403 dür. Yüzeyi yer yer düz alanlarla vadiler ve sırtlardan ibarettir. Halk; tarım ve hayvancılıkla geçinmektedir. İlçe merkezi 4.669 nüfuslu Çermik kasabasıdır.

İLHANLILAR DEVLETİ « Tarih

Cengiz'in kurduğu Türk-Mogol İmparatorluğunun, Cengiz'in ölümünden sonra devlet haline gelmiş bir bölümü. Devletin kurucusu, Cengiz Han'ın torunlarından Hulâgû'dur. Mengü Kağan, kardeşi Hulâgû'yu 1258 yılında İran'ın idaresine memur etmiş, hakan'a bağlı bu yönetim bölümünü idare edenlere “ilhan” denildiği için, Hülâgû'nun kurduğu bu devlete İlhanlılar denmiştir.

Hulâgû, İran'a yerleştikten sonra Tebriz şehrini merkez yapmış, Abbasî halifeliğine son vermiş. Bağdat'ı almış, Anadolu üzerinde egemenlik kurmuştur. Fakat Hulâgû'dan sonra gelenler, İlhanlılar devletini, eski kudreti ile devam ettirememişlerdir. Bu devletin son hükümdarı olan Ebu Sait Bahadır Han'ın 1335 de ölmesi üzerine İlhanlılar devleti tarihe karışmıştır.

Destekliyoruz arkadaş - arkadas - partner - partner - arkadaş - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy