Nedir

HAS « Tarih

Osmanlı imparatorluğu'nda yıllık geliri yüz bin akçeden fazla olan dirliklere verilen ad. Osmanlı İmparatorluğunun gelir ve toprak dağılımı düzeninde tımar zeamet ve has olmak üzere başlıca üç düzen bulunurdu. Herhangi bir toprak parçasının yıllık geliri 20.000 akçeye kadarsa bu düzene “tımar” yıllık geliri 20.000 akçeden 100.000 akçeye kadarsa “zeamet”, 100.00 akçeden, fazla ise “has” denirdi. Tımar ve zeamet savaşlarda yararlıkları görülenlere hükümdarlar tarafından verilirdi. Has ise, sancak beylerine, beylerbeylerine, vezirlere, harem-i hümayuna bağlı kadınlara ve şehzadelere ait bir gelir düzeni idi.

HALİFELİK « Din

Peygamber Muhammet'in vekilliği halife sıfatı, unvan ve makamı.

Halifelik Peygamber Muhammet'in ölümünden sonra Müslümanlar tarafından geçim yolu ile gelen ilk dört halife devrinden (Hulefayı Raşidin)sonra, Emevî, Abbasî ve Osmanlı hanedanlarına geçmiş, babadan oğula geçen bir unvan olarak kullanılmıştır.

Dördüncü halife, Ali'nin Küfe mescidinde namaz kıldırırken İbni Mülcem adlı birisi tarafından zehirli bir kılıçla yaralanması ve birkaç gün sonra ölmesinden (661) sonra, Kûfeliler, yerine büyük oğlu Hasan'ı halife seçtiler. Irak Müslümanlarının çoğu Hasan'ı halife olarak tamdılar. Ancak Suriye ve Mısır Emevîlerinden Muaviye'nin egemenliğini tanıdı, iki taraf arasında bir savaşın baş göstermesine doğru, kuvvetsiz kalan halife Hasan, Muaviye lehine halifelikten ayrıldığını bildirdi. Bir süre sonra Hasan'ın kardeşi Hüseyin'in Kerbelâ'da öldürülmesi üzerine de tamamen Emevîlere geçmiş oldu. Emevîler devrinde, halifelik ,Emevî hükümdarlarının imtiyazında olan bir unvan durumuna gelmiştir. Emevî hanedanından 14 halife gelmiştir.

Emevîlerin saltanatının son bulması, Emevî devletinin yıkılması üzerine (750) halifelik makamı, Peygamber Muhammet'in amcası Abbas'ın neslinden gelen Abbasî ailesine geçmiştir. Abbasî egemenliğine 1258 yılında Hülâgû tarafından son verilmesi üzerine, bu tarihe kadar gelen 37 halife Zahirin oğlu Ahmet'in Mısır'a sığınması ve Baybars'ın yardımı ile 1261 yılında Mustansır adiyle halife ilân edilmesi üzerine Abbasî halifeliğinin Mısır kolu devri başlamıştır. Fakat, siyasî bir egemenlikten kuvvet alamayan bu halifelik, çok sönük olarak geçmiş ve bu koldan gelen 17 halife ne İslâm tarihinde ne de siyasî tarihte bir iz bırakmamıştır. Abbasilerin Mısır kolunun halifeliği, Yavuz Sultan Selim Mısır'ı işgal ettiği 1517 yılma kadar sormuştur. Yavuz Sultan Selim, Mısır'daki Memlûk devletini yıkınca, son halife Müvekkil' İstanbul'a getirmiş ve Ayasofya'da yapılan bir törenle Müvekkil'den halifeliği devralmıştır. Bu tarihten sonra halifelik, Osmanlı hükümdarlarına babadan oğula kalmak suretiyle geçmiştir.

Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı'ndan yenilgi ile çıkması ve Anadolu'da Millî Mücadelecin başlaması ile, Osmanlı saltanatı, halifelikle birlikte eski önemini ve kuvvetini kaybetmiş, son Osmanlı hükümdarı Vahdettin'in İstanbul'dan kaçması üzerine de 1 Kasım 1922 de saltanat Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bar kararı ile halifelik unvanı Osmanlı Veliahdı Abdülmecit Efendi'ye verilmiştir.

Ancak, aradan çok geçmeden, 3 Mart 1924 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından halifeliğe de son verilmiş, Osmanlı hanedanının Türkiye dışına çıkarılması üzerine de son halife Abdülmecit, Türkiye dışına çıkarılmıştır.

ADEM VE HAVVA « Din

Din kitaplarına göre dünyaya ilk olarak gelen erkek ve dişi insan. İbranilerin din kitabı olan Tevrat, Adem ive Havva'nın ilk insan olduklarını bildirmektedir. Tevrat'a göre Tanrı, önce Adem'i sonra onun kaburga kemiğinden Havva'yı yaratmıştır. Cennet bahçecinde bulunan iyi ile kötüyü tanıma ağacının meyvelerini yemeği yasak ettiği halde, yılanın teşviki ile önce Havva, sonra Adem bu meyveden yedikleri için cennetten koyulmuşlardır. Adem ile Havva yer yüzüne indikten sonra ikisinden bütün insanlar türemiştir. Kur'an'a göre de Adem topraktan yaratılmış ve kendisine ruh verilmiştir. Lanete uğrayan İblis (Şeytan) hıncını almak için Adem ve Havva'ya günah işletmiş ve cennetten kovulmalarını sağlamıştır.

IŞIK « Fizik

Kaynağı akkor haline gelmiş çok sıcak bir madde olan, eşyayı aydınlatıp görmemize ve renkleri ayırt etmemize yarayan bir enerji.

Işık, bir ışık kaynağından çıkar. Güneş yıldızlar, akkor haline gelmiş katı cisimler, gazlar birer ışık kaynağıdır. Işık kaynakları tarafından aydınlatılmış cisimlerden; bazıları da etraflarına ışık yayarlar. Bunlar da aydınlatılmış cisimleri meydana getirirler. En doğal ışık kaynağı güneştir. Yeryüzü, güneşin gönderdiği ışıkla aydınlanır.

Bir ışık kaynağından çıkan ışık, doğru yolla çevresine ışınlar halinde yayılır. Işığın yayılma yolu üzerine çıkan cisimlerden saydam olmayanlar ise ışığın geçmesine engel olurlar. Işığın yayılma yolu üzerindeki bu cisimlerin durumuna göre, gölge yarım gölge ve karanlık alanlar belirir.

Işığın da, ses gibi, fakat çok daha büyük bir yayılma hızı vardır. Işığın hızı, ilkin XVII. yüzyılda, Danimarkalı bir astronom tarafından ölçülmüştür. Bu ölçüye ve sonradan yapılan bir çok ölçülere göre, ışığın havada ve boşluktaki hızı saniyede 300,000 metredir.Işık, her hangi bir parlak cisim üzerine geldiğinde, doğrultusunu değiştirerek, geldiği ortama doğru, yine belirli bir doğrultudan gider. Bu olay, ışığın gelme açısı yansıma açısı, ve yansıyan ışın, aynı düzlem içindedir. Gelme açısı da yansıma açısına eşittir.Işık, saydam bir ortamdan, başka saydam bir ortama geçtiğinde ise doğrultusunda bir değişiklik meydana gelmek suretiyle yoluna devam eder. Bu olay,ışığın kırılmasını meydana getirir.

KÖPEK « Hayvanlar

Memeli hayvanların etoburlar takımından bir hayvan. En eski zamanlardan beri insanlar tarafından ehlileştirilmiştir. Zekâsı ve hafızası sebebi ile ilk zamanlardan beri avda, savaşta, çobanlık, polislik gibi işlerde kullanılagelmiş, insanın en sadık yardımcısı olmuştur. Boy ve şekil bakımından yüzlerce çeşidi vardır. Bu çeşitleri, başlıca dört grupta toplamak mümkündür, a - çoban köpekleri, b - bekçi köpekleri, c -av köpekleri ,d - ev köpekleri. Bu çeşitler içinde, bir tay büyüklüğünde olanların yanında, bir kedi yavrusu küçüklüğünde bulunanlar da vardır.

ARI « Hayvanlar

Zarkanadlılardan, bal ve balmumu yapan, iğnesiyle sokan böcek. Öbür arılardan ayırmak için buna balansı da denmektedir.

Vücutları baş, göğüs ve karın olmak üzere üç bölüme ayrılmıştır. Başın ön kısmında koklama ve dokunma organlarım taşıyan duyargaları vardır. Başın iki yanında birer petek gözü ve tepesinde üç nokta gözü vardır. Göğüs halkalarına bağlı üç çift bacaktan öndekilerde duyargaları temizleyen arka bacağın ayaklarında çiçek tozu toplamağa yarayan tertibat vardır. İkinci ve üçüncü göğüs halkalarından birer çift kanat çıkar. Ana arı ile işçi arıların son karın halkalarında birer zehir iğnesi vardır. İğne geriye doğru çekip çıkmaz, zehir ağıtı ile iç organlarından bir kısmı iğne ile kopar ve arı ölür.

Vücudu meydan getiren halkaların yan taraflarında on çift nefes deliği vardır. Gövdenin içindeki hava boruları ve hava kesecikleri bu deliklere bağlıdır. Yemek borusunun genişlemesi ile bir bal midesi meydana gelmiştir. Emilen bal ve çiçek öz suları, kovana döndükten sonra boşaltılır ve peteklerde bal toplanır.

Bir kovan içinde yaşayan bal arıları üç tipe ayrılır: 1) 3000-4000 kadar işçi arı, 2) 100-150 kadar erkek arı, 3) Bir tane ana arı.

Ana arı, her petek gözüne birer tane yumurta bırakır. Üçüncü, günün sonun, da yumurtalar çatlayarak larvalar çıkar îlkin kurtçuklar halinde olan larvalar, krizalit devrini geçirdikten sonra ergin hale gelirler. Bir ana an 16-17 bir işçi arı 21, bir erkek arı 24 günde gelişimini tamamlar.

Toplum halinde yaşayan arıların, bir kovan içindeki en önemli varlığı ana arıdır. İnce ve narin yapılı, boyu diğerlerinden daha uzun olan ana arı beş yıl kadar yaşar. Ağız aygıtları iyice gelişmediğinden işçi arılar tarafından ağzına sindirilmiş besinler verilmek suretiyle beslenir. Yumurtlama devresinde günde ortalama olarak 2.500 yumurta bırakır.

Vücutları daha kaba ve büyük olan erkek arıların iğneleri yoktur. Kovandaki ödevleri genç arılarla çiftleşmektir ki bu çiftleşme sırasında organlarının bir kısmı vücudundan çıktığından hemen ölür. Oğul mevsimi sona erdiğinde, bunlara lüzum kalmadığından işçi arılar tarafından ya öldürülürler, ya da kovan dışına atılırlar.

İşçi arılar, cinsiyet organları körleşmiş dişi arılardır. Çok çalışkandırlar. Kovanın iç ve dışındaki bütün işleri bunlar görürler. Kırlara açılarak çiçek özü toplarlar ve bal yaparlar. Havaların ısınması ile de çalışmağa başlarlar. Bu durum, havaların soğumağa başladığı sonbahara kadar sürer. Kışın toplu bir halde, salkım şeklinde bir arada bulunurlar.