Nedir

KURTULUŞ SAVAŞI « Tarih

Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı'nda uğradığı yenilgiden sonra, Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşması hükümleri gereğince bağımsızlığını ve hürriyetini kaybeden Türk milletinin, yabancı boyunduruktan kurtulabilmek, hür ve bağımsız bir devlet kurabilmek için 1919 - 1922 yılları arasında düşmanlarına karşı yaptığı savaş.

1914 - 1918 yılları arasında süren Birinci Dünya Savaşı sonunda, Osmanlı Devleti, beraber savaşa katıldığı müttefikleri (Almanya, Macaristan, Bulgaristan v.b.) gibi, mütareke yapmak zorunda bulunduğunu anlamış ve 30 Ekim 1918 de Mondros Mütarekesi'ni imzalamıştı. Mondros Mütarekesi hükümleriyle, Osmanlı imparatorluğu fiilen sona eriyordu. Çünkü Mondros Mütarekesi, çok ağır şartlar getiriyordu. Mondros Mütarekesine göre:

Çanakkale ile İstanbul Boğazları açılacak ve bu yerlerdeki istihkâmlar müttefikler tarafından işgal edilecektir. Ordu terhis edilecektir. Orduya ait silâhlar, cephane donatım ve taşıt vasıtaları müttefikler emrine verilecektir. Donanma teslim edilecek ve müttefiklerce uygun görülecek limanlarda demirli tutulacaktır. Toros tünelleri müttefikler tarafından işgal edilecektir. Telsiz telgraf ve kablolar itilâf Devletleri memurları tarafından kontrol ve murakabe edilecektir. Müttefikler, emniyetlerini tehdit edecek vaziyet çıktığı takdirde, stratejik noktaları işgal edeceklerdir. Vilâyat-i sittede (Erzurum, Van, Harput, Diyarbakır, Sivas, Bitlis) kargaşalık çıktığı takdirde, bu vilâyetlerin herhangi bir bölümünü müttefikler işgal edebileceklerdir. İran'ın kuzey batısındaki Türk kuvvetleri savaştan önceki sınırın gerisine alınacak. Hicaz'da Asır’da, Yemen'de, Irak'ta bulunan birlikler en yakın İtilâf kumandanına Trablus ve Bingazi'deki Türk subayları da en yakın İtalyan birliklerine teslim olacaklardır.

Osmanlı devlet adamları, Mondros Mütarekesi'nin şartlarının çok ağır olduğunu gördükleri halde, bunu kabul etmekten başka çıkar bir yolun bulunabileceğini sanmıyorlardı. Yalnız, Yıldırım Orduları Gurup Komutanı Mustafa Kemal Paşa, mütarekenin, özellikle yabancı istilâsı ile ilgili hükümlerine itiraz etmişti. Osmanlı hükümetinin verdiği iyimser açıklama karşısında halk, geçici bir memnunluk içinde bulunuyordu.Fakat, aradan çok geçmeden, mütareke hükümlerini, müttefik devletler yerine getirmeğe başladılar. İngilizler, 3 Kasım 1918 de Musul'u işgal ettiler. 13 Kasım 1918 de İtilâf Devletlerinin 60 parça savaş gemisinden kurulan büyük filosu, İstanbul önünde demirledi. Bundan başka İngilizler, İzmit, Eskişehir, Afyon, Samsun, Merzifon ve Batum'a askeri birlikler çıkardılar. Bu arada İtalyanlar da Konya'ya Alaşehir ve Afyon'a küçük birlikler gönderdiler. Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasını takip eden ay içinde yapılan bütün işgaller ve hareketler, mütareke hükümlerine aykırı olmakla beraber, bunlara ses çıkaracak bir kudret, Osmanlı sınırları içinde kalmamış bulunuyordu. Dışardan gelen bu tehlikeli durum yetmiyormuş gibi memleket içinde de birliği ve beraberliği yıkıcı hareketler baş göstermeye başlamıştı. İstanbul'da bulunan azınlıklar, yıkıcı çalışmalarına başlamışlar, bir taraftan Rumlar, İstanbul'da Rum Patrikhanesinde, patrik vekilinin başkanlığından “Mavri Mira” adiyle kurulan bir Cemiyet aracılığı ile Yunan hükümeti lehine her türlü propaganda yaparlarken, bir taraftan da Ermeniler, yıkıcı çalışmalarına başlamış bulunuyorlardı.

Azınlıkların bu yıkıcı çalışmaları yetmiyormuş gibi bağımsız bir Kürdistan kurmak isteyenler, İstanbul'da “Kürdistan Teali Cemiyeti” adıyla bir cemiyet kurmuşlardı. Bundan başka kuvvetli bir devlet yerine, bir din devleti kurmak isteyen geri kafalılar, “Teali-i İslâm Cemiyeti”nde fikirlerini yaymağa başlamışlardı. Bu mütareke aylarında, ayırıcı bir topluluğu da, İngilizlere sığınmayı tek çıkar yol olarak gören, padişahın, sadrazamın ve bir çok devlet adamının katıldığı “İngiliz Muhipler Cemiyeti”meydana getiriyordu.

Mondros Mütarekesi'nin imzalanması ile büyük bir karanlık devre içine giren Türk milleti, maddî ve manevî bakımdan yorgun bulunuyordu. Bütün memlekette sefalet, asayişsizlik ve gelecek hakkında güvensizlik hüküm sürüyordu.

Osmanlı hükümeti, bu durum karşısında, tam anlamıyla bir kudretsizlik gösteriyordu. İtilâf Devletlerinin bütün isteklerine boyun eğiyordu.

İtilâf Devletlerinin Türk vatanının topraklarım bölüşmek ve devletin istiklâlini yok etmek teşebbüsleri ile Osmanlı hükümetinin böyle bir durumu önlemek hususundaki kudretsizliğini gören Türk Milleti, haklarını her türlü vasıtalarla korumak için yer yer millî cemiyetler kurma yoluna girdi. Trakya Paşa İli Mudafaa-i Hukuk Cemiyeti, Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, İzmir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, böyle bir asa düşünce ile kuruldu.

Bu millî cemiyetler Türk milletinin vatan aşkını temsil etmekle beraber, hüküm ve etki alanları ancak adlarını taşıdıkları bölgeler içinde kalıyordu. Türk milletini boyunduruktan kurtaracak hareketin başlangıcı da, bu cemiyetlerin ,aynı amaç etrafında toplanmasını gerektiriyordu.

Böyle bir amaç etrafında toplanarak, hür ve bağımsız bir Türkiye kurma çabasına başlamayı zorunlu gören Mustafa Kemal Paşa, 13 Kasım 1918 de İstanbul’a geldi. Bir kaç ay kaldığı İstanbul'da, arkadaşları ile çeşitli temaslarda bulundu. Bir kurtuluş hareketine Anadolu'dan başlamak kararını verdi. Böyle bir karar için de, Anadolu'ya, Osmanlı Hükümetinin verdiği resmî bir vazife ile gitme imkânlarını sağladı. Üçüncü Ordu Müfettişi sıfatı ile, Mustafa Kemal, 16 Mayıs 1919 da İstanbul'dan Bandırma vapuru ile hareket etti. Hareketinden önce, sevdiği bir arkadaşı, İngilizlerin vapuru batıracakları hususunda kendisine korkunç bir haber getirmişti. Fakat İstanbul'da kalmakla denizde batırılmak arasında bir fark görmediği için yolundan dönmedi. 19 Mayıs'ta Samsun'a vardı. İstanbul'dan hareket ettiği gün Yunan ordusu, İzmir'de Anadolu topraklarına ayak basmış bulunuyordu (15 Mayıs 1919)

İzmir'in Yunanlılar tarafından işgal edilmesi, Türkiye'nin her tarafında büyük bir acı ile öğrenildi Türk milleti, görülmemiş büyük bir isyanın heyecanı ile kabardı. En büyük şehirlerden en küçük kasabalara kadar her yerde mitingler yapılarak işgal olayı protesto edildi.

Bu protestolar sonucu Yunanlılar'a, Türk yurdunu istilâ edenlere karşı bir dayanma, düşmanları Türk yurdundan atma fikri, kısa bir zamanda en büyük heyecan veren bir fikir haline geldi. Anadolu'da düşmana silâhla karşı koyma fikri gelişti. Bütün Türk yurdunda, “İzmir Türkündür, öleceğiz fakat onu Yunanlılara bırakmayacağız” parolası dolaşmağa başladı. Türk Kurtuluş Savaşı, böyle başlamış oluyordu.

Samsun'da Anadolu topraklarına çıkan Mustafa Kemal, Türk milletini» düşmanlarına karşı koyma plânlarını hazırlamağa, bir taraftan da, dağınık bir durumda olan askerî birlikleri bir komuta altında toplamağa çalıştı. Samsun'dan Amasya'ya geçerek, orada bir genelge yayınlayarak, Türk milletini, millî egemenliğini ele almak için karşı koymağa çağırdı. 22 Haziran 1919 tarihinde askerî ve idarî makamlara millî dâvaya bağlı kimselere gönderilen bu genelgede şu hususlara dikkati çekiyordu:

1 - Vatanın bütünü, milletin istiklâli tehlikededir. 2 - İstanbul hükümeti, üzerine aldığı sorumluluğun icaplarını yerine getirmemektedir. Bu hal milletimizi yok etmektir. 3 - Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. 4 - Milletin hal ve durumunu gözden geçirmek ve hak isteyen sesini cihana işittirmek için her türlü tesir ve murakabenin dışında bir millî heyetin varlığı lâzımdır. 5 - Anadolu'nun her cihetle en emin yeri olan Sivas'ta millî bir kongrenin süratle toplanması kararlaştırılmıştır. 6 - Bunun için bütün vilâyetlerin her sancağından milletin güvenini kazanmış üç delegenin, mümkün olan süratle yetişmek üzere, hemen yola çıkarılması icab etmektedir. 7 - Her ihtimale karşı keyfiyetin millî bir sır halinde tutulması lâzımdır.

Kısa bir zamanda bütün yurda yayılan bu genelge üzerine, millî dayanışma fikri, bir baş etrafında toplanmağa başladı. Genelgede bildirilen Sivas'ta bir kongre yapılacağı haberi üzerine millî dâvaya katılan kimselerden delegeler seçilmeğe başlandı.

Mustafa Kemal'in, Anadolu'da millî bir karşı koyma hareketine giriştiğini haber alan İstanbul hükümeti, Mustafa Kemal'in geri gelmesini istedi. Bir taraftan da, gelmeyeceğini düşünerek yakalanıp zorla getirilmesi için gerekli harekete geçti. Fakat bunların hiç biri sonuç vermedi. Mustafa Kemal 8/9 Temmuz gecesi, askerlikten ve aldığı görevlerden çekildiğini bir telgrafla Vahdettin'e bildirdi. Bu kararını bir yazı ile Türk milletine anlatırken, bundan sonra milletin “civanmertliğine” güvenerek ve onun “bitmez tükenmez feyiz ve kudret kaynağından ilham ve kudret alarak” ödevine devam edeceğini bildirdi.

Mustafa Kemal, Amasya'dan Sivas'a, oradan da Erzurum'a geçti. Her gittiği yerde, düşmanlara karşı koyma hazırlıklarının biraz daha plânlaşmasını sağladı.

Mustafa Kemal, Erzurum'da doğu illerindeki Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri'nin temsilcilerinin katılması ile 23 Temmuz 1919 günü bir kongrenin toplanmasını sağladı

Toplantı sonunda alınan kararlar, bir beyanname ile bütün yurda bildirildi. Erzurum Kongresi, yalnız Doğu illerinin durumunu görüşmek için gelen temsilcilerinin katılmasıyla yapıldığı halde, yayınlanan beyanname, memleketin bütününü ilgilendiren bir ihtilâl beyannamesi özelliğinde idi. Vatanın millî sınırlan içinde bir bütün olduğu, parçalanamayacağı vatan ve istiklâlin korunması için her şeyin yapılacağı yayınlanan beyannamenin esasları oluyordu.

Erzurum Kongresi'nden kısa bir süre sonra, Amasya'da yayınlanan genelge gereğince Sivas Kongresi toplandı (4 - 12 Eylül 1919) Sivas Kongresi, Erzurum Kongresi'nde vatanın bütünlüğü ve istiklâlinin sağlanması için verilmiş olan kararları Hukuk Cemiyetleri'ni, “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adım taşıyan tek bir cemiyet haline getiriyordu. Bu cemiyet adına da söz söylemeğe yetkili ve Mustafa Kemal'in başkan bulunduğu bir “Heyet-i Temsiliye” seçiyordu.

Sivas Kongresi, memlekette başarılmak istenen millî birlik hareketini her türlü vâsıtalarıyla baltalamağa çalışan Damat Ferit Paşa hükümetine karşı mücadeleye girişti. Heyet-i temsiliye adına padişaha, sadrazam hakkında milletin şikâyetini telgrafla bildirmek isteyen Mustafa Kemal'e zorluk çıkarıldı. Bunun üzerine Anadolu Heyet-i temsiliyenin emriyle İstanbulla olan her türlü muhaberelerini kesti (12 Eylül). Bu hareket Anadolu'da gelişmiş bulunan millî egemenlik düşüncesinin önemli işareti oldu. Üç hafta Anadolu kendi kendini idare etti. Sonunda Damat Ferit Paşa hükümeti istifa ederek yerine Ali Rıza Paşa hükümeti kuruldu (2 Ekim). Bu hükümet mevkiini muhafaza edebilmek için Anadolu ile işbirliği yapmak zorunda bulunduğunu anladı. Heyet-i temsiliye ile anlaşmak için Anadolu'ya Bahriye Nazırı Salih Paşa Başkanlığında bir heyet gönderdi. İki taraf arasında Amasya'da görüşmeler yapıldı (20-22 Ekim) Salih Paşa Erzurum ve Sivas Kongresi kararlarının önemlilerini İstanbul hükümeti adına kabul etti. Amasya görüşmelerinden sonra Ali Rıza Paşa hükümeti Mebuslar Meclisini toplantıya çağırdı. Mustafa Kemal, Heyet-i temsiliye üyeleriyle meclis çalışmalarını daha yakından takip etmek üzere Sivas'tan 27 Aralık'ta Ankara'ya geldi.

Son Osmanlı Mebusan Meclisi, 12 Ocak 1920 de İstanbul'da açıldı. Erzurum ve Sivas Kongrelerinde tespit edilmiş kararlar, “Misak-ı Millî” adıyla bir program haline getirildi. İtilâf Devletleri ise Misak-ı Millî kararlarını hükümsüz kılabilmek, millî birlik hareketini baltalayabilmek amaçları içinde 16 Mart 1920 sabahı İstanbul'u resmen işgal ettiler.

İstanbul, İtilâf Devletleri tarafından işgal edilirken bir telgrafçı Ankara'da bulunan Mustafa Kemal'i durumdan haberdar etti (16 Mart). Mustafa Kemal, bu olayı bir taraftan memleket efkârına duyurdu; diğer taraftan da dünya devletleri nezdinde protesto etti. Bundan başka Türk milletinin kuvvet önünde yılmadığını göstermek için Anadolu'da bulunan İtilâf Devletleri subay ve memurlarının tevkif edilmesini emretti. Anadolu'daki yüksek âmirlerin de muvafakatini aldıktan sonra olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin Ankara'da toplanması için tedbirler aldı.

Bu kararını, Heyet -i Temsiliye adına bütün illere, sancaklara ve kolordu komutanlıklarına bir tamim ile bildirdi ve gerekenlerin yapılmasını emretti (19 Mart 1920). İstanbul'un işgaliyle kaçabilen milletvekillerinin de haklarının saklı tutulacağım bildirdi. Bütün yurtta yeni seçilen milletvekilleri ile İstanbul'dan kaçarak Anadolu'ya gelen 78 milletvekili, 23 Nisan 1920 de Ankara'da toplanarak “Türkiye Büyük Millet Meclisi”ni kurdular. Mustafa Kemal'in bir nutkuyla açılan Meclis, ilkin Mustafa Kemal tarafından verilen bir önergeyi kabul etti.

a - Hükümet kurmak gereklidir, b - Geçici olmak kaydıyla bir hükümet başkanı tanımak ya da padişah kaymakamı kurmak doğru değildir, c - Mecliste toplanmış millî iradeyi gerçek olarak vatan mukadderatına hâkim tanımak asıl ilkedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin üstünde bir kuvvet yoktur, d - Türkiye Büyük Millet Meclisi kanun yapma ve kanun yürütme yetkilerini kendinde toplamıştır. Meclisten ayrılacak bir heyet meclise vekil olarak hükümet işlerini görür. Meclis bu heyetin de reisidir. Padişah ve halife, bulunduğu baskıdan kurtulduktan sonra meclisin tanzim edeceği kanun esasları dairesinde vaziyetini alır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi bu önergeyi kabul ettikten sonra Meclis Başkanlığına Mustafa Kemal'i seçti (24 Nisan). Bundan başka, 11 vekilden bir vekiller heyetinin de kurulması kararlaştırıldı. Erkânı Harbiyeyi Umumiye Reisliği de vekâletlerden biri oldu. Vekiller Heyeti 3 Mayıs'ta tam kadrosu ile kuruldu ve hükümetede, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti denildi.

Mustafa Kemal, 30 Nisanda Avrupa devletleri dışişleri bakanlarına Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kurulduğunu resmen bildirdi. Bundan, yabancı devletlerin İstanbul hükümeti ile yaptıkları ve yapacakları antlaşmaların, Türkiye'nin tek gerçek temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından tanınmayacağı da ifade edildi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi toplandığı sıralarda Türk milleti vatanın türlü bölgelerinde istilâ kuvvetlerine karşı milis kuvvetleriyle kahramanca savaşıyordu. Batı Anadolu'da Yunan ileri hareketine karşı 15 Mayıs 1919 dan başlayarak aynı yılın Haziran ayı içinde Ayvalık, Bergama ve Soma, Aydın ve Nazilli ve Salihli cepheleri kurulmuştu.

Güney Anadolu'da da aşağı yukarı aynı devirlerde Adana, Antep, Urfa ve Maraş'ta Fransız kuvvetlerine halkın sinesinden doğan savunma savaşları yapılmakta idi.

Bundan başka Trakya'da muhtemel bir Yunan taarruzuna karşı, İzmit'de Saltanat hükümetiyle îtilâf Devletlerine karşı, Doğu Kuzey Anadolu'da Ermenilere karşı cepheler kurulmuştu.

Türkiye Büyük Millet Meclisi ilk aylarda bu cephelerle gereği gibi alâkadar olamadı. İngilizlerin baskısı ile hareket eden Padişahın, iktidara getirdiği Damat Feriti Paşa hükümeti Anadolu'daki millî hareketleri din ve devlete karşı isyan mahiyetinde gösteren bir fetva çıkarttı (11 Nisan). Mustafa Kemal ve arkadaşlarını savaş divanına vererek ölüme mahkûm ettirdi (24 Mayıs). Bu hareketin tepkisi görüldü. Anadolu'da Türkiye Büyük Millet Meclisi otoritesine karşı yer yer isyanlar patlak verdi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi mukabil bir fetva ile dâvanın meşru olduğunu ispat ettiği gibi (5 Mayıs) Sadrazam Damat Ferit Paşayı Türk tâbiiyetinden iskat etti (19 Mayıs). Bundan başka Anadolu'daki isyanları bastırdı ve İngilizlerle beraber hareket eden Halife ordusunu İzmit cephesinde dağıttı. 10 Temmuz 1920 de İstanbul hükümetinin kabul etmeyi kararlaştırmış olduğu Barış antlaşmasını tanımamaya yemin etti.

Bu esnada Türk ordusunun teşkilâtlanması işi de ele alındı. Milis kuvvetleri muntazam askerî birlikler içine alındı. Bu hususta verilen emirleri kabul etmek istemeyen Çerkeş Ethem bir kısım kuvvetleriyle Yunan ordusuna katıldı. Bu suretle Anadoluda Türkiye-Büyük Millet Meclisi Hükümetinin otoritesi kesin olarak kuruldu.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Misak-ı Millî'de tespit edilmiş olan vatan topraklarından istilâ edilmiş olanları kurtarabilmek için yalnız Yunanlılarla değil, çeşitli devletlerle Savaşmak zorunda idi. Millî hareket sonucu, Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde düşman kuvvetlerine karşı koymaları devam ederken, düzenli bir ordu ile ilk savaş, Ermenistan'a karşı Doğu kuzey cephesinde başlamıştır. XV.Kolordu komutanı Kâzım Karabekir Paşanın yönetimindeki Türkiye Büyük Millet Meclisi kuvvetleri. 28 Eylül 1920 de Ermenistan üzerine taarruza geçtiler. 30 Ekimde Kars, 7 Kasımda Gümrü zaptedildi. Türk kuvvetlerine karşı her türlü karşı koyma yeteneklerini kaybeden Ermeniler barış istediler. Gümrüde başlayan barış görüşmeleri bir antlaşma ile son buldu. Bu anlatma gereğince 1878 de Rusya'ya bırakılmış olan Kars ve yöresi geri alınmış, Ermenistan devleti zararsız bir duruma getirilmiştir. (3 Aralık 1920). Bu antlaşmadan sonra Gürcistan ile olan anlaşmazlıklar, barış yolu ile çözüldü. Ardahan ve Artvin sınırlarımıza katıldı.

Doğu Cephesinde savaş Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti'nin lehine sonuçlanırken, batıda Yunanlılar, 15 Mayıs 1919 da İzmir'i işgalleri ile başlayan işgal hareketlerine hızla devam ediyorlardı. Müttefiklerin desteği ile harekete geçmiş bulunan Yunanlılar, Batı Anadolu'da büyük toprak kazançları sağlamışlar ve Bursa'ya Balıkesir'e kadar Türk şehir ve kasabalarını işgal etmişlerdi.1920 yılının Haziran ve Temmuz aylarında yaptıkları taarruz hareketi ile bir taraftan Bursa'ya kadar olan bölgeleri işgal ederken, bir taraftan da Trakya'yı işgal ediyorlardı. 10 Ağustos 1920 de imzalanan Sevr Antlaşması hükümlerini Türk milletine kabul ettirebilmek için bütün güçlerini kullanıyorlardı. Bundan sonra bir yıldırım yürüyüşüne başlayan Yunanlılar, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kurulmağa başlayan düzenli orduları ile karşılaşmaya başladılar. Yunanlıların, Bursa üzerinden Eskişehir'e doğru yaptıkları bir taarruz, 10 Ocak 1921 de Birinci İnönü Muharebesinin kazanılması ile durduruldu. Kısa bir süre sonra yaptıkları ikinci taarruz hareketleri, 31 Mart - 1 Nisan 1921 tarihinde, İkinci İnönü Muharebesi'nin kazanılması ile sonuç vermedi.

Bu yenilgilerin intikamım almak isteyen Yunanlılar, Başkomutanları kral Kostantin'in Ankara'yı hedef gösteren bir günlük emri ile yeniden ileri harekete geçtiler. 22 Ağustos - 12 Eylül 1921 günleri arasında, 22 gün 22 gece süren ve Sakarya Meydan Muharebesi adını alan muharebe, Türk Orduları Başkomutanı Mustafa Kemal Paşa'nın, 12 Eylül 1921 tarihli günlük emrinde müjdesini verdiği “tam bir Türk zaferiyle” son buldu.

Türkiye Büyük Millet Meclisi ordularının Batı Cephesinde kazandığı savunma zaferleri hükümetin siyaset alanında büyük etki yaptı. Birinci İnönü zaferinden sonra Sovyetler Birliği ile Moskova'da bir dostluk antlaşması imzalandı (16 Mart 1921). Bundan başka İtilâf Devletleri Londra'da Anadolu savaşına son vermek için 21 Şubat 1921 de toplanan Konferansa, henüz tanımadıkları Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetini de çağırdılar. Bu konferanstan müspet bir netice çıkmadı. Sakarya zaferinden sonra Türkiye ile Kafkas Cumhuriyetleri arasında Kars antlaşması imzalandı (13 Ekim 1921) Türkiye ile Fransa arasında, güney Anadolu'da istilâ altında bulunan topraklarımızı kurtaran Ankara itilâfnamesi imzalandı (20 Ekim 1921).

Sakarya'da yenildikten sonra Yunan kuvvetleri evvelce hazırlamış oldukları Eskişehir, Kütahya ve Afyon doğusundaki bir hatta çekilerek bu hattı kuvvetlendirmeye ve müdafaa tedbirleri almaya başlamışlardı. Türk ordusu, zaferi kazanmış olmasına rağmen henüz Yunan ordusunu bir muharebeye zorlayarak yok edecek durumda bulunmuyordu. Bu sebepten Sakarya zaferi ardınca gelen günlerde büyük Türk taarruzu için hazırlıklar başladı. Memleketin büyün kaynakları ordu emrine verildi. Harb için gerekli insan ve malzeme, batı cephesine kötü yollardan, iptidaî araçlarla, ağır fakat emin ve imanlı kafileler halinde akmaya başladı. İstanbul'un hamiyetli çocukları itilâf kontrolünün bin bir ihtiyat tedbirlerine, rağmen depolardan kaçırdıkları her türlü silâhları İnebolu ve Kastamonu voliyle Ankara'ya gönderiyorlardı.

Altı ay geceli gündüzlü ve tabiatın gösterdiği her türlü güçlüklere rağmen yapılan hazırlıkların yeter olduğunu gören Türk Başkomutanlığı, Batı Cephesi'nde Yunan ordusuna karşı taarruza geçme kararını Haziran 1922 de verdi. Son taarruz hazırlıklarının da tamamlanması için çok gizli bir şekilde çalışmalara devam edildi.

Nihayet, 26 Ağustos 1922 sabahı Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, Türk ordularına taarruz emrini verdi. Sabahın ilk ışıkları ile başlayan topçu ateşi, Kurtuluş Savaşı'nın son muharebesi olan “Başkumandanlık Meydan Muharebesi” nin başladığını bildiriyordu.

Türk orduları tarafından 30 Ağustosta son ve kesin şekilde yenilgiye uğrayan Yunan orduları, İzmir'e doğru kaçarlarken, Başkomutan Mustafa Kemal, Türk ordularına, “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz dir, ileri” emrini veriyordu.

Bundan sonra bir yıldırım yürüyüşü başladı. Yunan başkomutanı Trikopis, Genelkurmay heyeti ile teslim oldu. Türk kuvvetleri 9 Eylülde İzmir'e girdiler. 18 Eylül'de Batı Anadolu, Yunan kuvvetlerinden tamamen temizlenmişti. Gazi Mustafa Kemal'in evvelce millete yaptığı vaat gerçekleşmiş, düşman Anadolu'nun harîm-i ismetinde imha edilmişti.

Bu zafer bir millet tarafından tamamen benimsenen bir fikrin ne kadar kudretli ve ne kadar canlı bir kuvvet olduğunu bütün âleme gösteren bir örnekti.

Bunun üzerine İtilâf Devletleri Mudanya'da mütareke şartlarını görüşmek üzere bir konferansa îştirak etmeyi kabul ettiler: Mudanya mütarekesi ile Trakya'nın Yunan kuvvetlerince boşaltılıp Türkiye'ye iadesi ve İstanbul'da Türkiye Büyük Millet Meclisi idaresinin kurulması kabul edildi. Bundan sonra yine İtilâf Devletleriyle Yunanistan ve Türkiye arasında Londra'da bir barış konferansı toplandı (20 Kasım 1922). Bu konferansta Misakı Millî göz önünde tutularak hazırlanan Lozan antlaşması 24 Temmuz 1923 de imzalandı Bu suretle de, Türk topraklarının bütünlüğü ve Türk devletinin kayıtsız ve şartsız istiklâli bütün dünyaca tanınmış oldu.

BAKTERİYOTOKSİN « Biyoloji

Bakteri zehri - Bakterilerin, zehirli etki gösteren ve toksin denen maddeleri de ihtiva eden zehirli maddeleri. Bakteri zehirleri ya bakterinin organizması içinde meydana gelir (endotoksin) ve ancak onun harap olması ile meydana çıkar; ya da bakterinin organizması içinde meydana geldikten sonra, bakteri canlı iken dışarı çıkar (ekzotoksin). Toksinler, organizmanın çeşitli yerlerine etki yaparak hastalıkları meydana getirirler

KAUÇUK « Teknik

Sıcak yerlerde yetişen kauçuk ağaçlarından elde edilen sütten çıkarılan bir madde. Kauçuk ağaçlarının gövdelerinin bıçakla çizildiği zaman “lateks” denilen bir süt akar. Kauçuk, bu sütün içinde çok ufak tanecikler halinde ortalama, olarak % 25-30 oranında bulunur. Bu süt, asetik asitle muamele edildiğinde kauçuk ayrılır. Buna “ham kauçuk” adı verilir. Bu ham kauçuk, yıkama makineleriyle temizlenir ve yoğuludur. Soğukta kırılan, sıcakta yapışan bir durum alır. Kükürtle vulkanize edildikten sonra endüstride kullanılır.

Kauçuk, bugünkü endüstrinin önemli maddelerinden biridir. Motorlu - motorsuz taşıt araçlarının tekerlekleri, çeşitli yağmurluklar, ayakkabılar, elektrikçilikte en önemli izolalar, düğme, tarak, kalem gibi maddeler, yapıştırma solüsyonları, vernikler, kauçukun endüstriye uygulama şekilleridir.

Doğal kauçuğun bu kadar çok kullanılması sebebi ile, kauçuğu çok ucuz ve bol miktarda elde edebilmek için 1906 yılında Almanlar tarafından sentetik (yapay) kauçuk elde edilmiştir.

HİMALAYA DAĞLARI « Dünya Coğrafyası

Hindistan'ın kuzeyinde, Asya'nın ve dünyanın en yüksek tepelerini ihtiva eden dağ zinciri. İndüs vadisinden Brah-maputra vadisine kadar uzanır ve birbirine paralel iki sıra meydana getirirler. Uzunlukları, doğudan batıya 2.400 kilometre kadardır. HindistanTibet yaylasından ve Asya'nın öbür bölümlerinden ayıran Himalaya dağlarının en yüksek yeri olan Everest tepesi (8.882) metre) dir. Ondan başka Gavrizanlar (8.143 m.), Davalagiri (8.180 m.) Kinçinga (8.580 m.) gibi önemli tepeleri vardır.

ZİLE « Türkiye Coğrafyası

Tokat iline bağlı bir ilçe. Yüzölçümü 1.792 kilometrekare, nüfusu 67.469 dur. Yüzeyi genel olarak geniş ovalardan meydana gelmiştir. Halkın başlıca geçim kaynağı tahıl ekimine dayanmaktadır. Merkezi 21.3999 nüfuslu Zile kasabasıdır.

BEŞİKTAŞ « Türkiye Coğrafyası

İstanbul iline bağlı bir merkez ilçesi. İlçenin yüzölçümü 12.8 kilometrekare, nüfusu 91.065 dir.

İlçe, ilin merkezi olan İstanbul şehrinin Rumeli yakasında, Boğaziçi kıyılarındadır. Sarıyer, Boğaziçi, Şişli, Beyoğlu ile çevrilidir. Merkezi olan Beşiktaş kasabası, İstanbul şehrinin belediye sınırları içinde bir semtidir.