RADYOAKTİVİTE « Kimya
Bazı elemanların, cisimlerinden geçebilen ve fotoğraf plağına etki edebilen bir ışınım yaymaları haline verilen ad. 1893 yılında Henri Berquerel uranyum ve tuzlarının, 1897 yılında Mme Curie toryumun radyoaktivite özelliğine sahip elemanlar, olduklarını göstermişlerdir.
Bugün otuzdan fazla radyoaktivite özelliğine sahip “radyoaktif” eleman tanınıyor. Bunların en önemlisi, 1896 yılında Pierra Curie ve Mme Curie tarafından uranyumlu bazı maden filizlerinde bulundukları, tespit edilen “radyum” dur. Uranyumdan birkaç milyon kere daha fazla aktif olan radyum ile radyoaktivite en iyi incelenir. Kimyasal bakımdan radyum, baryuma benzer bir madendir. Bundan ayrılması çok zordur. Radyum, 1910 yılında maden halinde elde edilmiştir. Fakat daima tuz halinde kullanılır.
Bir cismin radyoaktivitesi, içerisinde bulunan radyoaktif eleman kütlesiyle orantılıdır. Bir cismin radyoaktivitesi ise bir sabitedir, bilinen fizik etmenlerinin hiç biri ora etki yapamaz.
Radyo aktif ışınım fotoğraf plânlarına etki eder, azotik asidi ayrıştırır, beyaz fosforu kırmızı fosfora çevirir. Bir çok cisimler, radyoaktif ışınımın etkisi ile gazışıl olurlar. Bu özellikten cep ve duvar saatlerinin kadranlarında istifade edilir. Bunlar, esas miktarda radyum ilave edilmiş çinko sülfür ile örtülüdür. Bunlardan başka radyoaktif ışınımdan tıpta faydalanılır. Bunlar bazen çok tehlikeli, hattâ öldürücü olmalarına rağmen, tedavi bakımından büyük önem taşırlar(özellikle kanser tedavisi).
Gerçekte radyoaktivite, atomun bir özelliğidir ve radyoaktif elemanların bulundukları kimyasal bileşimlere bağlı değildir.
Bu özellik radyoaktif özelliğinde bulunan elemanların atomlarının ayrışmasından ileri gelmektedir. Gerçekten, 1900 yılında, radyumun devamlı olarak bir gaz çıkarmakta olduğu bulunmuş, radyoaktif bir eleman olan bu asal gazlardan olan bu gaza “emanation” adı verilmiştir.
Bir radyum atomu, radyoaktif ayrışmasında, pozitif yüklü bir helyum atomu çıkarak, emanation atomu haline geçer. (Atom ağırlığı 226 olan Radyum, atom ağırlığı 4 olan helium'u çıkarınca, atom ağırlığı 224 olan emanation meydana gelir) Radyumun bu şekilde devam eden atom parçalanması, bir sıra ara maddelerden sonra “kurşun” da son bulmaktadır. Kurşun, artık ayrışmaya devam etmez.
Yüksek atom ağırlığı olan başka, elemanlar da (uranium, therium v.b.) radyoaktif elemanlardır. Bu elemanların radyoaktif ayrışımlarında, bir sıra maddelerden sonra kurşun elemanı meydana gelir. Elemanların, radyoaktivite ile, başka elemanlar haline gelişleri sırasında, atom ağırlığı daha az olan yeni elemanlar meydana gelmekte ve enerji çıkmaktadır.
Radyum, üç çeşit ışın çıkarmaktadır. Bu üç türlü ışın, bir mıknatıs alanındaki türlü sapma alanları ile birbirlerinden ayrılır. Bu ışınlar alfa, beta ve gama ışınları elektromagnetik dalga hareketleridir. Bu sebeple bu ışınlar, Röntgen ışınları ile kıyaslanabilir. Beta ışınları, negatif elektronlardan ibarettir. Alfa ışınları ise, pozitif yüklü Helium atomlardır.
Bu doğal radyoaktivitenin dışında başka elemanlar da alfa taneleri ile bombardıman edilerek parçalanabilmektedir. Bundan başka, çekirdek bombardımanı elektrikçe nötr olan nötronlarla da yapılmaktadır. İlk defa 1938 yılında Alman kimyageri Otto Hahn tarafından yapılan bu bombardımanla, uranyum iki başka elemana ayrılmış, bu ayrışmada sonra nötronlar açığa çıkmıştır. Yeniden meydana gelen bu nötronlar, aynı atom parçalarına katılmakta, böylece çok kısa zamanda büyük çapta ayrışma reaksiyonları meydana gelmektedir. Bu çeşit zincirleme reaksiyonlar sonucu da, atom bombasının daha genel bir deyimle “atom enerjisi” nin meydana gelmesi sağlanmaktadır.
AYBASTI « Türkiye Coğrafyası
Ordu iline bağlı bir ilçe. Yüzölçümü 431 kilometrekare, nüfusu 25.837 dir. İlçe toprakları kıyılardan içerdedir. Yüzeyi, dağ yamaçlarından ve derin vadilerden ibarettir. İlçe halkı orman ürünleri ve balıkçılıkla geçinmektedir.
İlçe merkezi Esenli kasabasıdır.
CİRİT « Eğlence
Düşmana atılmak üzere yapılmış ucu demirli, sert tahtadan kısa mızrak. Başka bir amaca lüzum olmaksızın kullanan tarafından elle fırlatılmak suretiyle atılır. Bu silâh yalnız süvariler tarafından kullanılır. Barış zamanlarında, bunların yetiştirilmesi için yapılan talimlerde kullanılırdı. Bu şekildeki karşılaşmalar, eski Türklerde “cirit oyunu” adı ile anılan bir spor özelliği taşırdı.
HİNT OKYANUSU « Dünya Coğrafyası
Asya'nın güneyinde, Afrika'nın doğu kıyılarıyla Avustralya kıyıları arasında uzanan engin deniz. 74.900.000 kilometre karelik bir alan kaplar. Büyüklük bakımından okyanusların üçüncüsüdür. Derinliği ortalama olarak 3.600 metredir. Umman denizi, Bengal körfezi, Basra (İran) körfezi, Kızıldeniz, Hint Okyanusu'nun girintileridir. Mevsim rüzgârları (Muson) bu okyanusun en önemli özelliğini meydana getirir.
KIBRIS « Türkiye Coğrafyası
Akdeniz'in doğusunda, İskenderun körfezinin ağzında, Anadolu'nun bir parçası halinde uzanan büyük bir ada. Sicilya ve Sardunya'dan sonra Akdenizin en büyük adasıdır. Yüzölçümü 9.251 kilometrekare, nüfusu 595.000 dir. Güney kıyılarımızdan Anamur burnu ile adanın en kuzey noktası arasında 50 kilometre kadar bir aralık vardır.
Kıbrıs adasında, batıdan doğuya doğru iki dağ sırası uzanır. Olimpus adını alan güney taraftaki dağlar daha yüksektir. Bu iki dağ sırası arasında kalan bölüm verimli ve zengin bir ova durumundadır. Akdeniz ikliminin bütün özelliklerini taşıyan Kıbrıs adasının arpa, şarap, üzüm, pamuk, ipek en önemli ihracat maddeleridir.
En önemli şehirleri, merkezi Lefkoşa, Farmagosta, Larnaka ve Limasoldur.
Tarih: Ortaçağ'da bir Hıristiyan krallığı halinde olan Kıbrıs, uzun yıllar Venediklilerin elinde kalmış, 1570 yılında, uzun çarpışmalardan sonra Türklerin eline geçmiştir. 300 yıl kadar Türklerin elinde kaldıktan sonra 1878 de yapılan bir antlaşma ile İngilizlere verilmiştir. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra da İngiltere'nin bir sömürgesi olmuştur (1925). Kıbrıs halkının 120.000 den fazlası, Türk asıllı Müslümanlardan, geri kalan miktarı Rumlardan meydana gelmiştir.
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Kıbrıs, çetin kargaşalıkların çıktığı bir bölge olmuştur. XIX. yüzyılın sonlarında, Kıbrıs'ın Yunanistan'la birleşmesi (Enosis) fikri çıkmış, bu fikir, özellikle İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra daha büyük gelişmeler kazanmıştır. Başpiskopos Ma.karios'un yöneticiliğinde Yunanlı çetecilerin zaman zaman yaptıkları ayaklanmalar, grev hareketleri, sabotajlar, pek çok kimsenin bu arada pek çok Türkü ölmesine yol açan katliamlar, Kıbrıs'ı Orta Doğu siyasetinde bir çıban başı olması sonucunu doğurmuştur.
1954 yılından itibaren, İngiltere, Yunanistan, Türkiye Kıbrıs'a bir yönetim şekli verilmesi hususunda uzun süren görüşmelerde bulunmuşlar; sonunda, Kıbrıs'ta Rum ve Türk topluluklarının birlikte katılacakları bir idare şeklinin kurulması yolunda anlaşmaya varılmıştır. (1959 Londra Antlaşması). Bu anlaşma gereğince Kıbrıs'ta Türk ve Yunan askerleri kendi halklarının ve Kıbrıs adasının güvenliğini korumak için adaya gönderilmiştir Kıbrıs'ta cumhuriyet ilân edilmiştir. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ilk başkanlığına Makarios ilk Türk başkan yardımcılığına Fazıl Küçük seçilmişlerdir.
Kıbrıs Cumhuriyeti, 1960 yılında, İngiliz Milletler Topluluğu'nun üyeliğini kabul etmiştir.
Fakat, Kıbrıs'ta, Cumhurbaşkanı olan Makarios, bütün bu anlaşmaları hiçe sayan bir davranışla, Kıbrıs'ta bulunan Türkler'e karşı zulüm yapmağa başlamıştır. 22 Aralık 1963 tarihinde başlayan bir hareketle, Türkler'e karşı, toplu bir yok etme işlemine geçilmiştir. Orada bulunan Türkler öldürülmüş, aç bırakılmış ve evinden, işinden olmuştur.
Türk Hükümeti, Kıbrıslı Rumların bu baskılarına, barış yolu ile bir son verilmesi için, elinden geldiğinden fazla iyi niyet göstermiş; Kıbrıs'ta bulunan Türkler'in bütün haklarının, ne pahaya olursa olsun korunacağını, bütün dünyaya ilân etmiştir.
Bunun sonucu olarak da Kıbrıslı Rumlar, Türkler'e karşı davranışlarında bir değişiklik yapmadıkları için, 1964 Ağustos ayının ilk günlerinde, Türk uçakları, Kıbrıs'ta Türkler'e saldırıda bulunan Rum birliklerini ve askerî mevzilerini bombalamıştır. Türk Hükümetinin bu haklı tutumu ve hareketi, bütün dünya tarafından haklı olarak kabul edilmiş, Kıbrıs olayına, Birleşmiş Milletler Kuvvetleri, el koymuştur.Kıbrıs meselesinin barışçı bir yolla çözülmesi için, Birleşmiş Milletler çalışmaktadır.
TENKİD « Edebiyat
Bir sanat ya da fikir eserinin özünü veyahut yapılışını anlatan, onun değer ve değersiz taraflarını, toplumun fikir ve sanat gelişimindeki yerini örnekler ve vesikalarla belirten yazılara verilen ad.
Tenkidci, incelediği eser karşısında bir bilim adamı gibi büsbütün tarafsız kalamaz; vesikaları ve devrin genel kanaatini göz önünde bulundurmakla beraber, eserin güzel, çirkin, doğru, yanlış taraflarını kendi görüşüne göre belirtir. Tenkidci, yazısına kendi kişisel duygu düşüncelerini de kattığı için, tenkid yazları başlı başına bir fikir ve sanat eseri değerini kazanır.
Tenkid Batı edebiyatında çok gelişmiş bir edebiyat türüdür. En ünlü tenkidciler, Fransız edebiyatında Bolea Sainte Beuve, Taine'dir.
Türk edebiyatında tenkid türünde eserler Tanzimat'tan sonra yazılmaya başlanmıştır. Bu yolda yazanların başlıcaları, Tanzimat edebiyatında Namık Kemal, Recaizade Mahmut Ekrem. X yüzyıl edebiyatında Nurullah Ataç'tır.