BASIN « Meslekler
Belli aralıklarda basılıp haberleri, siyasî görüşleri, fikir ve sanat hareketlerini ve çeşitli teknik ve meslekî korkuları halka bildiren, idarî yönetimi de denetleyen yayın vasıtalarının bütünü. Bu kavramın gelişmesi ancak gazete ve dergilerin makinelerle çoğaltılabilmesi imkânı ile mümkün olabilmiştir.
Bugün basının, maddî ve ticarî bir meslek olmasının yanında bir kamu işi görmesi sebebiyle manevî değeri yüksek olan bir meslek olma özelliği de vardır. Demokratik sistemlerin dayandığı yürütme erki, yasama erki ve yargı erkinin yanında bir dördüncü kuvvet olmak kudretini taşımaktadır. Buna da sebep, basının gazeteler, dergiler ve çeşitli belli aralıklarla yayınlanan eserler vasıtasıyla bir kamu hizmeti görmesidir.
Herhangi bir siyasî görüşün, edebî bir fikrin, binlerce sayıda basılarak ve belli aralıklarla onu okuyacaklara ulaşması, basının bu kudretini meydana getiren başlıca sebeptir. Bu sebeple, bir medeniyet merhalesi olan basın hürriyeti, yani her konuda, kamuoyuna yararlı olmak için yazabilmek ve bunu yayabilmek hürriyeti, uzun ve yıpratıcı didişmelerden sonra elde edilmiştir. Fakat, yüzlerden, binlerden başlayarak yüzbinlere milyonlara varan yayın imkânlarıyla muazzam bir kuvvet haline gelen basın, zaman zaman iki büyük tehditle karşı karşıya kalmıştır. Bunlardan birincisi, hüviyet gizlemek suretiyle, menfaat hissine kapılarak, özel maksatlar gütmek, şantaj vasıtalarına başvurarak soysuzlaşmasına sebep olmaktadır. İkincisi de, ortalığı karanlık tutarak, kendi dileklerinin dışında kalan fikirlerin kamu oyuna yayılmasını istemeyen idarelerin tehditleridir.
Hür bir basın için birer tehlike olan bu iki tehdit de, demokratik sis temler ve hükümetlerin meşru tahditleri ve basın kanunlarıyla, ceza kanunlarına eklenen bâzı maddelerle giderilmeğe çalışılmıştır.
Tarih : Yazı ile haber verme işine ilk olarak Romalılar zamanında rastlanır. Julius Caesar (Sezar) zamanında bir çeşit duvar ilânı ile, halka bildirilmesi gerekli görülen haberler duvarlara asılmak şeklinde yapılmıştır. Daha sonraları bu haber yayma şekli, şehirden şehre gönderilen özel mektuplarla mümkün olabilmiştir.
Matbaacılığın icadı ile XVII. yüzyıldan itibaren gazeteler yayınlanmağa başlamış ve XVII. yüzyılda İngiltere. Fransa ve Almanya'da başlayan siyasî gazetecilik ile basını, gerçek önemini kazanmağa başlamıştır.
Fakat, basının, özellikle gazeteciliğin, demokratik sistemlerde dördüncü {kuvvet, haline gelmesi, XX. yüzyılın başlarından itibaren olmuştur. Sayısı yüzbinlere varan gazeteleri çok kısa zamanlarda, hemen hemen birkaç saat içinde, basabilmek ve yayabilmek imkânlarının gelişmesi ve artması ile basın bütün medeni dünyada önemli yerini almıştır.
Bizde basın: Bizde, belirli aralıklarla gazete ve dergilerin yayınlanması, XIX. yüzyılın ilk yarısından itibaren başlamıştır. Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yayınlanan ilk gazete, Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın, Türkçe ve Arapça olmak üze, re iki dilde yayınlattığı “Vekayii Mısriyye” adlı gazetedir. Bundan birkaç yıl sonra , 1 Kasım 1831 de, II.Mahmut'un emri ile ilk Türkçe gazete yayınlanmağa başlamıştır. “Takvim-i Ve-kay-i” adını taşıyan, resmî olan ve haftada iki defa yayınlanan bu gazetede, resmi olmayan yazılar ve haberler de çıkmıştır. Takvim-i Vekayi'nin, ayrıca Fransızca “Le Moniteur Otoman” adlı ayrı bir sayısı da yayınlanmıştır.
özel teşebbüsün çıkardığı ilk gazete de, 1840 yılında William Churchill adlı bir İngiliz tarafından yayınlanan “Cerîde-i Havadis” tir. Bir Türk tarafından çıkarılan ilk özel gazete ise, Şinasi ile Agâh Efendi'nin birlikte yayınladıkları “Tercümân-i Ahvâl” dir (1860) Bundan sonra yayınlanmış olan gazetelerin çoğu, gerek Türk basın hayatında, gerekse Türk fikir hayatında büyük izler bırakan, büyük etkileri olan gazetelerdir. Özellikle Şinasi'nin 1861 yılında yayınlamağa başladığı ve Avrupa'ya gittiği zaman Namık Kemal'in başyazarlığını yaptığı “Tasvir-i Efkâr”, 1866 yılında Ali Suavi'nin yayınladığı “Muhbir”, 1869 da yayınlanan “Diyojen” ve “Basiret”, Namık Kemal'in Avrupa dönüşünden sonra 1872 de yayınlamağa başladığı “İbret”, 1875 te yayınlanan “Vakit” ve “istikbâl”, Ahmet Mithat Efendi'nin yayınladığı “Tercü-mân-i Hakikat”, Londra'da Genç Osmanlılar tarafından kurulup Namık Kemal'in ve Ziya Paşa'nın gayretleri ile yaşayan “Hürriyet” gazeteleri bu devrin önemli gazetelerindendir. Böylece, baskı sayıları fazla olmamakla beraber, 1881 e kadar İstanbul'da yüze yakın gazete yayınlanmıştır.
Bu tarihten 1908 de ilân edilen Meşrutiyete' kadar gazetelerin yayınlanmasında bir azalma görülür. İkinci Meşrutiyetin ilân edilmesinden sonra, basın hayatı yeniden bir canlılık kazanmıştır. Bu tarihten, Anadolu'da Millî Mücadele'nin başlamasına kadar yayınlanan önemli gazeteler şunlardır: Şû-râyı Ümmet, Tanîn Tasvîr-i Efkâr, Hak, Tercüman-1 Hakikat, Pey ânı, İkdam. Sabah, Tevhîd-i Efkâr, Akşam, Yeni Gün, Zaman.
Mütareke yıllarında bir taraftan işgal kuvvetlerinin, bir taraftan da İstanbul hükümetinin çeşitli baskıları altında yayınlarına güçlükle devam eden bu gazetelerden başka, Millî Mücadelenin başladığı ve devam ettiği Anadolu'da da, millî hareketi destekleyen gazetelerin yayınlanmağa başladığı görülür. Sivas Kongresi'nin dağılmasından sonra yayınlanmağa başlayan “,İrade-i Milliye” gazetesi, Anadolu hükümetinin yarı resmî bir gazetesi olması bakımından da önem taşır. 14 Eylül 1919 da Sivas'ta yayınlanan bu gazete, sonradan Ankara'da yayınına devam etmeğe başlamış ve 10 Ocak 1920 tarihinden itibaren “Hâkimiyet-i Milliye” adını altmıştır. Yine Millî Mücadele yıllarında Ankara'da yayınlanan başka bir gazete de, Yunus Nadi Abalıoğlu'nun, İstanbul'dan Ankara'ya naklettiği “Yeni Gün” gazetesidir. Cumhuriyetin ilân edilmesinden sonra, Türkiye'de gazetecilik,büyük ilerlemeler kaydetmiş büyük denecek gazeteler, bir taraftan da Ankara'da ve öbür şehirlerimizde yayınlanmağa başlamıştır. Bilhassa eski harflerin yerine yeni Türk harflerinin kabul edilmesinden sonra, Türkiye'de okuma yazma bilenlerin sayısının artması, gazete okuyucularını da artmasına sebep olmuş:
ilerleyen tekniğe ayak uyduran gazetelerimiz okuyucu sayılarının da artması ile Avrupa ve Amerika'da yayınlanan gazetelerle yarış edecek imkânlara sahip olmuşlardır.
Gazeteciliğimizde,, Cumhuriyet devrindeki en büyük ilerleme, 1945 yılından itibaren başlayan demokrasi rejiminin yurtta yerleşmeğe başlaması ile olmuştur. Memleket dâvalarının ve memleket idaresinin, geniş halk topluluklarını da yakından ilgilendirdiği bu rejimde, çeşitli memleket meselelerini en iyi şekilde ve en doğru olarak yayınlamağa başlayan gazeteler, büyük okuyucu kütlelerine hitap etme tekniği ve imkânlarını elde etmişlerdir. Böylece, günlük baskıları yüz binin üstünde olan büyük gazete ve dergiler yayınlamak imkânı doğurmuştur.
Bizde basın kanunları: Türkiye'de basına hukukî bir nizam verme teşebbüsü 1864 yılında başlamıştır. Bu tarihte basın tüzüğü yayınlanarak, gazete ve dergi çıkarmak isteyenler için bazı kayıtlar konmuştur.
Bu tüzükte başlıca şu hükümler vardır; Gazete ya da dergi yayımlayacaklar, hükümetten izin almak zorundadırlar. Her gazetenin ve derginin sorumlu bir müdürü olacaktır. Uydurma haberler, yanlış vesikalar din ve mezhep aleyhinde yazılar yayımlayan gazeteler cezalara çarptırılacaktır. Bu cezalar arasında gazete ya da derginin, hükümet tarafından geçici ve devamlı olarak kapatılma yetkisi de vardır.
Bu tüzüğün yayınlanmasından kısa bir zaman sonra (1867) yayınlanan bir kararname ile gazeteler üzerinde hükümetin baskısı daha da arttırılmıştır. Sadrazam Mahmut Nedim Paşa zamanında gazeteler için sansür konmuş, II Abdülhamit zamanında ise gazete yayınlamak çok ve tehlikeli bir iş durumuna getirilmiştir.
İkinci Meşrutiyet'in ilânı ile gazeteler üzerindeki baskı kısmen hafifletilmiş. Hürriyet prensibine uygun bazı hükümler konmuştur. Fakat bu hükümler kısa bir zaman sonra kaldırılarak Türk basını tekrar eski durumuna getirilmiştir. 1913 yılındaki Bâb-ı Âli baskını ile sansür yeniden konmuş ve Türk basım, bütün savaş boyunca askerî bir sansür rejimi altında kalmıştır.
Mütareke devrinde de aynı sansürün, işgal kuvvetleri ve İstanbul hükümeti tarafından devam edildiği görülür".
Cumhuriyet'in ilân edilmesinden sonra eski Meşrutiyet devri nizamları uzun müddet devam etmiş, ilk yıllarda “İrticaa, isyana ve memleketin sosyal nizamlarını bozucu teşebbüslere karşı” çıkarılan “Takrîr-i Sükûn” kanunu ile basın rejimi sıkı kayıtlara tâbi olmuştur. Geçici olan bu nizamdan sonra 25 Temmuz 1931 de bir basın kanunu yayınlanmış, gazete sahipleri ve sorumlu müdürleri hakkında gerekli hükümler konmuştur.
Basın üzerindeki kayıtlar, İkinci Dünya Savası'nın bitişine kadar çeşitli şekillerde kendini göstermiş; İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra memleketimizde demokratik rejimin uygulanmasına geçilmesi üzerinle, bu kayıtların çoğu kaldırılmıştır. Gerek C.H.P. iktidarının son yıllarında gerekse Demokrat Partinin 1950 yılında, seçimleri kazanmasından sonra, basın kanununda birçok değişiklikler olmuş, basın hürriyetini kayıtlardan uzak tutma yolunda ilerlemeler kaydedilmiştir.
Ancak D.P. iktidarı, 1954 yılından sonra kanunlarına ağır hükümler koydurmak ve ispat hakkını kaldırmak suretiyle, basın hürriyetini önemli kayıtlar içine aldırmıştır. 27 Mayıs 1960 hareketinden sonra, basın tekrar eski hürriyetine kavuşmuş ve 9 Temmuz 1961 de halk oyuna sunulan yeni anayasamızla anayasanın teminatı içine alınmıştır.
ASYA « Dünya Coğrafyası
Dünya'nın beş kıtasından biri ve en büyüğü. Asya, eski dünyanın da bir parçasıdır. İnsanlığın ve medeniyetlerin eşiğidir. Dünya üzerindeki karaların üçte birini teşkil eder. Yüz ölçümü 44.700 km2, nüfusu 1.6000.000.000 dir.
Asya, kuzey, doğu ve güneyde denizlerle kuşatılmıştır. Batıda Akdeniz Karadeniz’le de kıyıları vardır. 1730 da kabul edilen sınırlamaya göre de batı Ural dağlarında Avrupa ile birleşir. Kuzeyini Buz Okyanusu, doğusunu Büyük Okyanus, güneyini Hint Okyanusu, batısını Kızıldeniz, Süveyş kanalı ve Akdeniz kuşatır. Avrupa kıtasından Haz denizi Ural dağları ile ayrılır. Asya düzensiz bir dörtgen biçimindedir. Sahilleri çok girintili çıkıntılıdır. Bu girinti çıkıntılar bazen çok büyük yarımadaları ve körfezlerin meydana gelmesine sebep olmuştur.
Tabiî bölümleri : Asya beş büyük bölüme ayrılabilir: 1) Kuzey Asya (Batı Sibirya ile birlikte bütün kuzey bölümü içine alır), 2) Yüksek Asya (iç dağlık alanlarla yüksek düzlükler ve yüksek ülkeler bölgesinin bulunduğu yer) 3) Ön Asya (Arabistan, Anadolu İran, Batı Türkeli ile Hazer çevresi), 4) Güney Asya (Hindistan, Çin - Hindi, İndonezya adaları), 5) Doğu Asya (Tonkin körfezinden Çukça yarımadasına kadar hemen bütün doğu bölümünü ve kenar denizlerle kıtadan ayrılmış bütün adaları içine alan bölüm).
Yüzey şekilleri: Asya, ortalama yüksekliği 950 - 1000 metre olan yüksek bir kara parçasıdır. Dünyanın en yüksek dağları ile en yüksek yaylaları Asya'da yer almıştır. En derin çukurluklar da Asya-dadır. Önemli dağ sıraları arasında Himalayalar, Hindikuş, Kunjun, Tien-şan, Altay, Kafkas ve Ural dağları vardır. Dünyanın en yüksek noktası olan Everest tepesinin (8.882 metre) bulunduğu Himalayalar, Hindistan, yarımadasını kıtadan ayıran tabiî bir sınır biçimindedir. Afganistan'ın kuzeyine doğru Hindikuş sıradağları yer alır. Kun-lun Himayaların kuzeyinde ve ona paralel olarak uzanmıştır. Tien-şan dağları da bunlara paralel olarak uzanan dağ sırasıdır. Altay dağları ise Moğolistan'dan Sibirya'ya doğru kuzeybatı yönünde uzanırlar. Batıda Asya ile Avrupa arasında tabiî sınırı meydana getiren Kafkaslar ve bunların kuzeyinde Ural dağları uzanır.
Kıtanın ortasını geniş çöller kaplamıştır. Bunlardan en büyüğü Gobi çölüdür. Batıda Önasya ve Arabistan Yarımadasında da çöller bulunmaktadır.
Sular : Asya'nın büyüklüğüne uygun olarak büyük nehirler vardır. Hindistan'ın üç büyük nehri olan Ganj, İndüs ve Brahmaputra, kıt'anın en önemli akarsularıdır. Çin'deki Gökırmak ve Sarıırmak bunlardan da uzundur. Hindistan'da bulunan nehirler Hind Okyanusuna, Çin'de bulunanlar Büyük Okyanus'a dökülürler. Kuzeyde bulunan büyük nehirlerden Obi, Yenisey. Lena nehirleri Kuzey Buzdenizine dökülürler. Bunlardan başka tarihî bakımdan önemli Şiriderya ve Amuderya Aral gölüne,
Dicle ve Fırat Basra körfezine dökülen. Asya nehirlerinden bazıları yeryüzünün büyük nehirlerindendir. Fakat bunlar en büyük nehirler değildir. Gölleri, çok sayıda ve kullanışlı değildir Baykal, Aral, Balkaş, Işık ve Van Gölleri en önemli göller arasındadır.
İklim: Kutuplardan ekvatora kadar uzanan bu geniş kıtada hemen her türlü iklim kuşaklarına rastlamak mümkündür. Kuzey Asya iklimi, kışları 50 dereceye kadar düşen kıtanın en soğuk bölgesidir. Batı Sibirya ve Kuzey Buzdenizi kıyıları bir dereceye kadar daha yumuşak bir iklim özelliği gösterir. Batıda. Akdeniz'in kıtalar arasına çok sokulmuş olması dolayısıyla Akdeniz iklimi yer alır. Bu kıyılarda kışları ılık ve yağışlı, yazlar sıcak ve kurak geçer. İç bölümlerde bu iklim gittikçe zayıflayarak İrana, Batı Türkeline hattâ Himalayalara kadar etkisini gösterir. Güney, batıda Arabistan'ın büyük bölümü güney İran kuzeybatı Hindistan'da astropikal kurak iklim tipi yer alır. Güneyde mevsim rüzgârlarının doğrultuları dolayısıyla kışlar kurak, yazlar yağışlı ve sıcak geçer. Güney Çin'den Mançur'yaya kadar, yazlar sıcak ve yağışlı fakat kışlar çok soğuk geçer. Asya'nın doğu kenarında bulunan ülkelerde şiddetli kışlara rastlanır. Kıyı bölümleri ise yazın sıcak kışın ılık geçen ve mevsim rüzgârlarının etkisi altında kalan bir bölümdür. İç Asya, tamamıyla kara ikliminin hüküm sürdüğü bir yerdir. Yaz ile kış gündüz ile gece arasındaki ısı farkları büyüktür. Yağış azdır. Bu sebeple iç Asya'nın büyük bir kısmı step ve çöllerle kaplıdır. Önaysada genel olarak bir kuraklık göze çarpar.
Bitki örtüsü ve hayvanlar : Bütün bu değişik iklimlere uygun olarak çeşitli bitki örtüsünü Asya'da görmek mümkün dür. Kuzey'de Buzdenizi çevresinde Tundura'lar uzanır. Bunların daha güneyinde bodur ağaçlar bulunur. Sibirya bölümünde ise büyük bir şerit halinde uzanan ormanlar bölgesi yer alır. Kıtanın en verimli bölgesi, güney ve güneydoğu kısımlarıdır; buralarda tropikal bitkilerin her çeşidine rastlanır. Tunduralarda rengeyikleri beyaz ayılar, kutup tilkisi görülür. Daha güneyde, Sibirya ormanlarında kürklü hayvanların birçok
türleri bulunur. Bozkırlar, kurtların, yaban eşeklerinin, develerin, atların, yaşama alanlarıdır. Tibette özel birtakım hayvanlar (Lama) yaşar. Tropikal bölgede maymunlar, kaplan ve parslar görülür. Tropikal ve astropikal bölümlerde daha çok doğu Afrika'da bulunan hayvanlar yaşar.
Nüfus : Asya, çeşitli medeniyetlerin ve çok değişik ırklarda insanların yaşadığı bir kıtadır. Bir buçuk milyara yakın nüfusu ile dünyanın en kalabalık kıtası olan Asya'da nüfusun dağılışı çok değişiktir. İklimin sertliği, kışlarının uzunluğu dolay isiyle Sibirya'nın kuzey bölümü çok seyrek nüfusludur. Güneye doğru geniş bir alanda yerleştirilmiş olan - Rusların oturduğu yerlerde nüfus daha sıktır. Kilometrekareye 10-15 kişi düşer. Geniş bozkırlar ve çöllerde ya göçebeler dolaşır ya da buralar büsbütün ıssız alanlardır. Güney ve Doğu Asya çok kalabalıktır. Hindistan ve Çin yüzyıllar boyunca dünyanın en kalabalık yerleri olarak kalmışlardır. Buralarda kilometrekare başına 65 - 70, Japonya da 200 kişi düşmektedir.
Asya, büyük dinlerin beşiğidir. Bu gün nüfusun hemen yarısı budist, dörtte biri müslüman ve hemen aynı miktarı brahman'dır. Bunlardan başka elli milyon kadar hristiyan, yahudi ve ilkel dinde olanlar yaşar.
Ekonomi: Asya'da en önemli geçim kaynakları hayvancılık ve tarımdır. Kuzeyde ormanlık bölgeler maden bakımından zengindir. İç Asya'da daha çok hayvancılık gelişmiştir. Asya'nın en ö~ nemli bölgeler güneyde ve doğuda toplanmıştır. Buralardaki pirinç, kauçuk, şekerkamışı, çay, kahve ve tütün ekimi çok geniştir. Endüstri kıtanın tabiî zenginliklerine uygun şekilde gelişmemiştir. Ülkeler: XIX. yüzyılda İngiltere, Rusya, Birleşik Amerika, Asya'da yerleşmişler ve Asya'nın en verimli bölgelerini ellerinde tutmuşlardır. Fakat Asya'da millî duyguların kuvvetlenmesi ve hele “Asya Asyalılarıdır” fikrinin yayılması yavaş yavaş, fakat gittikçe daha kuvvetle beliren birtakım kımıldamaların görülmesini sağlamıştır. İkinci Dünya Savaşından sonra Çin'deki gelişmeler, Hindistan ve Pakistan'ın hareketleri bu duyguların yayılmasının sonucudur.İngiltere'nin el koyduğu bazı küçük yerlerle, Rusların sınırları içinde olan bölümlerin dışında Asya, yerli ve egemen devletlerin elindedir. Asya'da bulunan ülkeler şunlardır: Türkiye, Suriye, Lübnan, İsrail, Ürdün, Irak, Suudi Arabistan, Yemen, İran, Afganistan, Pakistan, Hindistan, Endonezya, Burma, Filipinler, Çin Japonya, Kore, Malaya, Tayland, Vietnam, Nepal.
ARGUAN « Türkiye Coğrafyası
Malatya iline bağlı bir ilçe. Yüzölçümü 1.200 kilometrekare, nüfusu 20.870 dir.
İlçe yüzeyi, genel olarak çıplak sırtlardan ve yer yer geniş ovalardan ibarettir. Halk tarla ekimi, meyvecilik ve hayvancılıkla geçinmektedir. İlçe merkezi Tahir kasabasıdır.
CELP « Devlet
Askerlik çağına girmiş olanların, askerlik hizmetini yapmak için bağlı oldukları şubeler tarafından çağrılıp askere alınması. Askerlik çağındaki vatandaşın yapılan son yoklaması celbe esas olur. Vatandaşların doğum yıllarına göre askere alınması kararlaştırılınca sevk pusulaları hazırlanır ve celp emri geldiğinde, yürürlüğe girer. Türk ordusunda kara, deniz ve hava sınıfları için Nisan, Ağustos, Kasım; Jandarma sınıfı için Mayıs ve Kasım olmak üzere askerlik şubelerince celp yapılır.
BUHARLAŞMA ISISI « Kimya
Bir gram sıvıyı, o sıvının özel kaynama sıcaklığında, sıvı halinden buhar haline geçmesi için gerekli olan ısı enerjisine verilen ad.
Normal basınç altında kaynama noktalarında buharlaşma ısıları, her madde için bellidir. Aşağıda bazı maddelerin buharlaşma ısıları (Kal/gr.) cinsinden verilmektedir.
Su (538.9), Amonyak (321), Alkol (202), Benzol (92), Kloroform (61), Çinko (400), Gümüş (517), Civa (68).
MADEN DEVRİ « Tarih
Tarih öncesi devirlerden üçüncüsü, Maden Devri'dir. Cilâlı Taş Devrinden sonra gelen devirdir.Cilâlı Taş Devrinin sonlarına doğru, taşlardan yapılmış eşyaların yanında, madenlerden yapılmaya başlanmış eşyalar da bulunmuştur. Böylece insanlar buldukları bu yeni şeyden, çok sağlam, sert, taş gibi kırılmaz olan bu çok sağlam şeyden, yararlanma yolunu bulmuşlar, böylece tarih öncesi devirlerin üçüncüsü olan Maden Devri başlamıştır.
İlk insanların kullandıkları madenler, bakır, altın ve gümüştür. Fakat, bakır, daha kolaylıkla istenilen şekle girebildiği için, yapılan aletler, önceleri hep bakırdan olmuştur. Bu sebeple, maden devrinin ilk bölümünü Bakır Devri alır. Bundan sonra kalay da bulunmuş bakırla karıştırılarak, bakırdan daha sert bir maden elde edilmiştir. Bununla Tunç Devri başlamıştır. İlk insanlar, bu yeni madenle, ok uçları, kılıçlar, baltalar ve çeşitli kaplar yapmışlardır. İlk insanlar, daha sonraları, günümüzde bile büyük önem taşıyan demiri bulmuşlar, böylece maden devrinin üçüncü bölümü olan Demir Devri başlamıştır. Demir, öbür madenlerden daha kolay işlendiği için, en çok kullanılan maden olmuştur. İnsanlar, demirden elde ettikleri çeşitli aletleri daha da çoğaltmışlardır.
Maden devri (bakır devri, tunç devri, demir devri olmak üzere üçe ayrılır); ilk insanların, medeniyet alanında ilerlemeye başladıkları devri gösterir. Bu devirler, bütün dünyadaki insanlar arasında aynı zamanlarda başlamamıştır. Bazı yerlerdeki ilk insanlar, bu arada Orta Asya'da yaşayan milletler, maden devri gibi ileri bir medeniyet devrini yaşarken, başka yerler de yaşayan ilk insanlar da, Yontma Taş Devrini ya da Cilâlı Taş Devrini yaşamışlardır.Maden Devrinin sonlarına doğru yazı da bulunmuştur. Böylece, Maden Devrinin sonlarına doğru, Tarih Devri başlamıştır.