Nedir

TİYATRO « Sinema ve Tiyatro

Tiyatro sözü, şu anlamlarda kullanılır : 1 - Tiyatro eseri, 2 - Tiyatro eserini oynama sanatı, 3 - Tiyatro eserinin oynandığı yer.

TİYATRO ESERİ, olayları, oluş halinde göstermek için yazılan eserlerdir. Bu eserlerde, olaylar yazarın ağzından değil de, doğrudan doğruya eserlerin kişileri tarafından söylenir, hareketleri, gerçekte olduğu gibi doğrudan doğruya yapılır.

Tiyatro eserinde, “olay” ve “kişiler” olmak üzere iki unsur bulunur. Olay, bir didişmeden, yani iki karşıt kuvvetin çarpışmasından doğar. Çarpışan kuvvetler, insanla insan, insanla tabiat kuvvetleri olabilir. Kişiler de, aralarında didişen varlıklardır.

Tiyatro eserlerinde, “serim”, “düğüm”, “çözüm” olmak üzere üç safha vardır. Serim, eserin baş tarafıdır. Burada kişilerin karakterleri olayla ilgileri tanıtılır, eserin konusu hakkında bir fikir verilir. Düğüm eserin ortasıdır. Bu safhada karakterler, kişiler, olayın kendisi merak verici bir hal alır. Çözüm, eserin sonudur. Bu safhada olay, bir sonuca bağlanır.

Tiyatro eserlerinin başlıca üç çeşidi vardır: 1 - Acıklı tiyatro eserleri, 2 -Güldürücü tiyatro eserleri, 3 - Musikili tiyatro eserleri.

Acıklı tiyatro eserleri, insanların acıma duygularına hitap eden eserlerdir. Tragedya dram, melodram, bu cins eserlerdir.

Güldürücü tiyatro eserleri, güldürme amacı güdülerek yazıları eserlerdir. Genel olarak “Komedya” adı ile bilinirler.

Musikili tiyatro eserleri, musiki ile söylenerek oynanan tiyatro eserleridir. Opera, opera komik, operet bu cins eserlerdir.

Tragedya : Seyircilerin korku ve acıma duygularına hitap eden, belli kurallara göre yapılan eserlerdir.

Yunanistan'da, bağbozumu tanrısı Dionysos şerefine yapılan din törenlerinden doğmuştur.

Özellikleri:

1 - Tragedyalarda seyircinin “korku” ve “acıma” duygularını harekete getirmek gayesi güdülür. Eser, baştan sona kadar acıklı ve ciddî bir hava içinde geçer.

2 - Konular mitologyadan ve tarih'ten alınır.

3 - Kişiler, tabiatüstü varlıklar (tanrılar .tanrıçalar, yarı tanrılar) ve yüksek tabakadan kimseler (krallar, asiler) dir.

4 - Eserin “Üç Birlik” kuralına uygun olması lazımdır:

a. Zaman Birliği : Olayın en çok 2 saat içinde geçebilir hissini uyandırmasıdır. Bunu sağlamak için, eserin konusu olayın sonucuna en yakın yerinden alınır, daha önceki olaylar, bir münasebet düşürülerek anlatılırdı.

b. Yer Birliği : Olayın baştan sona kadar aynı yerde geçmesidir. Tragedyada olay nerde başladıysa orada yürür ve sona erer.

c. Olay Birliği : Eserin bir tek ana olay etrafında gelişmesidir.

5 - Çirkin sayılan olaylar (vurmak, yaralamak, öldürmek) seyircinin gözü önünde geçirilmez. Bunlar dışarıda yapılır, sahnede haberciler, sırdaşlar vasıtasıyla sadece hikâyesi anlatılır.

6 - Manzum olarak yazılır.

7 - Mutlaka 5 perde olması lazımdır.

8 - İyi bir üslûpla yazılır. Kaba sayılabilecek sözler kullanılmaz.

9 - Tirad ve monologlara çok yer verilir.

İlk örnekleri Yunan edebiyatında görülen tragedya, daha sonra, XVII. yüzyılda, eski Yunan ve Lâtin edebiyatlarının örnek tutulduğu Klâsisizm akımı devrinde, özellikle Fransa'da yeniden canlanarak XIX. yüz yıla kadar sürmüştür.

En büyük tragedya şairleri, Yunan edebiyatında Aiskhylos, Sophokles, Euripides, Fransız edebiyatında Corneille ve Racine'dir.

Komedya : İnsanların ve olayların gülünç taraflarını ortaya koyan bir tiyatro çeşididir. Komedya da, tragedya gibi, Yunanistan'da, bağbozumu tanrısı Dionysos şerefine yapılan din törenlerinden doğmuştur.

Özellikler:

1 - Komedyada, gülünçlükleri ortaya koymak amacı güdülür.

2 - Konular çağdaş toplumdan ve günlük hayattan alınır.

3 - Kişiler, çoklukla halk tabakasından kimselerdir.

4 - “Üç Birlik” kuralına uygun olması lâzımdır.

5 - Çirkin sayılan olaylar dahi seyircinin gözü önünde geçirilir.

6 - Üslûpta her türlü kaba sözlere ve şakalara yer verilebilir .

7 - Manzum olarak yazılır.

8 - 5 perde olması lâzımdır. Klâsizm akımından sonra, komedya nesirle de yazılmaya başlanmış, perde sayısı da yazarın isteğine bağlı kalmıştır.

Çeşitleri:

1. Karakter komedyası : İnsan karakterinin gülünç ve aksak taraflarını gösteren komedyadır.

2. Töre komedyası : Toplumun gülünç ve aksak taraflarını gösteren komedyadır.

3. Entrika komedyası : Olaylar merak uyandıracak ve şaşırtacak şekilde tertiplenerek, güldürmekten başka bir amaç güdülmeden yazılan komedyadır. Bugün, bu yoldaki komedyalara vodvil adı verilmektedir.

İlk örnekleri Yunan ve Lâtin edebiyatlarında görülen komedya, Rönesans'tan bu yana Batılı milletlerin edebiyatlarında çok gelişmiştir.

En büyük komedya yazarları; Yunan edebiyatında Aristophanes, Fransız edebiyatında Moliere'dir.

Dram : Geniş anlamıyla, “tiyatro eseri” demek olan bu söz, XIX. yüzyılın ilk yarısında, Romantik edebiyat devrinde, tragedya'nın belli kurallarını kurmak suretiyle meydana getirilen tiyatro çeşidi anlamında kullanılmıştır.

Özellikleri :

1 - Dramda, hem acıklı, hem de güldürücü olaylar, hayatta olduğu gibi, bir arada bulunabilir.

2 - Konular, tarihin herhangi bir devrinden, günlük hayattan alınabilir.

3 - Kişiler her sınıf halk arasından seçilebilir.

4 - “Üç Birlik” kuralına uyma zoru yoktur.

5 - Çirkin sayılan olaylar, sahnede oluş halinde gösterilebilir.

6 - Hem nazımla, hem de nesirle yazılabilir.

7 - Perde sayısı yazanın isteğine bağlıdır.

8 - Hayatta rastlanan, ince ye kaba her türlü konuşma tarzına yer verilir.

Tiyatronun doğuşu ve gelişmesi:

Tiyatro, her ülkede din törenlerinden doğmuştur. Milletlerin dinlerine ve bu toplum şartlarına göre her memlekette ayrı ayrı özellikler taşıyan tiyatro sanatı, ilk defa Yunanistan'da büyük bir gelişme göstermiş ve bugünkü Batı tiyatrosu, Yunan tiyatrosu, bağbozumu tanrısı Dionysos şerefine yapılan din törenlerinden çıkmıştır.

Yunanlılarda tiyatro yapıları bir tepenin yamacında kurulurdu. Bunlar, üstleri açık yapılırdı. Ortada “orkestra” adı verilen geniş ve daire şeklinde bir meydan bulunurdu: Koro burada dururdu. Dekor çok basitti. Aktörler yüzlerine maske takarlar, üstlerine de, kim olduklarını anlatmaya yarayacak elbiseler giyerlerdi. Tragedya oyuncuları, büyük görünmek için ayaklarına “koforne” denen yüksek nalınlar giyerlerdi.

Tiyatro, Yunanlılardan Lâtin'lere geçmiş; Ortaçağ'da, Avrupa'da “mister” adı verilen kaba komedyalarla devam etmiş; fakat Rönesans'tan bu yana, eski Yunan tiyatrosunun tesiriyle, modern tiyatro büyük bir gelişme göstermiştir.

Türk Tiyatrosu :

İslâmlıktan önceki devirlerde, Türkler arasında din törenleri sırasında, birtakım dinî temsiler verildiği tahmin edilmekle beraber, dindışı oyunların varlığı hakkında kesin bir bilgi yoktur.

Osmanlı'lar devrinde, Türk toplumunun tiyatro ihtiyacını karşılayan oyunlar Karagöz ile Ortaoyunu'dur.

Türkiye'de, Avrupa tiyatroları tarzındaki tiyatro hareketi Tanzimat'tan sonra başlamıştır. İlk piyes, Tanzimat edebiyatının kurucusu, sayılan Şinasi'nin yazdığı “Şair Evlenmesi” adlı bir perdelik bir komedyadır. Türk edebiyatının başlıca tiyatro yazarları, Ahmet Paşa, Ali Bey, Namık Kemal, Abdülhak Hamit Tarhan, Reşat Nuri Güntekin, Faruk Nafiz Çamlıbel, Cevat Fehmi Başkurt, A.Kutsi Tecer, Haldun Taner, Aziz Nesin'dir.

GÖLE « Türkiye Coğrafyası

Kars iline bağlı bir ilçe. Yüzölçümü 1.427 kilometrekare ,nüfus 41.043 tür, Yüzeyi çıplak ve tatlı meyilli sırtlarla, bunların çevrelediği, ortasında bataklıklarda bulunan düzlüklerden ibarettir.Halkın başlıca geçim kaynağı hayvancılık ve hayvan ürünleridir.İlçenin merkezi 3.079 nüfuslu mardinlik kasabasıdır.

MEKSİKA « Dünya Coğrafyası

Kuzey Amerika kıtasında, Amerika Birleşik Devletlerinin güneyinde federal bir cumhuriyet. Amerika Birleşik Devletleri ve Guatemala arasındadır. Doğusunda Meksika körfezi (Atlas Okyanusu), batısında Büyük Okyanus bulunmaktadır. Yüzölçümü 1.969.000 kilometrekare, nüfusu 37.500.000 dür. Başşehri Meksiko şehridir.

Coğrafya: Meksika, yüksek dağ sıraları ile çevrilmiş geniş yaylalardan meydana gelmiştir. Bu dağ sıralarında yer yer volkan konileri yükselir. Kıyılarda çok dar şeritler halinde kıyı ovaları yer alır. Bu ovalar, özellikle doğu kıyılarında, Yukatan yarımadasında oldukça geniş alanlar kaplar. Kuzeyde çöl iklimi, güneyde tropikal iklim görülür. Ancak, yükselti farkları çeşitli iklimlerin bulunmasına yol açmıştır. Deniz kıyısından 1.000 metre yüksekliğe kadar olan yerler sıcak ve nemlidir. 1.000 - 2.000 metre arasındaki yüksekliklerde ılıman bir iklim görülür. İç platolar ise çok kurak yerlerdir. Meksikada çeşitli madenler görülür. Pirinç, mısır, tütün, pamuk, kahve ve şekerkamışı, önemli ürünlerdir. Gümüş madenleri önemlidir. Petrol bol miktarda çıkarılır.

Tarih : Meksika 1518 de İspanyolların saldırısına uğramış, burada üç yıl süren çarpışmalar sonucu, İspanyolların bir müstemlekesi haline gelmiştir.

1823 te Cumhuriyet ilân edilmiş ve İspanyol idaresine son verilmiştir. Meksika'nın bundan sonraki devresi çeşitli iç kavgaları Amerika Birleşik Devletleri ile savaşlarla geçmiş, ancak XX. yüz yılın başlarında her yönde ilerlemeğe başlayan bir ülke durumuna gelmiştir.

ZİTVATOROK ANTLAŞMASI « Tarih

1606 yılında, Osmanlılarla Avusturyalılar arasında yapılan antlaşmaya verilen ad. 1593 yılında başlayan ve on üç yıl devam eden Osmanlı - Avusturya Savaşı, iki tarafında pek çok kayıplara uğramasına yol açmış, Estergon Kalesinin Türkler tarafından alınması üzerine de, Avusturyalılar, Osmanlılarla barış yapmak zorunda kalmışlardır. Yirmi yıl süre ile bir barış da getirmeyi şart koşan bu antlaşmaya göre, Avusturya Krallarına, bu tarihten sonra “imparator” denecek. Avusturya her yıl Osmanlılara vermekte olduğu 30.000 Duka Altını vergi yerine, bir defa için 200.000 altın verecek, Osmanlılar tarafından alınmış olan kaleler (Estergon, Uygar, Kanije gibi) Osmanlılarda kalacaktı.

Zitvatorok antlaşması, Osmanlı imparatorluğu'nun YÜKSELME devrinin sona erdiğini gösteren bir antlaşma olması bakımından, önemi büyük olan antlaşmalardan biridir.

PATRONA HALİL ( - 1730) « Tarih

Kendi adı ile anılan ayaklanmanın başı, Arnavut bir gemicidir. 1730 yılında, Lâle Devri'nin getirdiği eğlence âlemine son vermek düşüncesi ve şeriat istemek bahanesiyle ayaklanmış sadrazam Damat İbrahim Paşa ile bir çok ileri gelen kişileri öldürmüş, Ahmet III. ü tahtan indirerek Mahmut I.i tahta çıkarmıştır. Mahmut I. tarafından saraya davet edildiği bir sırada, arkadaşları ile birlikte öldürülmüştür.

DEĞİRMEN « Teknik

Birbiri üzerinde dönen taş ya da çelik gibi sert cisimlerden yapılmış, türlü maddeleri ezen, parçalayan ufalayan ya da toz haline sokan irili ufaklı mekanizmalara verilen ad.Değirmenlerde esas ters yönde dönebilen iki yüzey ile bu iki yüzeyi döndürebilen kuvvettir. Bu iki yüzeyin arasına, un haline getirilecek küçük tanecikler halindeki cisimler konur; bu iki yüzeyin devamlı döndürülmesi ile taneciklerden un meydana gelmiş olur.

Değirmenler, kendilerini döndüren kuvvetlerle kuruluş amaçlarına göre gruplara ayrılır:

1 - Çevirici kuvvetlere göre değirmenler şu gruplara ayrılır :

a); El değirmenleri: Evlerde bir kişi tarafından elle kolayca çevrilebilen küçük değirmenlerdir. Kahve, Şeker, Karabiber v.s. gibi maddeleri toz haline getirmek için kullanılır.

b) Hayvan değirmenleri: Bunlar çoklukla yavaş dönebilen yağ değirmenleridir. Tek ya da çift koşulmuş hayvanlarla çalışır.

c) Su değirmenleri: Akarsu kuvvetlerinden faydalanmak suretiyle meydana gelen değirmenler, Akarsu, türbinlerin ya da su dolaplarının üzerime dökülerek değirmeni çevirir. Suyun çevirebildiği taş çiftine göre (bir taşlı, üç taşlı değirmen) adları ile anılırlar. Çoklukla hububat öğüten köy değirmenleri bu tip değirmenlerdir.

d) Yel değirmenleri: Rüzgarları sürekli olan yüksek sırtlara kurulu olan değirmenlerdir. Değirmen taşlan, rüzgârla dönen büyük pervanelere bağlıdır. Bu düzenekle, pervane döndükçe değirmen taşları da dönerek aralarına konan cismi öğütürler.

e) Motorlu ve buharlı değirmenler: Bunları: hareket ettirici kuvvetleri, ya buhar makineleri ya da elektrik motorlarıdır. Çoklukla karışık yapıda olduklarından bu tip değirmenler, fabrika adı ile anılır: Un fabrikası, yağ fabrikası.

II - Yaptıkları işlere göre değirmenler şu gruplara ayrılırlar:

a) Yağ değirmenleri: Bunlar, yağlı meyve ve tohumların ezilmesinde çalıştırılan düz, sert bir yüzey üzerinde dikine dönen taşlardan ibarettir. Fakat aynı zamanda, sıkılarak süzdürme tertibatını da ihtiva ederler.

b) Tuz, kömür, taş ve kütük değirmenleri: Bunlar ,şeker ve kâğıt fabrikaları kömür ve tuz ocakları gibi sanayi tesislerinde bulunması gerekli araçlar olduklarından ve imalâtların belirli safhalarından rolleri olduğundan, başlı başına değirmen sayılmazlar.

c) Hububat değirmenleri: Hububat öğütme için kullanılan değirmenlerdir, öğütme organları taş ya da çelikten olabilir. Taşlı hububat değirmenleri, köylerde, kasabalarda buğday, arpa v.s. öğüten değirmenler halindedir. Buğdayı temizleyerek öğüttüğü sırada unlan bölümlere ayırdığı için, önemi olan çeşitli kısımlardan meydana gelmiştir. Başlıca bölümleri şunlardır: a) Hububat temizleyen kısımlar (Kalburlar, taş ayırıcılar, buğdayı büyüklüklerine göre ayırıcılar, soyucular, toz fırçalar, yıkayıcı ve kurutucu tertibat, b) Hububatı öğüten kısımlar (bunlar, birkaç silindirden ibarettir), c) Unu ayıran ve tasnif eden kısımlar (Eleklerden ibarettir.)

Destekliyoruz arkadaş - arkadas - partner - partner - arkadaş - proxy - yemek tarifi - powermta - powermta administrator - Proxy