ALÜVYON « Yeryüzü
Akarsular tarafından taşınan, içinde kil, kum, çakıl gibi ufalanmış parçalar bulunan çamurlu tortuya verilen ad. Alüvyonlar, geniş alanlara yayılmak suretiyle çok verimli topraklar meydan getirirler, özellikle eskiden meydana gelmiş alüvyonların kapladığı alanlar, verim oranı daha çok olan alanları meydana getirirler.
ANADOLU VE RUMELİ MÜDAFAAİ HUKUK CEMİYETİ « Tarih
İstiklâl Savaşımızda ve millî mücadele dâvalarında kuvvetli bir dayanak vazifesi görmüş olan millî teşkilatımızın adı.
4 Eylül 1919 da toplanan Sivas Kongresinde bütün yurdun maddî ve manevî kuvvetlerine dayanan bir millî teşkilât kurulması kabul edilmiştir.
“Şarkî Anadolu Müdafaai Hukuk Cemiyeti” nin tüzüğü esas alınarak kurulan Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti, 11 Eylül 1919 da Kongre Başkanı Mustafa Kemal'in Sivas Vilâyet makamına verdiği dilekçe ile resmen faaliyete geçmiştir.
Mustafa Kemal'in el yazısıyla verilen bu beyannamede (Anadolu ve Rumelide müteşekkil bilûmum Müdafaai Hukuku Milliye vesair millî ve vatanî millî cemiyetlerle, Raddi İlhak heyetlerinin Sivas'ta 3 Eylül 335 tarihinde akdettikleri umumî kongre kararıyla “Anadolu ve Rumeli Müdaai Hukuk Cemiyeti” namı menâfii Osmaniyeyi müdafaa etmek üzere birleşmiştir.) denilmekte ve normal kanuni işlemin yapılması bildirilmektedir.
Mustafa Kemal'in verdiği karar üzerine 12 Eylül 1919 dan itibaren kurtuluş dâvasına düşman olan Damat Ferit hükümeti ile bütün ilgiler kes 1 imiş ve cemiyetin teşkilâtı, kısa zamanda memleketin düşman ayağı basmamış her köşesinde kurulmuş ve kökleşmiştir. İstiklâlin korunması dâvasına inanmış Türk vatanseverlerinin katıldığı bu teşkilâtın gün geçtikçe kuvvetlenmesi üzerine padişah Vahdettin, bu teşkilâtın temsilcisi “Heyeti Temsiliye” ile görüşmelerde bulunmak üzere bir Nazırını Amasya'ya göndermiş; bu görüşmeler sonunda da İstanbul'da Osmanlı Meclisi Mebusanı'nın toplanması kararlaşmıştır. Cemiyet üyelerinin katıldığı Meclisi Mebusan, 28 Ocak 1920 günü yaptığı gizli bir toplantıda Misak-i Mil-lî'yi kabul etmiş, fakat İstanbul'un yabancı devletler tarafından işgal edilmesi üzerine dağılmıştır.
23 Nisan 1920 de Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulunca, Heyeti Temsiliye'nin o güne kadar gördüğü birleştirici ve idare edici vazife, Büyük Millet Meclisine geçmiştir. Böylece bu cemiyetin teşkilâtına dayanan Türk Millî Hükümeti gerçek anlamıyla kurulmuştur. 1 Temmuz 1920 de İcra Vekilleri Hey'eti aldığı bir kararla hükümetle cemiyet teşkilâtının işbirliği etmesini bir esasa bağlamıştır.
İstiklâl Savaşının kazanılması için Türk milletini bu dâva çevresinde kuvvetli bir şuur ve heyecanla birleştirmek hususunda en esaslı bir vasıta olan bu cemiyet, büyük zafer kazanıldıktan sonra en önemli vazifesini tamamlamıştır. Mustafa Kemal'in 8 Nisan 1923 de dokuz umde adı altında yayınladığı beyannamede Halk Fırkası adı altında yeni bir siyasî teşkilâtın kurulacağını bildirmesi üzerine tarihî vazifesini bitirmiş ve Halk Fırkasının esasını meydana getirmiştir.
ÇORUH NEHRİ « Türkiye Coğrafyası
Erzurum - Kars yaylasının kuzeyindeki dağ sıralarından biri olan Mescit dağının kuzeyinden doğar. Oltu ve Tortum sularını alır. Artvin ve Borçka'dan geçtikten sonra Maradit yakınlarında Türk topraklarından çıkar, Batum'un güneybatısında Karadeniz'e dökülür. Uzunluğu 368 kilometredir. Bunun 20 kilometresi, Türkiye toprakları dışındadır.
IHLAMUR « Bitkiler
Ihlamurgiller familyasından büyük bir gölge ağacı. Ilıman bölgelerde yetişir. Kerestesi beyazdır, iyi cila aldığı, işlemeye elverişli olduğu için marangozlukta çok kullanılır. Çiçeğinin kokusu pek hoştur. Çiçeği kurutularak çay gibi kaynatılır ve soğuk algınlıklarında ter vermek için içilir.
FLUOR « Kimya
Kimyasal bir eleman. Sembolü F, atom ağırlığı 19, yoğunluğu 1,635 tir. Basit bir gazdır. Tabiatta serbest halde bulunmadığı gibi sadece 1 derecede bileşikler halinde bulunur. Hafif yeşilimsi, havadan 38/29 oranında daha yoğundur. Bilinen maddelerin en etkinidir. Kimyasal ilgisi ve tepkime hızı çok fazladır.
SİNDİRİM « Biyoloji
Besinlerin vücuda yarar bir hale sokulması işlemine verilen ad. Her organizma, yaşamak ve çalışmak için bir madde harcar. Vücuda yarayan maddeler besinlerden alınır. Fakat bu besinler, oldukları gibi kaldıkları sürece, vücuda yarayamazlar. Bunlar, vücuda yarar bir hale sokulurlar. Böylece, alınan besinler, ilkin sindirilir, sonra emilir ve kana karışarak “asimilasyon” a uğrar, hücrelere ve dokulara yarar bir hale gelir. Bundan sonra, vücuda yaramayan artıklar, hücre dışına atılarak “dessimilasyon”a uğrar.Besinler, ağızdan başlayarak sindirime uğrarlar.Ağızda sindirim mekanik ve kimyasal olmak üzere iki şekilde olur. Mekanik şekil, ağza giren besin maddelerinin, ufak parçalara bölünmesi işi (çiğneme), dir. Çiğneme, kaslar ve dişler aracılığı ile olur. Kimyasal sindirim ise, besinlerin tükrük ile karışmasıdır. Tükrük bezlerinin bir salgısı olan tükrük, içindeki “pityalin” fermenti aracılığı ile karbon hidratlara etki yapar ve onları dekstrin ve maltoz'a çevirir.
Ağızdan çiğnenen besinler dil ve yumuşak damak yardımı ile önce yutağa, oradan da yemek borusuna gelir. Yemek borusu kaslarının devamlı hareketleri ile mideye gelir.
Midede sindirim; mekanik ve kimyasal olur. Mekanik sindirim, mide kasları ile olur. Kimyasal sindirim ise, mide mukozasında bulunan bezlerin salgıları ile olur. Mide mukozasında bulunan kloridrik asit bezleri ile pepsin bezleri proteinli besinlere etki ederek bunları pepton'a çevirirler. Çocuklarda, midede bulunan “lapferment”süte etki eder, sütün kazeinini sindirir.Mideden oniki parmak barsağına gelen besinler, burada sindirilmelerine devam ederler.Oniki parmak barsağında sindirim; sindirim fermentleri aracılığı ile ve kimyasal yolda olur. Mideden gelen asit besinler, safra, pankreas fermentleri (amilaz, tripsinliyaz), barsak fermentleri (enterokinaz) aracılığı ile sindirilmelerine devam eder. Safra, mideden gelen asit besinlerin (buna kimus adı verilir) asitliğini değiştirir ve lipaz ile birleşerek yağlı maddeleri sindirir. Amilas, karbon hidratları sindirir. Tripsin ve enterokinaz proteinleri amino aside çevirir.İnce barsaklarda sindirim; mekanik ve kimyasal yolla olur. Mekanik yolla olan sindirim, barsakların peristaltik hareketleri sonucu olur. Kimyasal sindirim ise, enterokinaz tripsin fermentleri aracılığı ile olur ve proteinler amino aside çevrilirler karbon hidratları da invertin fermenti glikoz'a çevrilirler. Bu olaylardan başka ince barsakların ilk bölümlerinde (boş kıvrım barsakta) “emilme” vardır. İnce barsağın mukoza, sindirilmiş besin maddelerini ve suyu emer. Burada bulunan toplardamarlarla lenfa damarları, sindirilmiş maddeleri toplar. Toplardamarlar, amino asitlerle glikozu ve pek az yağı toplayarak kapıtoplardamarı'na ve oradan karaciğere götürürler. Lenfa damarları ise sindirilmiş yağı (kilus) toplayarak çeşitli yollarla kana ulaştırır.
Kalın barsaklarda sindirim yoktur, ince barsaklardan kalın barsaklara geçen maddeler, artık sindirilmesi gereken maddeler olmaktan çıkmıştır. Burada bu maddelerin suyu azaltılır. Suyu da azaltılmış bu maddeler, “dışkı” (pislik) karakterini kazanarak dışarı atılır.