Nedir

MECELLE « Hukuk

Osmanlı İmparatorluğunda Gülhane Hattı ile açılan devrin en önemli kanunu. Asıl adı “Mecelle-i Ahkâm-i Adliye” dir. Ahmet Cevdet Paşanın başkanlığında bir heyet tarafından yedi yıllık bir çalışma sonucu hazırlanan Mecelle'nin bugünkü anlamı “Medenî Kanun” dur. Mecelle, İcar, kefalet, büyuğ, havale, rehin, emanet, hibe, gasp ve itlaf, hacir ikrah-şuf'a, enva-ı şüvket, vekâlet sulh ve ibra, ikrar, dâva, beyyinat ve kahlif-kaza kitaplarım teşkül eden 1851 maddede toplanmıştı. Esaslarının çoğu îslâm dinine ve Hanefi mezhebine uygundur.

1926 yılında Medenî Kanunun kabul edilmesiyle yürürlükten kaldırılmıştır.

HUKUK « Bilim ve Sanat

Kanun ve âdetlerin bütünü. Haklıyı haksızdan ayırmak için uygulanan kuralların bütünü, kanunlar ve âdetler bilimi. Hukuk, tabii hukuk (droit naturei) ve düzenlenmiş hukuk (droit positif) olmak üzere iki ana bölüme ayrılır.

Tabii hukuk, insanın insan olarak doğuştan sahip olduğu hakları içine alır. Bu hakların özelliğini ve ölçüsünü veren sağduyu ve duygudur. Ancak, tabii hukukta mutlak bir kesinlik olup olmayacağını tartışma konusu yapan düşünüşler vardır. Fakat, toplum halinde yaşayan insanlar arasındaki ilişikleri idare eden kuralların, tabii hukuku gözetmek ve ona dayanmak zorunluluğu vardır. Bu sebeple tabii hukukun esaslı prensipleri “İnsan Hakları Beyannamesi”nde yer almıştır. Bu beyannameye uymayı kabul etmiş devletlerin anayasalarında da tabii hukuka uyulduğunu gösteren maddeler yer alır.

Düzenlenmiş hukuk, toplum halinde yaşayan insanların, bu toplum şartlarının gerektirdiği şartlar ve gereklilikler için düzenledikleri hukuktur. Millî hukuk (droit national) ve Devlet hukuku (droit international) olmak üzere iki bölüme ayrılır.

Milli hukuk, belirli bir devlet içinde devam ede gelen hukuktur. Millî hukuk, başlıca Âmme hukuku “Kamu hukuku” (droit public), Özel hukuk “Medenî hukuk” (droit prive) olmak üzere iki genel bölüme ayrılır.

Âmme hukuku, devletle vatandaşlar arasındaki ilişkilerin kurallarını düzenleyen hukuktur. Üç büyük bölüme ayrılır: a- Esasiye hukuku (droit constitutionnel), b - İdare hukuku (droit adıministratif), c - Ceza hukuku (droit penal),

Esasiye hukuku, bir devletin şeklini, devletin yönetiminde egemen olan yasama, yürütme ve yargı erklerinin esaslarının nasıl meydana geldiğini, vatandaşların millî egemenliğine hangi şekilde katılacaklarını düzenler.

İdare hukuku, toplumla ve herkesle ilgili hizmetlerin teşkilâtıyla işleyişlerinin kurallarını düzenler.

Ceza hukuku, millî egemenlik adına fertlere uygulanacak cezaları düzenler. Özel hukuk da, fertlerin kendi aralarında ilişkileri düzenleyen bir bölümdür.Hukukun, bu sayılan bölümleri dışında, belirli guruplar içindeki meseleleri inceleyen daha başka bölümleri ve şubeleri vardır.

DEVLET « Devlet

Belirli bir ülke üzerinde ve hükümetle temsil edilen siyasi bir otoriteye sahip belirli bir hukukî düzen ve teşkilâta uyarak yaşayan insanlardan meydana gelmiş en geniş siyasî birlik.

Devlet kelimesini, sınırlı bir yer çevresi ile yani ülke ile; belirli ve eşit vasıflar taşıyan insanlardan meydana gelmiş toplulukla, yani milletle; devletteki yürütme erkinin (icra kuvveti) organı olan hükümetle karıştırmamak gerekir. Ülke olsun, millet olsun, hükümet olsun bütün bu kavramlar, devlet bütünün birer elemanıdırlar.

Bu duruma göre, en geniş bir siyasî birlik olan devlet,

a) İnsan cemiyetlerinin en genişidir,

b) Vatanı olan ve sınırı belli bir ülke üzerinde yaşayan insanların birliği, dir,

c) Ülke sınırları ile sınırlanan hukukî ve genel bir düzenin bulunduğu bir otorite sahibidir,

d) Egemenliğin belirtisi olan hükümetle temsil olunan merkezi ve üstün bir otoritenin koruyuculuğu altında yaşayan siyasî bir birliktir.

Sosyoloji bilimine göre devletler iki bölüme ayrılır: 1 - Kast esasına dayanan devletler, 2 - Eşitlik esasına dayanan devletler Kast esasına dayanan devletlerde sınıf ve zümre farkı, ön plân da yer alır. Bu devletlerde egemenlik ya din heyetlerinde, ya zengin sınıfta ya da bir kişinin elinde bulunur. Eşitlik esasına dayanan devletlerde ise, bütün yurttaşlar, kanun karşısında eşit sayılırlar.

Sosyal bir kurum olan devlet, sosyal şartlara bağlı olarak gelişmiştir. Eski devletler, bütün kuvvetini ve egemenliğini dinden alan devletler halinde bulunuyordu. Devletleri yöneten eski krallar ve hükümdarlar, siyasî kudretlerinin yanı sıra ve bu kudretlerinden önce, en büyük dinî otorite olmak gibi bir özelliği de muhafaza ediyorlardı. Bu bakımdan, eskiden görülen bu devletlerde, egemenlik sıfatı, din kaynaklıdır. Bu kesinliğin sonucu olarak da, devlet, kayıtsız ve şartsız emredici kudretine sahip bir kuvvet durumunda bulunuyordu.

Bugünkü devlet ise, eski devletten, birçok bakımlardan ayrılan bir özellik gösterir.

Bugünkü devlet egemenliği dinden almaz ve lâyık bir devlettir. Böylece din işleri, devlet işlerinden ayrılmış, devlet başkanları, dinî başkan olmaktan çıkmışlardır. Devlet, din etkilerinden kurtulunca, kamu hizmetleriyle uğraşan siyasî bir teşekkül hüviyetini benimsemiş, böylece toplumun güvenliği ile, hukukî işleri ile, çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmış bir özellik kazanması medenî olması ile uğraşan bir siyasî teşekkül olmaktan başka, eğitimle ilgili, ekonomik ve sosyal yardımlarla ilgili problemleri kendine konu edinen bir hüviyet kazanmıştır.

MİSTİSİZM « Felsefe

İnsan aklinin, özellikle görgü ve deneyin yetişmediği alanlarda, Tanrıya, yaradılışa, ölüme, ezel ve ebede ait meselelerde gerçeğe kalp yoluyla ve irade zoruyla ulaşabileceğini kabul eden bir felsefe ve din mesleği. Mistisizmin İslâm dinindeki karşılığı “tasavvuf” tur.

LİBERALİZM « Politika ve Siyaset

Politika ve ekonomide hürriyet taraftarlığı. “Liberal” kelimesi, Lâtince

“liberalis” ten gelir ve “hür, serbest” anlamındadır. Bu anlamlar içinde “liberalizm”, “hürriyetçilik, serbestçilik” anlamında kullanılmaktadır.

Liberalizmin iki cephesi vardır : Siyasî liberalizm ve ekonomik liberalizm, mutlakıyetin tam karşıtıdır. Ferdin, toplum ve devlet karşısında, kanunlarla tâyin edilmiş peşin haklarının bulunduğunu ve bunların her türlü tecavüze karşı dokunulmaz olduğunu kabul eder; böylece de ferde üstün bir mevki tanır. Ekonomik liberalizm, devletin ekonomik alana müdahalesi gerektiğini kabul etmez. Ekonomik liberalizmin, siyasî liberalizmden istenen ferdin siyasî hürriyeti ya da demokrasi değil, ekonomik hayat ve ilişkilerde ferdin ve fertler tarafından yapılan teşebbüslerin serbest bırakılmasıdır. Ekonomik liberalizme göre, ekonomik hayatı devletin kanunları değil, “arz ve talep” gibi tabiî kanunlar idare etmelidir.

Siyasî liberalizm, ancak Yeniçağ’ın başlarında, Rönesans'ın başlaması, matbaacılığın icat edilmesi, hümanizm çığırının açılması ile gelişmeğe başlamış ve Fransa da Volaitre, Diderot, Montesquieu gibi düşünürlerin öncülüğü ile kuvvet kazanmış, XVIII. yüzyılın sonlarına doğru, büyük Fransız ihtilâli esas gelişmesini bulmuştur.

Ekonomik liberalizm de XVIII. yüzyılda gelişmeğe başlamıştır. Ekonomik liberalizm Fransa'da Quesnay (1694 - 1774), İngiltere’de de, bugünkü ekonomi biliminin babası sayılan Adam Smith (1723 - 1790) tarafından kurulmuştur.

DEVRİMLERİMİZ « Toplum ve Toplum Yapısı

Kurtuluş Savaşından sonra, Türk toplumunun, çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması için Atatürk'ün önderliği altında yapılan devrim hareketleri. Türk milleti, Kurtuluş Savaşı ile millî bir devlet kurmuştu. Bu devletin, her yönden medenî devletler seviyesine çıkarılmasını ülkü olarak alıyordu. Bu için eski müesseselerde canlılıklarını kaybetmiş olan gelenekleri bırakarak, bunların yerine millî bünyeye uygun, medeniyet dünyasının ortak bulunduğu müesseseleri almak suretiyle yeni millî gelenekler kurmak gerekiyordu. Bu düşünce ile, değişiklikler yapmak suretiyle Anayasa. 1928 yılında tam anlamı ile lâik bir hale getirildi. Daha önce Şubat 1926 da dünyanın en yeni kanunlarından İsviçre Medenî Kanunu Türk Medenî Kanunu haline getirilerek ve bizim toplum şartlarımıza göre düzenlenerek kabul edildi. Bu münasebetle, bütün hukuk mevzuatımız, Batıdakileri ne benzetilmiş oldu.Kadınlarımıza, siyasî ve sosyal haklar sağlayan kanunlar çıkarıldı.

Türk toplumunun Tazimattan önce başlamış olan kılık ve kıyafet hareketi de, şapkanın ve medeni dünyaca kabul edilmiş olan diğer kıyafet ve görgü usullerinin kabul edilmesiyle. Tekkeler kapatıldı. Hicri ve Rumi takvim bırakılarak Milâdi takvim alındı. Hafta tatili yapmak ve soyadı taşımak zorunluluğu kabul edildi. Eski yazılar bırakıldı. Medreseler kaldırılarak, bütün öğretim müesseselerinin Millî Eğitim Bakanlığına bağlanması ile Türk nesillerini yetiştirmek yolunda büyük adımlar atıldı.

Bütün bu medenileşmemizle ilgili çabaların yanından Batı toplumlarında olduğu gibi, siyasî bir yönetim şekline, demokrasiyi tam ve normal hukuk düzeni içinde kabul etmemiz ile girişilmiş oldu.